İSLÂM'IN TEMEL HEDEFİ OLARAK: İYİLİK

Somuncu Baba

"İnfak¸ Allah yolunda ve Allah için yapılan her türlü gönüllü harcamadır. Zengin Müslümanların vermeleri gereken zekât ve gönüllü olarak yaptıkları her türlü yardım infak sayılır."


Din olarak İslâm¸ her zaman iyiyi ve iyi olanı emreder ve insanları iyiye ve iyiliğe davet eder. Bu anlamda dinimizin hedefi iyi insan yetiştirmek ve iyilik erdemini ayakta tutmaktır. İyiliğin tam karşısında kötülük vardır. İyilikte kurtuluş ve huzur¸ kötülükte ise felaket ve huzursuzluk vardır. İyilik adaletin¸ kötülük ise zulmün bir yansımasıdır. Bütün peygamberler iyiliği yeniden tarif eden ve insanlara öğreten kutlu elçilerdir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) kendi toplumuna peygamber olarak gönderildiğinde de o toplumun bir iyilik ve kötülük anlayışı vardı. Ancak Kur'ân¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e bir iyilik ve kötülük tarifi öğretti. O da bu konuda soru soran Nevvâs b. el-Ensârî adlı sahâbîsine şu cevabı verdi: “İyilik¸ güzel ahlâktır¸ kötülük ise içini tırmalayan (vicdanını rahatsız eden) ve insanların bilmesinden hoşlanmadığın şeydir.”


Kur'ân¸ iyiliği farklı kavramlarla açıklamaktadır. Bunu ifade etmek için bazen “ma'rûf”¸ bazen “hasene”¸ bazen ise “birr” kelimeleri kullanılmaktadır. Ancak iyiliğin tarifi “birr” üzerinden yapılmaktadır. Çünkü insanların zihninde “iyilik” olan şey ile Kur'ân'ın iyilik dediği şey farklıdır. Buna göre Kur'ân¸ Allah'ın gerçek anlamda neye iyilik adı verdiğini şöyle ifade etmektedir: “İyilik¸ yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik¸ Allah'a¸ âhiret gününe¸ meleklere¸ kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen¸ onu yakınlara¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yolda kalmışa¸ (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan¸ zekâtı veren¸ antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda¸ hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar¸ doğru olanlardır. İşte bunlar¸ Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir.1


Bu âyete göre tek başına kıbleye dönmek iyilik için gerekli ise de¸ yeterli bir şart değildir. Esas mesele kıbleye döndükten¸ doğru olan kıbleyi bulduktan sonra başlamaktadır. İyiliğin ikinci şartı gerçek anlamda mü'min olmaktır. Çünkü bu âyette ifade edilen ve “âmentü” diye özetlediğimiz iman esaslarına inanmayanlar gerçek anlamda iyiliği aslâ yakalayamazlar. Diğer bir şart¸ sevdiğimiz malı Allah için muhtaç olanlara harcamak ve vermektir. Bunun için de akrabânın yoksullarından başlamak esastır. Sonra yetimler gelmektedir. İyiliğin diğer bir şartı namazı dosdoğru kılmak ve zekâtı vermektir. Sözünde durmak ise iyi olmanın en önemli unsurlarındandır. Hele zor zamanlarda sabır tavrı göstermek ancak iyilerin yapabileceği bir şeydir.


Kur'ân ve sünnet bize iyiliğin bazı prensiplerini açıklamaktadır. Buna göre;


1. İyiliği emretmek farz¸ emredenin bunu bizzat yapması ayrı bir farzdır. Kendisi yapmadığı hâlde başkalarına iyiliği emretmek Müslümanca bir tavır olmadığı için Yüce Allah böyle yapanları uyarır ve şöyle buyurur: “(Ey Yahudi âlimler!) Kitabı okuduğunuz hâlde insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz?2 Âyet¸ Yahudi âlimlere bir uyarı olmakla birlikte Müslümanlara da hitap etmektedir.


2. İyiliğe ulaştıran en kestirme yol infaktır. İnfak¸ Allah yolunda ve Allah için yapılan her türlü gönüllü harcamadır. Zengin Müslümanların vermeleri gereken zekât ve gönüllü olarak yaptıkları her türlü yardım infak sayılır. Yüce Allah bunu şöyle ifade eder:


Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça iyiliğe aslâ erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu bilir.3


3. Müslümanın şiârı iyi çığır açmak ve iyilikte öncü olmaktır. Peygamberler iyi çığır açanların öncüleridir. Mü'minler de bu konuda onları takip etmekle yükümlüdürler. Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İslâm'da iyi bir çığır açan kimseye¸ bunun sevâbı vardır. O çığırda yürüyenlerin sevâbından da kendisine verilir. Fakat onların sevâbından hiçbir şey noksanlaşmaz. Her kim de İslâm'da kötü bir çığır açarsa¸ o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey noksanlaşmaz.4


4. İyiler cennette¸ kötüler ise cehennemde olacaktır. Gerçekte bu dünyada da iyiler kalben rahat ve huzurlu¸ kötüler kendileriyle bile kavgalıdır. Bu hakikat Kur'ân'da şöyle ifade edilir:


Şüphesiz iyi kimseler¸ Naîm Cenneti'ndedirler. Koltuklar üzerinde¸ (etrafı) seyrederler. Onların yüzlerinde¸ nimetlerin sevincini görürsün. Onlara¸ mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir. Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar¸ bunun için yarışsınlar. O içeceğin karışımı tesnimdir. Bu öyle bir pınar ki¸ Allah'a yakın olanlar ondan içerler.5


5. İyiliğe on misliyle karşılık verilir. Bu hususu bildiren âyetler şöyledir:


Kim (Allah'ın huzûruna) bir hasene ile gelirse¸ artık onun on misli¸ onundur. Ve kim bir seyyie ile gelirse¸ o zaman onun mislinden başkası ile cezalandırılmaz. Ve onlar haksızlığa uğramazlar6¸ “Her kim iyi amel getirirse¸ ona ondan daha hayırlısı vardır. Onlar o gün korkudan emindirler.7 


6. İyilik ancak Allah rızası için yapılır¸ ona başka bir karşılık beklenmez. Konuyla ilgili âyetler şöyledir:


Temizlenmek için malını hayra veren en muttekî (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır. O¸ hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabb'inin rızasını istediği için (yapar).8


7. İyiliğe öncülük eden de yapan gibi sevap kazanır. Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ “Bir hayrı gösteren¸ onu yapan gibi sevap alır.” buyurmuştur.


8. Kıyâmette iyiliği ağır basanlar kurtuluşa ereceklerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:


Artık kimin tartıları ağır gelirse¸ işte onlar kurtuluşa erenlerin ta kendileridir. Kimlerin de tartıları hafif gelirse¸ işte onlar da kendilerini ziyana uğratanların ta kendileridir. Onlar cehennemde ebedî kalacaklardır.9


9. Allah iyiliği başa kakanın yüzüne bakmaz. Hz. Peygamber şöyle buyurur:


“Hz. Ebû Zerr (r.a.) anlatıyor: ‘Rasûlullah (s.a.v.): ‘Üç kişi vardır¸ kıyâmet gününde Allah onlara ne konuşur¸ ne nazar eder¸ ne de günahlardan arındırır¸ onlar için elîm bir azab vardır!' buyurdu ve bunu üç kere de tekrar etti. Ben¸ “Ey Allah'ın Rasûlü! Öyleyse onlar büyük zarara ve hüsrana uğramışlardır. Kimdir bunlar?” dedim. Şöyle saydılar: “Elbisesini (kibirle¸ yerlere kadar salıp) süründüren¸ yaptığı iyiliği başa kakan¸ malını yalan yeminlerle reklam eden kimseler!10


10. İyiliği başa kakanın ameli boşa gider ve yaptığından sevap alamaz. Yüce Allah bunu şöyle ifade eder:


Ey iman edenler! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı hâlde insanlara gösteriş olsun diye malını harcayan kimse gibi¸ sadakalarınızı başa kakmak ve gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu¸ üzerinde biraz toprak bulunan ve maruz kaldığı şiddetli yağmurun kendisini çıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. Onlar kazandıklarından hiçbir şey elde edemezler. Allah¸ kâfirler topluluğunu hidâyete erdirmez.11


11. İyiliği emretmemek felâket sebebidir. Mü'minlerin temel görevlerinden biri de iyiliği emretmektir. Bu görevi yapmazlarsa felaket onları da sarar ve geri dönüşü de olmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu konuda şöyle buyurmaktadır:


Canımı gücü ve kudretiyle elinde tutan Allah'a yemin ederim ki¸ ya iyilikleri emreder ve kötülüklerden nehyedersiniz¸ ya da Allah kendi katından yakın zamanda üzerinize bir azab gönderir. Sonra Allah'a yalvarıp dua edersiniz¸ ama duanız kabul edilmez.12  


12. İyilikte yardımlaşmak¸ kötülükte ise yardımlaşmamak esastır. Yüce Allah şöyle buyurur:


İyilik ve takvâ (Allah'a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah'ın cezası çok şiddetlidir.13


Dünyanın iyilik gezegeni hâline getirilmesi¸ burada iyiliğin kötülüğe¸ iyilerin kötülere¸ hayrın şerre¸ iyinin kötüye gâlip gelmesiyle mümkün olacaktır.


 


Dipnot


1. 2/Bakara¸ 177.


2. 2/Bakara¸ 44.


3. 3/Âl-i İmrân¸ 92.


4. Müslim¸ Zekât 69; Nesâî¸ Zekât 64.


5. 83/Mutaffifin¸ 22-28.


6. 6/En'âm¸ 160.


7. 27/Neml¸ 89.


8. 92/Leyl¸ 17-20.


9. 23/Mü'minûn¸ 102-103.


10. Müslim¸ İman 171¸ (106); Ebu Dâvud¸ Libas 28¸ (4087¸ 4088); Tirmizî¸ Büyû' 5¸ (1211); Nesâî¸ Büyû' 5¸ (7¸ 245).


11. 2/Bakara¸ 264.


12. Tirmizî¸ Fiten 9.


13. 5/Mâide¸ 2.

Sayfayı Paylaş