ANADOLU'NUN FETHİNİ HAZIRLAYAN KOMUTAN: DAVUT ÇAĞRI BEY

Somuncu Baba

“Davud Çağrı Bey'in kararları neticesi Selçuklu Devleti kurulmuş¸ kardeşi Tuğrul Bey ile ortak kararlar almışlardır. İki kardeş Horasan'a geldikten sonra bölgenin önemli mutasavvıflarından biri olan Şeyh Ebu Said Ebu'l-Hayr'ı ziyaret ederek şeyhin elini öpmüşlerdir.”


Çağrı Bey'in tarih sahnesine çıktığı dönemde İslâm dünyasının hâkimi olan Abbasi Devleti'nin gücü zayıflamış ve fetih hareketleri duraksamıştır. Büyük Selçuklu Devleti'nin önemli isimlerinden olan Çağrı Bey¸  Mikail Bey'in oğlu Selçuk Bey'in torunudur. Doğumu 990 tarihidir. Dönemin adetleri gereği bütün Türk sultanlarının ön isim olarak bir sahabenin veya bir peygamberin ismini aldığı bilinmektedir. Bunun için Çağrı Bey'in asıl adı Davud olmakla birlikte Çağrı ismi kardeşi Tuğrul Bey'e hizmetinden ötürü verilen unvandır ve kaynaklarda bu isimle anılmaktadır.


Çağrı ismi; Kutadgu Bilig'de hükümdarın hizmetkârlarından biri ve efsanevi bir kuşa verilen addır. Davud Çağrı Bey ve kardeşi Muhammed Tuğrul Bey¸ babalarının vefatı sonrası dedelerini yanında yer almışlar¸ dedelerinin vefatından sonra da amcaları Musa Yabgu ile beraber hareket etmeye başlamışlardır. Selçuk Bey'in vefatı sonrası başa geçen Arslan Yabgu'nun Gazneli Mahmud'a esir düşmesinden sonra boyların çevrelerinde toplanmaları ile yıldızları parlamıştır. Bu durum bölgede güçlü bir devlet olan Karahanlıların dikkatini çekmiş onlara baskı uygulayarak kontrol altına almak istemişlerdir. Karahanlı hükümdarı iki kardeşe kendilerine tabi olmalarını zoraki olarak kabul ettirmiş ve iki kardeşten birinin yanında bulunmasını istemiştir. Bunun üzerine Tuğrul Bey Karahanlı sarayına gitmiş yalnız burada zindana atılmıştır. Bu olay Çağrı Bey'in kardeşini kurtarmak için Karahanlılar üzerine yürümesine ve ilk ve büyük başarı almasını sağlamıştır. Karahanlıların sıkıştırmaları sonucunda Çağrı Bey'in bilinen en önemli faaliyetlerinden biri meydana gelmiştir.  Davud Çağrı Bey'in kardeşi Muhammed  Tuğrul ile yaptığı görüşme sonrası uçlara¸ Bizans sınırlarına yürüyerek¸ Batı'ya hareket ederek yurt bulmak için harekete geçmesi hem mukaddes cihadı başlatacak hem çok sayıda Türkmen boylarının katılımını sağlayarak güçleneceklerdir.


Anadolu'ya İlk Akınlar


Kaynaklarda ‘Doğu Anadolu Seferi' diye bilinen bu hareket 1016-1018 yılında başlamış 1021 yılında sona ermiştir. Çağrı Bey; Mavera'ünnehr Bölgesi'nden Gazneli topraklarından geçerek Doğu Anadolu bölgesine intikal etmiştir. Bu geçiş esnasında Gazneli kuvvetleri Çağrı Bey'i durdurmak istemişler fakat durduramamışlardır. Bunun yanında Doğu Anadolu coğrafyasında hâkim unsur olarak Bizans ve ona bağlı Gürcü ve Ermeni Krallıkları bulunmaktadır. Çağrı Bey öncelikle Karş Ani civarında akınlar düzenlemiş önemli ölçüde ganimetler elde etmiştir. Bunun yanında bölgenin durumu hakkında bilgi edinmiş bu coğrafyanın krokisini çıkartmış¸ bilgiler toplamıştır. Davud Çağrı Bey'in bölgede bulunduğu zaman zarfında Ermeni kaynakları onları; “Acayip şekilli¸ savaşçı¸ uzun saçlı¸ sakallı ve korkunç görünüşlü.” olarak tasvir etmektedirler. Aynı zamanda ok atmadaki ustalıklarını dile getirmişlerdir. Kaynaklarda bu seferin Anadolu'ya ilk akınlar olduğu aynı zamanda yeni yurt bulmak için keşif amaçlı olduğu ifade edilmektedir.


Çağrı Bey'in Komutanlığı


İki kardeşe tâbi olan Selçuklu boyları Horasan Bölgesi'ne gelmişlerdir. Konu üzerine Beyhaki'den nakl edilen husus dikkat çekicidir; Davud Çağrı Bey¸ Tus Valisi Arslan Cazip tehlikesinden ötürü kuvvetlerini ayırmış gidişinden farklı olarak kendi de tüccar kılığında Merv şehri üzerinden Buhara'ya geçtiği belirtilmektedir. Bunun üzerine Gazneli Mahmud  iki kardeş üzerine bir ordu göndererek kontrol altına almak istemiştir. Bunu haber alan kardeşler arasında görüş ayrılığı ortaya çıkmıştır. Tuğrul Bey çöllere çekilmeyi teklif etmiş yalnız Çağrı Bey bu istişarede “Eğer hemen onların üzerine yürürsek beklide amacımıza ulaşırız.” demiş ve istişare sonucunda Gazneliler üzerine harekete geçilerek 1035 yılında Nesa Bölgesi'nde zafer kazanılmıştır. Bu savaştan sonra Gazneli Mahmud; Davud Çağrı Bey'e Dihistan¸ Mehmet Tuğrul Bey'e Nesa¸ Musa Yabgu'ya Fevara bölgelerinin dihkanlığını yani bölge sorumluluğunu vermiştir. Yalnız bununla tatmin olmayan Çağrı Bey verilen yerde durmayarak ilerleyen süreçte Gaznelilerin yönetiminde olan şehirlere yağma ve huruç hareketlerine devam etmiştir. Bu hareketler üzerine Sultan Mesud yine Çağrı Bey'in üzerine Hacip Subaşı emrinde bir ordu göndermiş¸ bu ordu ise Merv şehri  yakınlarında Çağrı bey tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Çağrı Bey bundan sonra Horasan'a yönelmiş ve Merv şehri başta olmak üzere bölgede hâkimiyet kurmuştur. Kaynaklarda ifade edildiği üzere Merv şehrini ele geçiren Çağrı Bey bu şehrin hâkimi  Melikül Mülük sıfatıyla adına hutbe okutmuştur. Bunun üzerine Gazneli Mesud yeni bir ordu göndererek Merv'i tekrar ele geçirmiştir. Diğer taraftan hareketine devam eden ordu karşısında; Tuğrul ve amcası Musa Yabgu gelen ordu karşısında çöllere çekilmeyi teklif etmelerine karşın Çağrı Bey “Her çeşit mühimmata sahipler¸ fakat destek almaktan uzaklar. Onların askeri destek almadan yaşamaları mümkün değil. Bizim ağırlığımız yok ve ağırlığımız otuz fersah uzaktadır. Biz savaşa hazırız. Mertçe savaşalım¸ bakalım Cenab-ı Allah bizim için ne takdir etmiştir.ifadelerini kullanmıştır. Telhab civarında yapılan savaşta iki tarafta kesin bir sonuç alamamış ve antlaşma ile son bulmuştur.


Çağrı Bey'in diğer bir faaliyeti ise Dandanakan Savaşı'nda takındığı tavırdır. Savaş öncesi toplanan mecliste çekilme taraftarı olan kardeşi ve amcasına karşılık; “Sizin söylediğiniz sözler ve aldığınız kararlar hiçbir şey ifade etmez. Biz en baştan o padişaha (Mesud'a) dokunmamalıydık. Ama biz ona dokunduk ve hatta incittik. Onunla savaşlar yaptık ve birkaç vilayetini harap ettik. Artık sıra onun canını almaya gelmiştir. Eğer onu yenersek bütün dünyayı elimizde buluruz¸ eğer  o bizi yenerse kaçarız. Görülüyor ki yenilsek peşimizden gelecektir. Her nerede olursak olalım ağırlığımızı bizden uzak tutmalıyız ve süvarinin gönlünü hoş tutmalıyız.” aynı zamanda düşmanın yorgun olduğunu bu durumdan korkmamaları gerektiğini ifade etmiştir. Kaynaklarda Dandanakan Savaşı'nda Davud Çağrı Bey'in başkomutan olarak görev yaptığı ve ustaca taktikler uygulayarak Dandanakan Savaşı'nın kazanılmasında başlıca etmen olduğu görülmektedir.1040 yılındaki bu meydan savaşı sonrası Selçuklu Devleti kurulacak¸ tarihe yön verip¸ damgasını vuracaktır.


Başarıdaki Sır / Manevî Kudret


Davud Çağrı Bey'in kararları neticesi Selçuklu Devleti kurulmuş¸ kardeşi Tuğrul Bey ile ortak kararlar almışlardır. İki kardeş Horasan'a geldikten sonra bölgenin önemli mutasavvıflarından biri olan Şeyh Ebu Said Ebu'l-Hayr'ı ziyaret ederek  şeyhin elini öpmüşlerdir. Burada şeyh bir  müddet başını önüne eğerek murakabe hâlinde beklemiş ve ardından Çağrı Bey'e hitaben; “Biz Horasan mülkünü sana vermiş bulunuyoruz. Irak mülkünü de Tuğrul'a…” demiştir. Bunun içindir ki Çağrı Bey'in Horasan Bölgesi'ne açılmasının sırrı budur. Başarısının hikmeti ise aldığı dua ve Allah rızası için yaptığı mücadeledir. Hiçbir zaman mücadele ve gayretten geri kalmamıştır. Çağrı Bey görünüşte Tuğrul Bey'den bağımsız gibi görünse de pek çok konu da Tuğrul Bey'in isteklerine itaat eden biridir. Kaynaklarda Tuğrul Bey sultanlık vazifesine/idarî işleri Çağrı Bey ise komutanlık görevini yürüttüğü görülmektedir. Bunların yanında Çağrı Bey'in askerî alanda görüşleri tamamen kabul gördüğü ifade edilmektedir. Tuğrul Bey ise idarî alanda etkin olduğu ve görüşlerinin kabul edildiği belirtilmektedir.


Sistan ve Herat


Dandanakan Savaşı sonrası Sistan ve Herat Bölgelerinin kontrolü Musa Yabgu'ya bırakılmıştır. Yalnız Musa Yabgu'nun oğlu Hasan'ın Anadolu seferinde vefatı sonrası diğer oğlu Böri askerî ve idarî alandaki yetersizliği Çağrı Bey'in oğlu Yakuti'nin dikkatini çekmiştir. Yakuti bundan ötürü Sistan Bölgesi'nin yönetimi için amcası Tuğrul Bey ile babası Çağrı Bey'den talepte bulunmuştur. Öte taraftan Sistan Bölgesi'ne giderek hutbenin babası Çağrı Bey adına okutulmasını sağlamıştır. Bunun üzerine Musa Yabgu adına yöneten  Ebu'l-Fazl savaşın kaçınılmaz olduğunu belirtmiş¸ savaş hazırlıklarına başlamıştır. Bunun üzerine Yakuti birlikleriyle harekete geçmiştir. Kardeş kanı dökülmeye ramak kalmıştır. Musa Yabgu'da bu girişimin Dandanakan kararlarına ters düştüğünü Tuğrul Bey nezdinde dile getirmiştir. Bunun üzerine Tuğrul Bey Ebu'l-Fazl'a gönderdiği mektubunda; “Bir daha başka bir edepsizlik yapmaması için Emir Çağrı'ya mektup yazdım. Sistan'ın menşurunu Emir Yabgu'ya verdim. Bir daha Çağrı'nın ordusu gelirse onlara itaat etme.” demek suretiyle durumu sulhe bağlamıştır.


Çağrı Bey'in idarî alanda etkin olmamakla birlikte Tuğrul Bey'in evladı olmaması hasebiyle kendi evlatlarından olan Süleyman'ı Tuğrul'a veliaht diğer oğlu Alparslan'ı kendine veliahd tayin ettirmiştir.  Çağrı Bey pek çok kaynakta Selçuklular'ın Şahini olarak tasvir edilmiştir. Tuğrul Bey ise itidal ehlidir. Sakin bir mizaca sahiptir. Çağrı Bey Nişabur'un ele geçirilmesi sonrası şehri yağma etmek istemiş bunun üzerine Tuğrul Bey buranın yağmasına izin vermemiş yalnız onu dinlemeyen Çağrı Bey kararında ısrarcı olmuştur. Bunun üzerine Tuğrul Bey elinde bir bıçakla karşısına çıkarak; “Allah'a yemin ederim ki¸ eğer en ufak bir şey yağma edersen kendimi öldürürüm.” diyerek buna engel olmuştur. Tuğrul Bey Nişabur'da Selçuklu Medresesi'ni kurmuş eğitime önem vermiş¸ Çağrı Bey ise bundan çok hoşnut olmuştur. Gelecekte ise Büyük Selçuklular medreseleriyle ünlenecekler Bağdat'ta Nizamiye Medreselerini kuracaklardır. Davud Çağrı Bey Eylül 1059 tarihinde Serahs'da vefat etmiş ve Merv'e nakledilerek burada defnedilmiştir. Türbesi Merv şehrinde bulunmaktadır.


 


Kaynakça


1. Ali Sevim¸ Çağrı Bey¸ DİA¸ TDV Yayınları¸ C. 8¸ İstanbul 1993.


2. Cihan Piyadeoğlu¸ Çağrı Bey¸ İstanbul 2011.


3. Haşim Şahin¸ “Selçuklu Devletlerinin Kuruluş Devirlerinde Etkili Olan Amiller Üzerine Bazı Düşünceler¸” Sakarya Üniversitesi Türk Devletleri Sempozyumu 2007¸ Sakarya 2007.


4. M. Halil Yınanç¸ Çağrı Bey¸ İ.A.¸ MEB¸ C. 3¸ İstanbul 1979.


5. Osman Turan¸ Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi¸ İstanbul 2003.


6. Osman Turan¸ Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti¸ İstanbul 2010.


7. S. G. Agacanov¸ Oğuzlar¸ Çev; Ekber N. Necef/Ahmet Annaberdiyev¸ Selenge Yayınları¸ İstanbul 2004.

Sayfayı Paylaş