EŞREFOĞLU RÛMÎ

Somuncu Baba

“Tasavvuf yolunun aşkıyla yandığını görünce¸ onu evliyanın büyüğü Ankara'daki Hacı Bayrâm-ı Velî'ye gönderdi. O da Ankara'ya gidip yeni hocasına teslim oldu. Hacı Bayrâm-ı Velî'ye on bir sene hizmet etti.”


Eşrefoğlu Rûmî¸ hayatı menkıbelerle dolu mutasavvıf bir şairdir. Asıl ismi Abdullah babasınınki Eşref'tir. Babasının ismine nazaran Eşrefoğlu Rûmî diye şöhret bulmuştur. İznik'te 1484 (H. 889) (?) doğdu ve burada vefat etti.


Eşrefoğlu Rûmî¸ önce İznik'te bulunan medreselerde çeşitli âlimlerden ders aldı. Zamanın zâhirî ilimlerinde üstün başarılar elde etti. Sonra Bursa'ya giderek Padişah Çelebi Mehmed'in medresesine girdi. Burada tefsîr¸ hadîs ve fıkıh ilimleri üzerinde söz sahibi olan âlimler derecesine yükseldi.


Nefsini de terbiye etmek amacıyla Bursa'da bulunan Emîr Sultan'ın huzuruna gitti. Talebesi olup¸ hizmetiyle şereflenmek istediğini bildirdi. Emîr Sultan¸ Abdullah'ın tasavvuf yolunun aşkıyla yandığını görünce¸ onu evliyanın büyüğü Ankara'daki Hacı Bayrâm-ı Velî'ye gönderdi. O da Ankara'ya gidip yeni hocasına teslim oldu. Hacı Bayrâm-ı Velî'ye on bir sene hizmet etti. Bu kadar zaman zarfında hocasının: “Üstâdın huzurunda lüzumsuz konuşmak edebe aykırıdır.” sözü üzerine¸ yanında bir kelime bile konuşmadı. Sadece sorulan sorulara kısa ve öz olarak cevap verir¸ edebe¸ ziyade dikkat ederdi.


Hocasına karşı muhabbeti ve hürmeti üzerine¸ Hacı Bayrâm-ı Velî kızı Hayrünnisâ'yı ona nikâh ederek zevceliğe verdi. Bir müddet daha hizmete devam eden Eşrefoğlu¸ hocasından izin alarak İznik'e döndü. Orada kırk gün nefsini terbiye etmesi için halvete girdi hocasının emriyle Hama şehrinde Abdülkâdir-i Geylânî hazretlerinin torunlarından Şeyh Hüseyin Hamevî'nin huzuruna gidip¸ Kâdirî yolunu öğrendi.


Hüseyin Hamevî'den icazetname aldı. Hüseyin Hamevî'nin halifesi olarak Anadolu'da Kâdirî yolunu yaymak üzere vazifelendirildi. Hocası “Halk senin zâhirine de bakar. Onun için kıyâfetini biraz düzeltmen lâzımdır. Şu hırkayı ve pabuçları al¸ giy.” deyince¸ Eşrefoğlu hırkayı giydi¸ pabuçları da başına geçirerek: “Hocamın verdiği pabuç ayağıma değil¸ başıma olsa gerektir.” dedi.


Menkıbeler


Vakit ilkbahar olduğu için çiçekler yeni açmıştı. Abdest alıp namaz kıldıktan bir süre sonra Hüseyin Hamevî talebelerine: “Biraz menekşe toplayıp¸ getirin.” buyurdu. Talebelerin her biri bir tarafa dağıldı. Demet demet menekşe toplayıp¸ hocalarına getirdiler¸ Eşrefoğlu ise hocasının huzuruna elindeki bir menekşe ile vardı. Hüseyin Hamevî “Rûmî¸ misafir olduğun için menekşenin yerini bulamadın herhalde.” deyince¸ o “Sultanım hangi menekşeyi koparmak istedimse: “Allah rızası için beni koparma¸ zikir ve ibadetimden ayırma.” diye söyledi. Ben de dolaştım. Bir yerde ibadeti bitmiş bir menekşe gördüm. Onu koparıp getirdim.” dedi. Bu sözleri işiten diğer talebeler onun üstünlüğünü bir kere daha anlamış oldular ve düşüncelerinden Tevbe ettiler.


Hüseyin Hamevî'nin emri üzerine yola çıkmak üzere hazırlık yaptığı sırada¸ Hüseyin Hamevî'nin eski talebeleri aralarında “Biz bu kadar zamandan beri hocamızın hizmetindeyiz. Bize himmet verilmedi. Bu Rûmî denilen ve Anadolu'dan gelen kimseye kırk günde hem himmet¸ hem de icazet verildi. Bu nasıl iştir?” diye konuşuyorlardı. Hüseyin Hamevî¸ talebelerini toplayıp bir konuşma sırasında “Yâ Rûmî! Bu kadar misafirimiz oldun. Sana bir ziyafet veremedik. Bir ziyafette bulunalım. İnşallah ondan sonra gidersin.” dedi. Yemekler hazırlanıp¸ talebeleri ile yeşillik bir yere gittiler. Hüseyin Hamevî suyu bulunmayan bir yerde oturulmasını emretti. Talebeleri: “Sultanım¸ burada su yoktur¸ namaz zamanı abdest almak icap ettiğinde sıkıntı çekeriz.” demelerine rağmen Hüseyin Hamevî oturulmasını istedi. Talebeler hocalarının emri üzerine oturdular. Namaz vakti girince abdest almak icap etti. Hüseyin Hamevî¸ Eşrefoğlu hariç bütün talebelerine su aramalarını söyledi. Talebelerin: “Sultanım burada su yoktur.” demelerine rağmen: “Hele siz bir arayın belki vardır.” buyurdu. Talebeler aramalarına rağmen bulamadılar. Bunun üzerine Hüseyin Hamevî: “Rûmî! Gerçi sen misafirsin. Misafire hizmet ettirmek doğru değildir. Bir de sen ara. Belki su bulursun.” deyince¸ Eşrefoğlu “Emriniz başım üstüne.” diyerek hemen aramaya başladı. Bir ağacın yanına gidip¸ teyemmüm etti ve secdeye varıp Allahu Teâlâ'ya şöyle yalvardı: “Yâ Rabbî! Şeyhim su istiyor. Lutfet¸ su ihsan eyle.” Daha sonra başını secdeden kaldırdı. Secde ettiği yerden bir pınarın kaynadığını gördü. Hemen tası doldurup hocasına götürdü. Hüseyin Hamevî talebelerine dönerek: “Su olmadığını iddia ediyordunuz. Bakın Rûmî nasıl bulmuş!” dedi. Talebeler hemen suyun bulunduğu yere gittiler. Suyun daha yeni çıkıp akmaya başladığını görünce¸ hocalarının Eşrefoğlu'na himmet etmesinin sebebini anladılar.


Hacı Bayrâm-ı Velî'nin Yanında


Anadolu'ya döndükten sonra Eşrefoğlu Rûmî¸ kayınpederi Hacı Bayrâm-ı Velî'nin yanında bir müddet daha kaldı¸ sonra İznik'e gitti. Burada kimsenin dikkatini çekmeden yalnız bir hayat yaşarken Hama'dan bir zâtın gelmesi ile durum değişti. O zât herkese Eşrefoğlu'nun menkıbelerini anlatmaya başlayınca¸ İznik halkı kendisine hürmet ve itibar göstermeye başladı. Bundan rahatsız olan Eşrefoğlu Rûmî dağlara çekildi¸ tekrar uzlet hayatına başladı.


Dağlarda dolaşırken bir köylü onu gördü ve suçlu sanarak yakaladı. Gâyesi onu teslim edip mükâfat almaktı. Fakat onun şöhretini duyan köylünün annesi¸ kendisini tanıyınca mesele anlaşıldı¸ köylü ve annesi de Eşrefoğlu'na talebe oldu. Bunun üzerine İznik'e dönen Eşrefoğlu asıl vazifesi olan insanlara doğru yolu anlatmaya başladı. İlk talebesi olan ve kendisini yakalayan köylü onun için Pınarbaşı denilen yerde bir dergâh yaptırdı. Eşrefoğlu Rûmî burada talebelerine ders vermeye¸ Kâdirî yolunu yaymak için çalışmalara başladı. Talebelerinin nefsini terbiye etmek için¸ riyâzet ve mücâhedeler yaptırmaya¸ gurur¸ kibir¸ ucb gibi kalp hastalıklarından kurtarmaya büyük gayret gösterdi.


Bir gece Eşrefoğlu Rûmî dergâhında ibadet ediyordu. Bu sırada bir ışık peydâ oldu. O ışıktan şöyle bir hitap duyuldu: “Ey kul! Dile benden ne dilersen. Bütün haram olan şeyleri sana helâl kıldım.” Eşrefoğlu bir anda Allahu Teâlâ'nın izni ile sesin sahibi olan şeytanı yakaladı. Avucunun içinde sıkmaya başladı. O anda şeytan: “Yâ şeyh! Ne yapıyorsun? Allah bana kıyamete kadar mühlet vermiştir. Sen ise beni öldürmek istiyorsun.” deyince¸ Eşrefoğlu “Ey mel'ûn! Sen benim talebelerimin ve dostlarımın imanlarına kastetmeyeceğine dair söz verirsen¸ salarım.” dedi. Şeytan da: “Onların imanlarına kastetmeyeceğime söz veriyorum.” dedi. Bunun üzerine Eşrefoğlu Rûmî: “Ey mel'ûn! Allahu Teâlâ ile olan ahdine vefa etmedin. Benimle olan ahdine mi vefa edeceksin. Bildiğin şeyden geri kalma.” dedi ve saldı. Talebeleri: “Onun şeytan olduğunu nereden anladınız?” diye sorunca “Bütün haramları sana helâl kıldım¸ deyince anladım. Çünkü Allahu Teâlâ'nın haram ettiği şeyler zâta mahsus değildir. Kıyamete kadar bâkidir.” buyurdu.


Fâtih Sultan Mehmed Han'ın İstanbul'u fethinden önce Müzekkin-Nüfûs isimli bir kitap yazdı. Bu kitabını okuyan herkes çok beğendi. Bundan başka Tarîkatnâme¸ Delâlilü'n-Nübüvve¸ Fütüvvetnâme¸ İbretnâme¸ Mâzeretnâme¸ Elestnâme¸ Nasîhatnâme¸ Hayretnâme¸ Münâcaatnâme¸ Cinânü'l-Cenân¸ Tâcnâme¸ Esrâru't-Tâlibîn gibi eserleri vardır.


Şiirlerinden SeçmelerNice nefse uyasın


Nice dünyâ kovasın


Vakt ola usanasın


Tevbeye gel Tevbeye



Nice beslersin teni


Yılan çıyan yer anı


Ko teni besle cânı


Tevbeye gel Tevbeye



Gör bu müvekkelleri


Yazarlar hayrı şerri


Günâhtan gel sen beri


Tevbeye gel Tevbeye



Ey miskin Âdemoğlu


Usan tutma âlemi


Esmeden ölüm yeli


Tevbeye gel Tevbeye



Göçer bu dünyâ kalmaz


Ömür pâyidâr olmaz


Son pişman assı kılmaz


Tevbeye gel Tevbeye



Tevbe suyuyla arın


Deme gel bugün yârın


Göresin Hak dîdârın


Tevbeye gel Tevbeye



Eşrefoğlu Rûmî sen


Tevbe kıl erken uyan


Olma yolunda yayan


Tevbeye gel Tevbeye


…


Cihanı hiçe satmakdur adı ‘ışk


Döküp varlığı gitmekdür adı ‘ışk



Elinde sükkeri ayruga sunup


Aguyı kendü yutmakdur adı ‘ışk



Bela yagmur gibi gökden yagarsa


Başını ana dutmakdur adı ‘ışk



Bu ‘âlem sanki oddan bir denizdür


Ana kendüyi atmakdur adı ‘ışk



Var Eşrefoğlı Rûmî bil hakikat


Vücudı fani itmekdür adı ‘ışk


…


Ben dost hevasına düşdüm özge hevâ neme gerek


Başumda dost sevdası var dahı sevdâ neme gerek



İy zahid-i dünya-perest var zühdüni arz eyleme


Ben âşık-ı şûrideyem zerk ü riyâ neme gerek


…


Devlet istersen devlet izzet istersen izzet


İşiğinde kıl hizmet sultan Abdü'l-kadirün



Geylandan durur aslı Ebu'l-Kasımdur nesli


Allah Muhammed dostı dostum Abdü'l-kadirün


…


Çaresi bî-çarelükdür yine bu derdün heman


Çün bela burcındadur âşıklarun sitâresi



Gözi yaşlu bagrı başlu cigeri delük delük


Olmuşam âlem içinde ışkınun âvâresi



Her kimün gönlinde zerre denlü dünya hubbı var


Anı mahrum itdi bilsün nefsinün emmâresi



Dost yolında âşıkı ger kılsalar yüz bin pâre


Düşmeye dost dost diyü çağıra her bir pâresi


…


Uyuma gaflet ile her giceler


İşitdün hiç uyumadı niceler



Egerçi uykuya Hak didi rahat


Velikin dimedi subha degin yat


 


Kaynakça


Eşrefoğlu Divanı¸ 1001 Temel Eser Heyeti¸ Tercüman 1001 Temel Eser¸ Tarih?¸ Yer?

Sayfayı Paylaş