HELÂL KAZANÇ BİLİNCİ

Somuncu Baba

"İslâm dengeyi sağlamak için kazanç ile infâk arasında nasıl bir ilişki kurmuştur? Müslümanın kazanç anlayışında ‘Rabbenâ hep bana.' diye bir bencillik yoktur. Müslüman kazanırken¸ önce kendi zarûrî ihtiyaçlarını¸ sonra bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarını¸ sonra üçüncü derece yakınlarının ihtiyaçlarını¸ sonra ihtiyaç içerisinde olan Müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını dikkate alır. Bu bakımdan kazanç ve infâk iç içedir."


Hayatın devamı için iâşenin temini bir zorunluluktur. Ancak iâşenin temini için kazanç sağlamanın kuralları vardır. Yani bir kazanç ahlâkından bahsetmek gerekir.


İslâm¸ insanın tabîî ihtiyaçlarını aslâ inkâr etmez¸ aksine onları kabul eder ve insan fıtratına ve toplum yararına en uygun şekilde karşılamanın yollarını gösterir. Bunun için İslâmî anlayışta ne “Hedefe varan yol meşrûdur.” şeklinde “Makyevelizm”¸ ne de “Helâl haram ver Allah'ım¸ senin kulun yer Allah'ım!” anlayışı vardır. Müslüman¸ Allah ve Rasûlü'nün belirlediği meşrû kazanç yollarına başvurarak kazanç temin etmekle yükümlüdür. Bunun elbette bir ahlâkı vardır. Hanefî mezhebinin meşhur imamlarından İmam Muhammed'e¸ “Bu kadar kitap yazdınız¸ keşke bir de zühd (ahlâk/tasavvuf) kitabı yazsaydınız.”¸ denildiği zaman o¸ “Alış-verişle ilgili kitabı yazdım ya!” diye cevap vermiştir. Böylece Müslümanların fıkıh kitaplarının bu noktada asgarî ahlâkı öğrettiğini anlatmak istemiştir. Nitekim gerek risâle gerekse başlı başına bir fıkıh kitabı olarak yazılan eserlerde helâl kazanç ve kazanç ahlâkı üzerinde durulduğunu görmekteyiz. Mesela meşhur Hanefî fakihlerinden Ebu'l-Leys es-Semerkandî (373/983)¸ namazla ilgili olarak yazdığı risâlesinde temizlik konusunu anlatırken temizliği altı kısma ayırmış ve bunları da şöyle tasnif etmiştir:


1. Kalbi Allah'ın hâricindeki şeylerden temizlemek


2. Kalbi¸ kinden¸ hasetten ve hilekârlıktan temizlemek


3. Dilini yalan¸ gıybet¸ koğuculuk ve iftiradan temizlemek


4. İçini haram yemekten temizlemek


5. Vücûdunun dışını haram elbise giymekten temizlemek


6. Dinî temizlik yapmak. Yani iki batman su alıp biriyle tuvalete ait temizliği yapmak¸ diğeriyle de bütün vücûdu temizlemek ve kulluk yapmaya ehil hale gelmek.


Yine İmam Muhammed¸ Kitâbu'l-Kesb adlı mükemmel bir risâle yazarak helâl kazancın yollarını ve ahlâkını ele almıştır. Bundan sonra da Müslümanlar kazanç ahlâkını ele alan müstakil kitaplar veya kitaplar içerisinde bölümler yazmışlardır. Bir kere Müslüman kazanç konusunda seçici olmalıdır. Helâl olanın peşine düşmelidir. Kanâati elden bırakmamalıdır. Hakkı olmayan veya gücünü aşan işlerin peşine düşmemeli ya da sırf mal biriktirmek maksadıyla hırs sahibi olmamalıdır. İhtiyacı kadar kazanmayı hedeflemelidir. Kendisinin rızık için çalışmakla görevli olduğunu ancak gerçek rızık vericinin ancak Allah olduğunu bilmelidir. Bu sebeple İslâm bir kısmı aşırı ve olumsuz mânâda hırs¸ bir kısmı ise haram kazanç olduğu için bazı kazanç çeşitlerini yasaklamıştır. Ancak şuna dikkat etmek gerekir ki¸ İslâm bir şeyi yasaklamışsa¸ o konuda insan ihtiyacı varsa mutlaka onun bir alternatifini göstermiştir. Bunun için bazı kazanç yollarını yasaklayan İslâm¸ buna alternatif yollar da göstermiştir. Meselâ İslâm fâizin her türlüsünü yasaklamıştır. Ancak ona alternatif olarak pek çok çeşidiyle şirketleşmeyi helâl kazanç yolu olarak göstermiştir. Kumar¸ karaborsa¸ tefecilik¸ aldatma¸ hileli satış¸ fırsatçılık¸ gasp¸ hırsızlık¸ rüşvet¸ sahtecilik İslâm'ın yasakladığı bazı kazanç çeşitleridir.


“Helâl kazanç” bilincinin yaygınlaşması için eğitimin küçük yaşlarda başlaması gerekir. Biz İslâmî eğitimde çocuklarımıza¸ öncelikle abdest almayı¸ namaz sûrelerini¸ namaz kılmayı öğretiyoruz¸ önceliği bunlara veriyor ve ahlâklı olmayı nasıl olsa öğrenir sanıyoruz. Hâlbuki öyle olmuyor. Öncelikle “helâl lokma” bilinci öğretilmelidir. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) bir gün ellerini semaya kaldırıp duâ eden birisini görmüş ve şöyle demiş: “Yediği haram¸ içtiği haram¸ giydiği haram… bunun duâsı nasıl kabul olacak?!” Demek ki¸ namazın kabulü de helâl lokma ile yemeğe¸ içmeğe ve giymeğe bağlı. O hâlde önce helâl lokma bilinci kazanılmalı.


Kazanç kadar kazancı harcama biçimi de önemlidir. İslâm'a göre kazanmanın olduğu gibi¸ harcamanın da kuralları vardır. Elbette kazanmak kadar harcama biçimi de önemli. Her şeyden önce harcama bilincine sahip olmak gerekir. Bir kere İslâm israf ve tebzîri yasaklıyor ve bu davranışa sahip olanları şeytanın kardeşleri olarak nitelendiriyor.1 İsraf¸ bir şeyi ait olduğu konuda yeterinden fazla harcamaya denir. Mesela bir kap yemekle doyacağı hâlde beş çeşit istemek ve onların hepsini bulaştırmak bir israftır. İsrafın bir değeri gereğinden fazla harcamaktır. Tebzîr ise hiç gereği yokken harcamadır. Mesela aç olmadığı hâlde yemek sipariş vermek bir tebzîr örneğidir. Onun için Kur'an-ı Kerim'de¸ “Allah'ın seçkin kulları infâk ettiklerinde israf etmezler.”2 denirken¸ “Tebzîr yapanlar şeytanlarla kardeştirler.” buyrulur. Yani tebzîr¸ israftan da öte bir israftır¸ Türkçeye “saçıp savurma” diye çevrilir. Bugün kapitalizmin sun'î ihtiyaç haline getirdiği ve AVM'ler yoluyla pompaladığı tüketim çılgınlığı tam anlamıyla bir tebzîrdir. Harcama¸ ölçüyle ve ihtiyaca göre olmalıdır. Gösterişten ve lüksten kaçınmak¸ ihtiyaç fazlasını ihtiyaçlı olanlara aktarmak ve onları gözetmek de bir harcama ölçüsüdür. Piyasayı araştırmak aldatıp aldanmamak da bir ölçüdür.


İslâm dengeyi sağlamak için kazanç ile infâk arasında nasıl bir ilişki kurmuştur? Müslümanın kazanç anlayışında «Rabbenâ hep bana” diye bir bencillik yoktur. Müslüman kazanırken¸ önce kendi zarûrî ihtiyaçlarını¸ sonra bakmakla yükümlü olduğu kimselerin ihtiyaçlarını¸ sonra üçüncü derece yakınlarının ihtiyaçlarını¸ sonra ihtiyaç içerisinde olan Müslüman kardeşlerinin ihtiyaçlarını dikkate alır. Bu bakımdan kazanç ve infâk iç içedir. Yoksa Müslüman sırf zengin olmak¸ mal biriktirmek ve bu mal ile başkalarına tahakküm etmek¸ kendini üstün göstermek¸ başkalarını hor görmek niyetiyle kazanamaz. Bu İslâm'ın onayladığı bir kazanma düşüncesi değildir. Çünkü yukarıda sayılan gruplar ihtiyaç içinde iken varlıklı Müslüman¸ “Bana ne¸ o da kazansaydı.” diyemez. Zira çalışma ile zengin olma arasında her zaman doğru bir orantı yoktur. O zaman Müslüman esasen infâk etmek için kazanır denilebilir. “Önce can sonra canan.” insan tabiatına daha uygun bir anlayış olduğu hâlde¸ İslâm başkalarını kendine tercih etme (îsâr) anlayışını da öğretmiş ve bunu bir ahlâk ölçüsü olarak ortaya koymuştur. Sahâbe-i kiramdan savaş gibi olağanüstü bir durumda bile kardeşini kendisine tercih edenlerin olduğunu görmekteyiz. Haşr Suresi'nde¸ kendisi ihtiyaçlı olsa bile Müslüman kardeşini tercih edenler övülmektedir.


Kur'an ve Sünnet'te infâka önemli bir yer veriliyor. Bu¸ infâkın fert ve toplum hayatında ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. İnfâk¸ Müslümanın Karunlaşmasını önlediği¸ kendisine sorunluluk bilinci aşıladığı¸ merhamet damarlarını açık tuttuğu¸ mala tapmayı engellediği¸ toplumdaki gelir dengesine yardımcı olduğu için önemlidir.


İnfâkı zekât ve sadakadan ayrı bir özelliğe sahiptir. Geniş anlamda Allah için yapılan bütün harcamaların adı sadakadır. Zekât özel ve zorunlu bir ödemedir. İnfâk zekâttan sevap bakımından daha önemlidir. Çünkü zekâtta zorunluluk¸ infâkta gönüllülük vardır.


Bazı insanların infâk etmekte zorlandıklarını görmekteyiz. Bunun temel sebebi¸ insanda var olan cimriliktir. Allah insanda var olan bu damarı kabul etmekle birlikte onu aşmasını tavsiye etmektedir. İnfâk¸ sadaka ve zekât âyetlerinin bu kadar çok olmasının altında yatan en temel sebeplerden biri¸ Müslümanları vermeye alıştırarak nefsin cimriliğini kırmalarını sağlamaktır. İnfâkın zor gelmesinin bir diğer sebebi¸ çağımızın yaygın hastalığı hâline gelen karşılıksız verme anlayışının hemen hemen yok edilmesidir. İnsanlar her sahada karşılık bekleyerek iş yapınca infâk da zor gelmektedir.


Türkiye'de infâkın kurumsallaştığına şahit oluyoruz. İnfâk ve diğer yardımları toplayan ve bunları yardıma muhtaç insanlara ulaştıran dernekler ve vakıflar çoğalmaktadır. Aslında bu kuruluşlar kurumaya mahkûm olan infâk damarlarını bir şekilde yeşertmektedir. Bu yönüyle çok olumlu olduğuna inanıyorum. Tek endişem suiistimal veya toplanan yardımların gerçek yerlerine sarf edilmesine özen ve dikkat gösterilmemesidir. Aksi halde bu konuda yapılacak bir yanlış bu damarın daha çok kurumasına yol açar. Bunun da vebali büyük olur.


Modern zamanlarda dünyevileşme ve bencilleşmenin arttığına şahit oluyoruz. Bu bizim kazanma ve harcama biçimimizde ahlâkî boyutun eksik kaldığına işarettir. Etrafımıza baktığımızda kesinlikle ahlâkî boyutun gittikçe eridiğini ve örselendiğini gözlemliyoruz. Ciddî anlamda dünyevîleşme¸ sekülerleşme¸ profanlaşma ve tüketim çılgını haline gelme halleri gözlemleniyor. Reklamlar¸ sosyal medya¸ görsel medya hep bunu pompalıyor. Bu noktada Müslümanlar olarak kapitalizmin fenâ halde esiri olmuş durumdayız maalesef!


 


Dipnot


 


1. 17/İsr⸠26-27.


2. 25/Furkân¸ 67.

Sayfayı Paylaş