ŞİMDİ DEĞİLSE NE ZAMAN?

Somuncu Baba

"Mü'min¸ yetenekleri doğrultusunda Allah'ı râzı edecek çabalar içerisine girmelidir. Çünkü bizler¸ gücümüz nisbetinde Allah'a karşı sorumluluklarımızı yerine getirmekle görevliyiz."


Müslüman için dünya hayatı¸ bir yarış pistine benziyor. “Sizin çalışmanız çeşit çeşittir.”1 âyetinde ifade edildiği gibi herkesin koşusu¸ çabası ve mesâisi çeşit çeşittir. Kimi insan hak yolunda¸ kimileri de bâtıl yolda koşuyor¸ çalışıyor.


Dünya hayatını bir sefer olarak algılayanlar; Müslümanlığının kalitesini artırmak¸ cennette daha yüksek makamlara ulaşmak adına sâlih amel üretme yolunda yarışıyor¸ koşuyor.


Dünya hayatını bir zafer olarak algılayanlar ise; servetine servet katmak¸ kariyerini daha da yükseltmek¸ daha çok şöhret elde etmek¸ daha çok alkış almak için koşuyor da koşuyor.


“İyilik ve Takvâda Yardımlaşmak”


Gönül gözü aç olan insanın dünya gözü aslâ doymaz. Kutsalı olmayan¸ kutsala tutunmayan bir insan her şeye sahip olmak uğruna bütün değerlerinin ipini pazara çıkarır. Bunun önüne ancak kanâat ahlakıyla geçebiliriz.


“İnsan başıboş olarak bırakılacağını mı sanıyor?”2 Bu varlık âleminde hiçbir şey¸ gelişi güzel kendiliğinden var değildir. Amaçlı bir düzen yasası söz konusudur. Bu sebeple yaratılışımızın gâyesi¸ hangimizin daha güzel iş yapacağının sınanmasıdır.3


Kur'an'da kulluk imtihanında başarılı olmanın yolu; “iyilik ve takvâda yardımlaşmak; günah işlemek ve düşmanlıkta yardımlaşmamaktır.”4


Müslüman sorumluluk sahibi insandır. Bundan dolayı; “Ölüm gelmeden hayatın kıymetini bil; ihtiyarlık gelmeden gençliğin kıymetini bil; meşguliyet gelmeden boş vaktin kıymetini bil.”5 buyuran Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uyarısına kulak vermelidir.


Müslüman insan¸ emânet bilinciyle hareket etmelidir. Nefeslerimiz sayılı. Bu bağlamda yaşam süreci de bir emânettir. Bize¸ bu dünyaya gelirken sorulmadığı gibi¸ bu dünyadan ayrılırken de sorulmayacaktır: “Biz şüphesiz (her şeyimizle) Allah'a aitiz ve şüphesiz O'na döneceğiz.”6


Allah'ı Râzı Edecek Çabalar


İnsan hayatı; çocukluk¸ gençlik¸ yetişkinlik ve yaşlılık gibi dört evreye ayrılır. Her yaşta bulunan mü'min¸ yetenekleri doğrultusunda Allah'ı râzı edecek çabalar içerisine girmelidir. Çünkü bizler¸ gücümüz nisbetinde Allah'a karşı sorumluluklarımızı yerine getirmekle görevliyiz. Buna rağmen¸ yükümlülüklerimizden kaçmak için¸ hep mâzeretler üretiyoruz.


Meselâ bir zaman çocuk oluyoruz¸ daha erken diyoruz; bir zaman genç oluyor¸ olgunlaşmamış diyoruz; bir zaman geliyor yaşlandı¸ iş işten geçti diyoruz.


Çocukluk heyecanı bitmeden¸ gençliğin dinamizmi kaybolmadan¸ ileri yaşlılığın gelip çatmasıyla dizde derman kalmadan¸ herkes her yaşta Allah'a karşı sorumluluklarını yerine getirmeli¸ değer üretmeli ve iyilik yolunda çaba sarf etmelidir.


Eğer bugün sahip olduğumuz yaşlarda bunları yapmayacaksak; şimdi değilse ne zaman yapacağız?


İslâm'da davranışlar niyetlere göredir. Bizler âhiret hayatını ya bu dünyada kazanacağız ya da bu dünya da kaybedeceğiz.


Dünya¸ âhiretin tarlasıdır.” Burada ne ekersen âhirette onu biçersin. Burası teklifler yurdu¸ hasat günü orasıdır. Oraya ciddi yatırım yapmak gerekir. Bu sebeple Müslüman¸ hayatını¸ âhirette hesap verebileceği bir zemin üzerine inşâ etmelidir.


Yüce Kitabımız Kur'an büyük ödülü kazanmanın yollarına şöyle işaret ediyor.


“Özenip yarışanlar! Öte dünyada iyilere verilecek ebedî mutluluk ve sevince özensinler.”7


“Rabb'inizden bir bağışlanmaya ve eni¸ gökle yerin genişliği kadar olan¸ Allah'a ve Rasûlü'ne inananlar için hazırlanan cennete yarışırcasına koşun.”8


“Rabb'inizin bağışına¸ genişliği göklerle yer arası kadar olan ve Allah'a karşı gelmekten sakınmaları için hazırlanmış bulunan cennete koşun.”9


“İman ve amelde öne geçenler âhirette de öne geçenlerdir. İşte bunlar; Allah'a yaklaştırılmış kimselerdir.”10


“Allah'a ve Rasûlü'ne itâat eden kimseler büyük başarıya ulaşmışlardır.”11


Bu konuda Kur'an bize örnek olarak Muhâcir ve Ensâr'ı koyuyor. Onlar daha bu dünyada iken bu müsâbakayı kazandılar ve öncü oldular: “İslâm'ı ilk önce kabul eden Muhâcirler ve Ensâr ile iyilikle onlara uyanlar var ya¸ Allah onlardan râzı olmuş; onlar da O'ndan râzı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan¸ içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte bu büyük başarıdır.”12


Her mü'min iyilik yolunda¸ ashâb-ı kirâma özenmeli; kâbiliyeti ve konumu nisbetinde iyiliği yaymada ve kötülükten alıkoymada yerini almalıdır. Bu konuda İslâm'ın altın çağında yaşanmış pek çok örnek olay vardır.


Hayber'in fethi uzayınca¸ bir gün Allah Elçisi (s.a.v.) sahâbenin huzurunda¸ “Yarın bu sancağı öyle birisine vereceğim ki¸ onu Allah ve Rasûlü seviyor¸ o da Allah ve Rasûlü'nü seviyor.” buyurmuşlar. Bunun üzerine bütün sahâbe pür dikkat kesiliş¸ bir kıpırdanış¸ bir hareket yaşanmış. Herkes doğal olarak bu onuru¸ bu şerefi taşımak istiyordu. Kim istemez¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in diliyle teyit edilen Allah ve Rasûlü'nün sevdiği kimse olmayı? İşte O¸ Hz. Ali Efendimiz olacaktır.



İyilik Denilen Erdem Bir Kenarda Beklemez


İyilik denen erdem¸ kendi kendine insana doğru gelmez¸ aksine iyiliğe doğru gidilir. İyiliğin birçok türü vardır:


İyilik/hayır; helalinden kazanmak¸ başkalarıyla paylaşmaktır.


İyilik¸ bir yoksulun doyurulması¸ bir yetimin başının okşanmasıdır.


İyilik¸ bir hastanın ziyâret edilmesidir.


İyilik¸ yerine göre bir güzel sözdür¸ güzel öğüttür.


İyilik¸ başımıza gelen belâ ve musîbetlere sabretmektir.


Özetle iyilik¸ âhiretimizi mâmûr edecek sâlih bir ameldir.


Kim¸ büyük ödülü kazanacak?


Kur'an cevap veriyor:


“İyilik yolunda koşanlar.”13


Uhud Savaşı… Bütün hızıyla devam ediyor¸ sahâbe¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'e göğsünü siper etmiş¸ yağmur gibi yağan oklara karşı durmuştu. İşte tam da bu anda¸ Allah Rasûlü elinde bulunan kılıcı havaya kaldırarak:


“Bunu benden kim almak ister?” deyince¸ bütün eller havadadır. Ağızlardan¸ “Ben Ya Rasûlallah!” çığlıkları kopar.


Görüldüğü gibi sahâbede hayra/iyiliğe karşı bir aşk¸ bir şevk ve bir heyecan vardır.


Arkasından Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ikinci cümlesi gelir:


“Pekiyi bu kılıcın hakkını vermek üzere¸ bunu benden kim alacak?” buyurunca¸ sahâbe “Onun hakkı nedir Ya Rasûlallah?” diye sorar. Allah Elçisi:


Kırılıncaya¸ bükülünceye¸ dökülünceye¸ iş göremez hâle gelinceye kadar onu düşmana çalmaktır.” der. Bunun üzerine bütün eller havadan iner. Sadece Ebû Dûcâne'nin eli müstesnâ. Nihâyetinde kılıç ona verilir.


Bu örnek olaydan şu kuralı çıkarabiliriz:


Müslümanlar¸ yaşadıkları beldelerde ve bütün bir yeryüzündü hayır işlerine talip olmalıdırlar. Ama bu hayrın hakkını vermeye gelince¸ herkes haddini bilmeli¸ emâneti¸ liyâkat sâhibine teslim etmelidir. Emânetlerin ehline verilmediği bir kurumda kıyâmet kopar. Ama emânet ehline verilirse¸ o kurum ve makam ihyâ olur¸ ilerleme kaydedilir. Emânet ehliyetine sahip liyâkat sahibi Müslümanlar ise¸ iyiliğe tâlip olma konusunda yürüyerek değil¸ Abdullah b. Mes'udlar gibi¸ Mus'ab b. Umeyrler gibi¸ Cafer b. Tayyarlar gibi¸ Muâz bin Cebeller gibi¸ Zeyd b. Usâmeler gibi yıldırım hızıyla koşarak gidilmelidir.


Evet…


Hizmetler¸ öyle bir kenarda sizi bekleyip durmuyor.


Meselâ hasta ziyâreti¸ “Nasıl olsa bir gün gideriz.” demeye gelmez. Hasta siz geleceksiniz diye bekleyip durmaz; ya iyileşir kurtulur ya da Hakk'ın rahmetine kavuşur.


Yoksul bir insan gördün¸ “Nasıl olsa başkaları doyurur¸ sonra da ben doyururum.” deme. Gücünün yettiği anda hemen koş¸ belki lokman nasip olmaz.


Bazı insanlar vardır¸ cemiyette¸ “Bir bisikletim olsa¸ bir arabam olsa şöyle hizmet yaparım¸ böyle hizmet ederim.” der. Ayaklarıyla yürüyerek bir hastaya gidemeyen¸ bisikleti de olsa¸ arabası da olsa gidemez.


Öyleyse¸ haydi durma¸ hangi yaşta isen¸ konumun¸ unvanın ne olursa olsun¸ Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah'ın huzuruna davet gelmeden¸ hazırlığını yap¸ Sâlih amel yolunda ömrünü harca. “Allah'ım! Bana helal rızık ver ve beni İslâm çalışmalarında istihdam et.” duasının gereğini yerine getir.


Bütün hayırlı işlerde sermayemiz ihlas olmalıdır.


Selâm olsun hayatını iyilik yolunda geçirenlere.


Gerçek mü'minler iyilik yolunda koşanlar ve O uğurda öne geçenlerdir.”14


Selâm olsun hayatını hayır yolunda geçirenlere.


Allah'ın selâmı¸ rahmeti ve bereketi hepinizin üzerine olsun.


 


Dipnot



1. 92/Leyl¸ 4.


2. 75/Kıyâmet¸ 36.


3. Bkz. 67/Mülk¸ 2.


4. Bkz. 5/Mâide¸ 2.


5. Hakim¸ Müstedrek¸ 4/341.


6. 2/Bakara¸ 156


7. 83/Mutaffifîn¸ 26.


8. 57/Hadîd¸ 21.


9. 3/Âl-i İmrân¸ 133.


10. 56/Vâkıa¸ 10-11.


11. 33/Ahz⸠33/71.


12. 9/Tevbe¸ 100.


13. 2/Bakara¸148.


14. 23/Mü'min¸ 61.

Sayfayı Paylaş