HULÛSİ EFENDİ (K.S.)'NİN HUTBELERİNDE AHLÂK UMDELERİ

Somuncu Baba

"İnsanın içinde yaşadığı toplumun¸ çevrenin ve arkadaşlık ettiği kimselerin onun ahlâkı üzerinde olumlu ve olumsuz tesirleri vardır. Bunun için Yüce Allah¸ Kur'ân'da iyilerle beraber olmamızı emreder."


İslâm bir ahlâk dinidir. Sevgili Peygamberimiz Muhammed (s.a.v.) ise bir ahlâk peygamberidir. Hulûsi Efendi bu hususu şu ifadelerle dile getirmiştir:


“Müslümanlık demek; ahlâk demektir. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in ahlâk hakkındaki tavsiyeleri sayılamayacak kadar çoktur. Bunlar bize açıkça gösterir ki; bir Müslüman¸ namazına orucuna nasıl dikkat ederse¸ ahlâkının güzel olmasına da öylece çalışacaktır. Kalıbını ve kalbini temizleyerek¸ ahlâkın en yüksek basamağına çıkmaya çalışmak¸ her Müslümanın en mühim ve esaslı vazifelerindendir. İnsan kötü huylardan ne kadar uzaklaşır¸ iyi huylarla ne derece muttasıf olursa¸ insanlığı o nisbette yükselir. Ahlâken düşkün olan bir adam¸ gece gündüz durmayıp ibâdet etse¸ yine noksandır¸ yine onda hayır yoktur.”1


İnsanın içinde yaşadığı toplumun¸ çevrenin ve arkadaşlık ettiği kimselerin onun ahlâkı üzerinde olumlu ve olumsuz tesirleri vardır. Bunun için Yüce Allah¸ Kur'ân'da iyilerle beraber olmamızı emreder. Bir taraftan da kötü dostlar edinenlerin kıyâmette pişmanlık duyacağını anlatır. Bu husus da¸ Hulûsi Efendi'nin hutbelerine şu şekilde yansımıştır:


“Ey Müslümanlar; bilmiş olunuz ki¸ düşüncelerimizin¸ işlerimizin¸ duygularımızın¸ bulunduğumuz muhitin¸ birlikte yaşadığımız insanların ahlâkımız üzerinde çok mühim tesiri vardır. Ahlâkın fenâlaşmasında veya iyileşmesinde en mühim âmil; amel bunlardır.”


“Dikkat buyurunuz ki güzel işlerde alıştığımız¸ iyi insanlar arasında düşüp kalktığımız zaman¸ düşüncemiz¸ duygularımız¸ kalbimiz dâim⸠güzel¸ temiz ve doğru olur; fakat kötü işlerle meşgul olur¸ fenâ insanlarla düşüp kalkar¸ kötü yerlerde yaşarsak fikrimiz fenâlaşır¸ duygularımız ve kalbimiz bozulur ve kötülüğe doğru gideriz. Çünkü ahlâk geçici ve sârîdir. İnsan göre göre¸ içinde buluna buluna¸ fenâlığa alışır; gittikçe onun fenâlığını görmez olur. Zira işlerin duyguya düşünceye tesiri vardır. Öyle ise; ey cemaati müslimin¸ işlerimize¸ konuştuğumuz insanlara¸ içinde yaşadığımız muhite iyi dikkat etmemiz icap eder. Ahlâkınızı bozmamak için dost edineceğiniz kimseleri iyi tedkik ediniz¸ ahlâkından emîn olmadığınız kimselerle düşüp kalkmayınız. Fenâ muhitlerde bulunmayınız. Güzel ahlâklı¸ temiz kalpli insanlarla oturup kalkınız ve biliniz ki ahlâkı temiz ve yüksek insanlarla düşüp kalkanlar¸ onların güzel huylarından mutlak alırlar. Öyle adamlarla görüştükçe ilme¸ fazilete¸ sevgi ve arzuları artar. Bilmediklerini öğrenirler¸ hiç olmazsa fenâlıktan uzak kalırlar ve kendi iyi huylarını muhâfaza ederler. Hâlbuki fenâ huylu adamlarla kötü muhitler böyle değildir. Bunlar kendilerine yaklaşanları tıpkı kendileri gibi yapmak ve kendilerine benzetmek isterler. “Adam¸ ne olacak?” diye diye insanı baştan çıkarırlar¸ insanın ahlâkını bozarlar¸ efkârını karmakarışık ederler¸ zihnini bulandırırlar. Hiç bir şey söylemeseler bile yine onlarla oturup kalktıkça onların itiyatlarını alır. Kendisinin hiç haberi yokken onların kötü ahlâkı¸ kötü işleri¸ kötü düşünceleri kendisine de sirâyet eder; uzun zaman onları göre göre artık nazarında fenâlığın ehemmiyeti kalmaz. Başkalarının dâimâ büyük günah yaptıklarını gördükçe kendi yaptığı günahlara hiç nazarıyla bakmaya başlar. Derken gittikçe büyük günahların da hükmü kalmaz¸ böylelikle¸ evvelce çirkin ve ayıp gördüğü şeyleri sonra sonra kendisi de yapmaya başlar.”


“Bakınız! İnsanın bu hâlini Hazret-i Peygamber (s.a.v.) Efendimiz ne güzel bir misâl ile anlatmıştır. Efendimiz (s.a.v.) buyuruyorlar ki: ‘Temiz ahlâklı insanlarla oturup kalkan¸ temiz muhitlerde yaşayan insanlar¸ güzel kokular satan bir adamın yanında oturanlara benzer; böyle adamlar ya o güzel kokulardan bir koku alır yahut biraz koku sürünür veyahut hiç olmazsa¸ orada oturduğu müddetçe duyduğu güzel kokularla kalbi ferahlanır¸ gözü gönlü açılır. Fenâ insanlarla düşüp kalkanlar da mezbelelikte körük çeken bir adamın yanında oturan bir kimse gibidir. Böyle bir yerde oturan insan behemehâl zarardadır. Çünkü ya bir kıvılcım sıçrayıp elbisesini yakar¸ yahut bir pislik bulaşır veyahut oradan yayılan fenâ kokulardan müteessir olarak hastalanır.”2


Hulûsi Efendi hayatı boyunca bir ahlâk insanı olarak yaşamıştır. Yüklendiği irşat vazifesi gereğince her adımında¸ hâl¸ harekât ve sohbetlerinde en çok vurgu yaptığı konulardan biri ahlâktır. O¸ hutbelerinden birinde hadîs-i şeriflerden derlediği ahlâk umdelerini şu şekilde sıralamaktadır:


“Her nerede olursan ol¸ Allah'tan sakın. Allah'ın emirlerine dikkat et. Allah'a olan borçlarını öde. Bir kötülük yaparsan hemen ardından tevbe ederek bir hayır yap ki¸ o günahı mahvedip öldüresin. Halka da iyi muâmele yap¸ güzel huy ile onların kalplerini kazan.”


“İnsanın âzâlarından her birisi için her gün sadaka vermek¸ bir hayır yapmak lâzımdır. İki kimsenin arasını bulmak bir sadaka ve hayırdır. Bir kimseye hayvanına binerken yardım edip bindirmek yahut yükünü hayvanına yükleyivermek bir sadaka ve yardımdır. İnsanlara karşı güzel söz bir sadakadır. Namaza gitmek için attığın her adım bir sadakadır. Eza verecek şeyi ve bir taş veya bir ağacı ve bunlara benzer şeyleri yoldan kaldırıp bir köşeye atmak bir sadakadır. Müslümanlıkta zarar vermek ve zarar ile karşılamak yasaktır. Dinden sonra aklın başı¸ güzel huylarla halka kendini sevdirmek ve herhangi bir iyiye veya kötüye karşı bol bol hayır yapmaktır. Güzel huydan ayrılma¸ zira güzel huylu olan insanlar¸ dini en iyi olanlardır.”


“Ahlâk dinin kabıdır. Bir kimsedeki dinin mâhiyeti ahlâkıyla belli olur. Güzel huy cennet amellerindendir. Cennete girmeye sebep olan işlerdendir.”


“Allahu Teâlâ bir kulunun hem sûretini hem huyunu güzel yaratıp da sonra onu ateşe yedirmez. Ahlâkı güzel olan bir insanı cehenneme sokmaz.”


“İçinizden en ziyâde sevdiklerim¸ kıyâmet gününde yeri bana en yakın olanınız¸ ahlâkı en güzel olanınızdır.”


“Mü'minlerin imanca en kâmilleri¸ imanı en büyük olanları¸ ahlâkı en iyi olanlarıdır ki bunlar kendileri ile hoş geçinilir. Nas ile ülfet eder ve kendileriyle üflet edilir kimselerdir. Ülfet etmeyen ve kendisiyle ülfet mümkün olmayanlarda hayır yoktur.”


“Tedbir gibi akıl¸ güzel huy gibi haseb ve neseb yoktur.”


“Muhakkak ki bir insan güzel ahlâkı sayesinde ibadeti az olduğu halde¸ âhiret derecelerinin en büyüklerine ve âhiret menzillerinin en yükseklerine nâil olur. Kötü ahlâkı yüzünden de kendisi ibadetle meşgul olduğu halde¸ cehennemin en aşağı tabakasını boylar.”


“Bir insan ahlâkını fenâlaştırdığı müddetçe Allah'tan her uzak kalır durur.”


“Bir adamın kalbi dili ile beraber¸ dili de kalbi ile beraber olmadıkça¸ sözü işine muhalif olmaktan kurtulmadıkça¸ komşusu şerrinden emin olmadıkça mü'min olamaz.”


“Bir insan ahlâkını güzelleştirmedikçe¸ öfkesini yenmedikçe¸ kendi nefsi için istediğini başkaları için istemedikçe onun imanı¸ kâmil olamaz. Başka güzel bir amel bir iş olmadığı halde yalnız ehl-i İslâm'ın hayır ve menfaatine çalışmakla cenneti kazanmış nice kimseler vardır.”


“Başkalarının kadınlarından göz yumup afîf (iffetli) olunuz ki kadınlarınız da afîf olsunlar. Babalarınıza iyilik ediniz ki iyilik göresiniz.”


“Bir adama¸ din kardeşlerinden biri haklı veyahut haksız bir mâzeretle gelir ve afvını dilerse onun mâzeretini kabul etsin.”


“Farzlardan sonra Allah yanında en sevgili amel bir Müslümanın kalbini ferahlandırmaktır.”


“Bir saat adalet¸ altmış sene nâfile ibadetten hayırlıdır.”


“Borçlu ölen kabrinde bağlıdır. Borcu ödenmedikçe bağı çözülmez.”


“Bir kardeşinin¸ bir insanın işini görmek için gece veyahut gündüz bir saat yürümek. O işi¸ ister görsün isterse görmesin¸ iki ay itikâftan hayırlıdır.”


Hulûsi Efendi bu son hadisi şöyle açıklamaktadır:


“İtikâf; bir mescide girip orada kimse ile görüşmeyerek gece gündüz ibadet etmektir. Peygamber Efendimiz bir insanın işini görmek için bir saat yürümenin bu sûretle bir köşeye çekilip ibadet etmekten daha hayırlı olduğunu söylüyor.


Bundan da anlaşılıyor ki¸ iyilik yapmak çok hayırlı bir iştir. Elinden iyilik gelirse her vakit bunu yapmalı ve topluma faydalı bir insan olmaya çalışmalıdır.”3


 


Dipnot


1. Ateş¸ Es-Seyyid Osman Hulûsi¸ Şeyh Hamid-i Velî Minberinden Hutbeler¸ (Haz. Prof. Dr. Mehmet Akkuş-Prof. Dr. Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul¸ 2006.¸ 160. Hutbe.


2. Ateş¸ Hutbeler¸ 160-161.


3. Ateş¸ Hutbeler¸ 227-230.

Sayfayı Paylaş