HZ. EBÛ BEKİR (R.A.)

Somuncu Baba
Yazarlar: Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek

İsmi Abdullah ve künyesi Ebû Bekir’dir. Araplar arasında künye ile çağırmak âdet olduğundan¸ Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Atîk/çok köle azat eden lakabıyla anılan Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ hazerde ve seferde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşıdır.1

İslâm’la şereflendikten sonra Mekkeli müşriklerin hedef aldığı isimlerin başında gelmekteydi. İbnu’d-Dığne’nin himayesinde müşriklerin tasallutundan kurtuldu. Evinde ibadet ve taatle meşgul olan Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in bir özelliği¸ Kur’an okurken gözyaşlarını tutamamasıydı.

İsmi Abdullah ve künyesi Ebû Bekir’dir. Araplar arasında künye ile çağırmak âdet olduğundan¸ Ebû Bekir adıyla meşhur olmuştur. Atîk/çok köle azat eden lakabıyla anılan Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ hazerde ve seferde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in arkadaşıdır.1

 

İslâm’la şereflendikten sonra Mekkeli müşriklerin hedef aldığı isimlerin başında gelmekteydi. İbnu’d-Dığne’nin himayesinde müşriklerin tasallutundan kurtuldu. Evinde ibadet ve taatle meşgul olan Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in bir özelliği¸ Kur’an okurken gözyaşlarını tutamamasıydı. Evinden yükselen Kur’an tilavetini dinlemek üzere müşriklerin kadın ve çocukları dikkat kesiliyor¸ ilgiyle kendisini diniyorlardı. Bu durum Kureyş’in ileri gelenlerini ürküttü. İbnu’d-Dığne’ye haber gönderip gerekeni yapmasını istediler. Bunun üzerine o da Hz. Ebû Bekir (r.a.)’e gelip şöyle dedi: “Ey Ebû Bekir! Seni hangi şartla himayeme aldığımı biliyorsun. Ya bu şartlara razı olup gereğini yaparsın ya da himayemden çıkarsın. Çünkü ben¸ Arap cemiyetinin¸ anlaşma yaptığım biriyle anlaşmamı sebepsiz yere bozduğum intibaını taşımasını arzulamıyorum.” Bu söz üzerine Hz. Ebû Bekir (r.a.); “O halde himayeni sana iade ediyorum. Ben Allah (c.c.)’ın ve Peygamberinin himayesine razıyım.” karşılığında bulundu.2

 

Yumuşak Huylu ve Çok Sevilen Biri İdi

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ İslâm’a girip Müslümanlığını açığa vurunca¸ hemen insanları Allah (c.c.)’a davete başladı. O¸ kavmiyle kaynaşan yumuşak huylu ve çok sevilen biri idi. Huyu güzel¸ doğru ve dürüst bir tüccardı. Bilgili ve hoş sohbet olduğu için pek çok hususta insanlar yanına gelir¸ görüşlerinden istifade ederlerdi. O da kendisine güvendiği kimseleri Allah (c.c.)’a ve İslâm’a davet ederdi. Onun delâletiyle Zübeyr b. Avvâm¸ Osman b. Affân¸ Talha b. Ubeydullah¸ Sa’d b. Ebî Vakkâs¸ Abdurrahmân b. Avf (r.a.) gibi ashâbın önde gelen simaları Müslüman olmuşlardı.

Hz. Ebû Bekir (r.a.) uzuna yakın orta boylu¸ beyaz tenli¸ zayıf bedenli¸ gür saçlı¸ seyrek sakallı¸ çukurca gözlü¸ yumru alınlı¸ güzel yüzlü idi. Bedeni zayıf zarif¸ cildi ince¸ göz pınarları derin¸ yüzü nurlu¸ alnı ve yüzü beyaz ve açık idi. Bedeni zayıf ve zarif olmasına rağmen kuvvetli¸ azminde kararlı ve şecaatli idi. Görünüşünü sun’î güzelliklerle süslemeye hevesli değildi. Duruşları mahzun ve sevimli idi.3

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ erkekler arasında ilk Müslüman olan kişi¸ Müslümanlar arasında ilk defa malının tamamını Allah (c.c.) yolunda harcayan insan¸ Allah (c.c.) Rasûlü’ne gelen maddî zararı Müslümanlar arasında ilk defa karşılayan kişidir. İslâm tarihinde ilk halifedir. Kur’an-ı Kerim’in yazıldığı sayfalardan ve ezberleyen hâfızlardan dinleyerek ilk defa kitap hâline getiren¸ İslâm’da ilk kez hazineyi/beytülmali kuran kişidir. Aşere-i mübeşşere sayılırken ismi ilk sırada zikredilen¸ Peygamber Efendimiz ile birlikte hicret eden¸ bu yüzden de kendisine Kur’an-ı Kerim’de “ikinin ikincisi” denilen isimdir.4 Mirac Gecesi’nin sabahında kararlılık göstermiş¸ inkârcılara etkili cevaplar vermiştir. Bedir Gazvesi ve Hudeybiye Anlaşması sırasındaki konuşmaları çok etkili olmuştur. Mekke’ye girmek geciktiğinde o sebat etmiş ve diğerleri gibi şüpheye düşmemiştir. Mürtetlerle savaşı onun cesaretinin göstergesidir. En sıkıntılı anlarda Üsâme ordusunu yola çıkarmış ve kararlılığını göstermiştir.5

 

İleri Görüşlülüğü ile Seçkindi

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ ashap içerisinde ileri görüşlülüğü ile seçkindi. Rüya yorumlama hususunda derin bir sezgisi vardı. Üstün akıl sahibiydi. Söz ve davranışlarında mükemmel bir konumdaydı. İnsanlar arasında Allah (c.c.)’ı en iyi bilen¸ Allah (c.c.)’tan en çok korkandı.6

 

Tasavvuf düşüncesinde Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ zühd ve verâ’ı ile tasavvufî hayatın ashap içindeki öncülerinden sayılır. Nitekim Ebû Bekir Muhammed el-Vâsıtî (ö.320/941): “Bu ümmet içinde sûfiyâne sözler ilk defa Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in dilinden dökülmüştür.” diyerek onun Allah Rasûlü (s.a.v.)’ne malının tamamını getirdiğinde: “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” sorusuna: “Allah ve Rasûlü’nü” cevabına işaret etmektedir.7

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ Kureyş’in önde gelen servet sahiplerinden biri olmasına rağmen¸ mütevazı bir hayat sürmüştür. O¸ dünya malını en verimli şekilde kullanarak bütün varını yoğunu Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün önüne sermiş¸ servetini Allah (c.c.) yolunda harcamış¸ bilhassa İslâm’ın ilk ve en sıkıntılı yıllarında eziyet gören Müslüman köleleri satın alarak onları hürriyetine kavuşturup işkenceden kurtarmıştır. Servet sahibi olması¸ zühdüne mâni olmamış¸ aksine o¸ malını gerektiği gibi kullanarak¸ zenginlik içinde zühdün nasıl yaşanacağını göstermiştir. Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ halifeliği sırasında da oldukça sade bir hayat yaşayarak makamın onun bu tavrını değiştirmediğini göstermiştir. Hatta vefatı esnasında¸ kendisine ait bir arazi parçasının satılarak hilâfeti müddetince maaş olarak devlet hazinesinden aldığı miktarın¸ geri ödenmesini vasiyet etmiştir.8

 

Hedefi¸ Muttakî Olabilmekti

 

Bir Müslüman’ın hedefi¸ muttakî olabilmektir. Yani¸ Allah (c.c.)’a derin bir saygı duyan ve O’nun rızasını kaybetmekten sakınan kimseler seviyesine ulaşmalı ve dünyaya veda edip giderken de Allahu Teâlâ’nın rızasını kazanmış olabilmelidir. Bu hedefe varabilmek için¸ acaba bilerek veya bilmeyerek bir günah işler de Allah (c.c.) katındaki yerimi kaybeder miyim diye dikkatli ve titiz davranmak gerekir. Efendimiz’in buyurduğu gibi¸ yapılması ilk planda sakıncalı görünmeyen bazı davranışlardan bile¸ günaha girme endişesiyle uzak durmalıdır. Bu konularda en büyük hassasiyeti gösterenlerden biri de¸ Hz. Ebû Bekir (r.a.) idi. Lüzumsuz ve yersiz sözden son derece kaçınan Hz. Ebû Bekir (r.a.)’in az ve yerinde konuşmayı şiar edinmek¸ kendini buna alıştırmak için uzun süre ağzında taş taşıdığı rivayet edilmektedir.9 Şüphelilerden sakınma konusunda gösterdiği titizlik¸ ondaki vera duygusunun tezahürü olduğu gibi¸ tasavvuftaki “helâl lokma” inceliğinin de esasıdır.

Peygamber Efendimiz muhacirlerin yaptıkları fedakârlıkları zaman zaman yâd etmiş ve onları methetmiştir. Ancak onların içerisinde Ebû Bekir (r.a.)’ın ayrı bir yeri vardır. Ona olan minnettarlığını ise şöyle ifade etmiştir:

 

“Bize iyiliği dokunan herkese bunun karşılığını ayniyle veya daha fazlasıyla ödemişizdir. Ancak Ebû Bekir (r.a.) müstesnâ! Onun o kadar çok iyiliği olmuştur ki karşılığını kıyamet günü Allah (c.c.) verecektir. Bana Ebû Bekir (r.a.)’in malı kadar kimsenin malı faydalı olmamıştır. Eğer kendime bir dost edinseydim¸ mutlaka Ebû Bekir (r.a.)’i edinirdim. (Kendini kastederek) Haberiniz olsun¸ arkadaşınız Allahu Teâlâ’nın dostudur.”10

 

Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün hicret esnasında hem Sevr Mağarası’nda hem de daha sonra müşriklerden Süraka bin Malik’in peşlerine düşmesi sırasında Allah (c.c.)’a göstermiş olduğu teslimiyet dillere destandır. Mekke’den Medine’ye hicret esnasında müşrikler¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’i ve sâdık yol arkadaşı Hz. Ebû Bekir (r.a.)’i amansız bir takibe almışlar ve Sevr mağarasında kendilerine ulaşmışlardı. Onlar mağaranın sağını solunu dolaşıyor ve “Eğer mağaraya girmiş olsalardı¸ güvercinlerin yumurtası kırılır¸ örümcek ağı da bozulurdu.” diyorlardı. Bu esnada endişeye kapılan Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ Peygamber Efendimiz’e hitaben: “Ben öldürülürsem¸ nihayet bir tek kişiyim¸ ölür giderim. Fakat sen öldürülecek olursan¸ o zaman bir ümmet helak olur gider.” diyordu. O sırada Peygamberimiz ayakta namaz kılıyor¸ Hz. Ebû Bekir (r.a.) de gözcülük yapıyordu. Efendimiz’e; “Şu kavmin seni arayıp duruyorlar. Vallahi ben kendim için tasalanmıyorum. Fakat sana zarar vermelerinden korkuyorum.” dedi. Rasûl-i Ekrem: “Ey Ebû Bekir¸ korkma! Hiç şüphesiz Allah (c.c.) bizimledir!” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ mağaranın içinde iken başlarının üzerinde müşriklerin ayaklarını görünce de; “Ey Allah (c.c.)’ın peygamberi! Onlardan birisi aşağı eğilip baksa muhakkak bizi görür!” deyince¸ Allah Rasûlü (s.a.v.): “Mahzun olma! Allah (c.c.) bizimledir ey Ebû Bekir! Üçüncüsü Allah (c.c.) olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun.” buyurdu.11

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ başkaları tarafından övüldüğünü gördüğü zaman şöyle derdi:

“Ey Allah (c.c.)’ım!¸ nefsimi sen onlardan daha iyi bilirsin. Beni onların düşündüğünden daha iyi duruma getir. Onların bilmediği hatalarımı bağışla. Onların¸ hakkımda söyledikleri övgülerinden dolayı beni sorguya çekme.”12

 

Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde Hz. Ömer (r.a.) de dâhil ensar ve muhacirler ne yapacağını bilemez hâlde ve kendilerinden geçmiş bir vaziyetteyken Hz. Ebû Bekir (r.a.) halkı¸ teskin edip onlara:

 

“Muhammed¸ ancak bir peygamberdir. Ondan önce de peygamberler gelip geçmiştir. Şimdi o ölür ya da öldürülürse¸ gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim (böyle) geri dönerse¸ Allah (c.c.)’a hiçbir şekilde zarar vermiş olmayacaktır. Allah (c.c.)¸ şükredenleri mükâfatlandıracaktır.”13 âyetini okumuş¸ herkesin sühuletle hareket etmesini sağlamıştır.

 

Asla Bir İhtirası Yoktu

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.) ömrü boyunca dünya mal¸ mülk¸ makam ve mevkiine karşı daima müstağni davranmıştır. Halife olmak üzere kendisine biat edildiği zaman minbere çıkan Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ bir hutbe okur ve bu hutbesinde ashâba şu şekilde seslenir:

“Vallahi hiç bir zaman imaret ve hilafet hususunda asla bir ihtirasım yoktu. Bu işe rağbet etmiş dahi değildim. Ne gizli ne de açıktan böyle bir görevi katiyetle Allah (c.c.)’tan dilemiş de değildim¸ imarette ve hilafette benim için rahat yoktur.” 14

 

Hz. Ebû Bekir (r.a.) fıtraten halim selim¸ son derece yumuşak ve şefkatli idi. Bununla beraber vazife ve mesuliyet işlerinde zerre kadar müsamaha göstermezdi. Onun yumuşaklığı şahsi muamelatına aitti. Din ve millet işlerinde en küçük bir tereddüdü¸ en basit müsamaha ile göz yumduğu görülmezdi. Fakat insanların kusurlarını büyütmez¸ onlara kusurları derecesinde muamele gösterirdi.15

 

Cömertliği takvada¸ zenginliği tam inançta¸ şerefi alçak gönüllülükte bulduğunu söyleyen Hz. Ebû Bekir (r.a.)¸ Selmân-ı Fârisî (r.a.)’ye; “Selman! Allah (c.c.)’ın emirlerini tut. İleride büyük fetihler olacak¸ senin payına ne düşecek bilemem ama yiyip içecek ve sırtına giyecekten fazla olmasın” diye nasihat ettiği gibi¸ Abdurrahman b. Avf (r.a.)’a da; “Gelecekte dünyanın genişleyeceğini¸ bolluğa kavuşacağını görüyorum. Bolluk zamanında ipek perdeler¸ atlas yastıklar kullananlar çıkacak. Sizden birinizin boynunun vurulması¸ dünyaya dalmasından daha iyidir” diye öğüt verirdi.16

 

 

Dipnot

 

1. Bu makale Prof. Dr. Kadir Özköse ve Prof. Dr. H. İbrahim Şimşek’in Nasihat Yayınları’ndan neşredilen Altın Silsileden Altın Halkalar kitabının 51-60. sayfalarından özetlenmiştir.

2. EbûNuaym Ahmed b Abdillah el-Isfehânî¸ Hilyetü’l-evliyâ ve tabakâtü’l-asfiyâ¸Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye¸ Beyrut¸ ts.¸ c. I¸ s. 29-30.

3. El-Hânî¸ Âdâb¸ s. 34.

4. Necmeddin b. Muhammed Nakşbendî¸ Altın Silsile (Hulâsatü’l-Mevâhib¸ haz.: İbrahim Tozlu¸ Semerkand¸ 4. Baskı¸ İstanbul 2008¸ s. 78.

5. Abdülmecid Hânî¸ Hadâikü’l-verdiyye Nakşbendîlerin Gül Bahçeleri¸ çev.: Mehmet Emin Fidan¸ Yasin Yay.¸ İstanbul 2007¸ s. 155.

6. Aynı eser¸ s. 354.

7. Serrâc¸ el-Luma’¸ s. 168.

8. İbn Esîr¸ İzzeddin Ebü’l-Hasan Ali b. Ebi’l-Kerem Muhammed eş-Şeybânî¸ el-Kâmil fi’t-târih¸DâruSadr¸ Beyrut 1979¸c. II¸ ss. 421-424.

9. Kuşeyrî¸ er-Risâle¸s. 122.

10. Tirmizî¸ Menâkıb¸ 15.

11. Buhârî¸ Fezâilü’l-Ashâb¸ 2; Müslim¸ Fezâilü’s-Sahâbe¸ 1.

12. Nakşbendî¸ Hulâsatü’l-Mevâhib¸ s. 78.

13. 3/Âl-i İmrân¸ 144.

14. Hucvirî¸ Keşfu’l-mahcûb¸ s. 85.

15. El-Hânî¸ Âdâb¸ s. 35.

16. Yılmaz¸ Tasavvuf ve Tarikatlar¸ s. 96.

 

Sayfayı Paylaş