DOKSANSEKİZİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

Muhterem Cemâat-ı Müslimîn!

Bundan ondört asır önce de yeryüzünde yine insanlar yaşıyordu¸ dünya yine bugünkü dünya idi. Yine öfkeleri¸ kavgaları vardı. İnsanların dünyası karanlık¸ insanlar câhildi. Halkın kendisiyle¸ halkın âmirleri ile arası iyi değildi. Yanlış inanmalar almış yürümüş idi. En içten duygular¸ en mutlu gülücükler unutulmuştu. İnsanlar¸ sonu kurtuluş olmayan bir çıkmaza düştüklerinin farkında değildiler. Yeryüzünde karanlık¸ karamsarlık hâkimdi. Devrin ünlü ediplerinde¸ şairlerinde bile kardeşlik konusu yer almıyordu. Kadın&ce


Muhterem Cemâat-ı Müslimîn!


Bundan ondört asır önce de yeryüzünde yine insanlar yaşıyordu¸ dünya yine bugünkü dünya idi. Yine öfkeleri¸ kavgaları vardı. İnsanların dünyası karanlık¸ insanlar câhildi. Halkın kendisiyle¸ halkın âmirleri ile arası iyi değildi. Yanlış inanmalar almış yürümüş idi. En içten duygular¸ en mutlu gülücükler unutulmuştu. İnsanlar¸ sonu kurtuluş olmayan bir çıkmaza düştüklerinin farkında değildiler. Yeryüzünde karanlık¸ karamsarlık hâkimdi. Devrin ünlü ediplerinde¸ şairlerinde bile kardeşlik konusu yer almıyordu. Kadın¸ sadece zevkin¸ düşkünlüğün sembolü idi. Kuvvetli olan haklı çıkıyordu. Kısacası kin ve öç alma duygularının beğenildiği her çeşit ahlâksızlığın hoş görüldüğü¸ bir toplum yaşıyordu. Dünyada bu toplum yalnız Arap Yarımadası'nda yaşamıyordu. Sapıklık her yeri sarmıştı. Bütün bu olaylar ve kötü durum¸ aydınlık bir günün belirtisi idi. Gecelerin sonu sabah olduğu gibi karanlığın bir ucu da aydınlığa çıkardı ve öyle oldu.


Bir ışık demeti nasıl yırtarsa karanlıkları ve bir güneş nasıl doğarsa zulmet üstüne¸ birdenbire Hazret-i Muhammed de öylesine doğuvermişti yeryüzüne. Nisan yağmuru gibi¸ rahmet¸ ışık ışık¸ salât ve selâm ona olsun.


O iyi¸ yararlı işler yapanları kurtuluşla¸ mutlulukla müjdelemiş¸ uyuyanları uyandırmış¸ günah işleyenleri sakındırmıştır. İnsanları en güzel bir biçimde doğru yola davet etmiştir. Bu çağrıyı yaparken kendisi bir şey eklemediği gibi hiçbir şey de eksiltmemiştir. İnsanlara insanlık değerini ve şerefini bildirmiş¸ insana tapınmaya değil¸ bu yüce Yaratıcı'ya tapmaya memur olduğunu anlatmıştır. Tanrılar fikrini¸ tek Allah¸ yani tevhid inancını getirmiştir. Kendisi bütün davranışları ile bütün insanlara örnek olmuş¸ çok zor şartlar içinde bulunduğu zamanlarda bile doğruluktan iyilikten ayrılmamıştır. En üstün ahlâkı tamamlamak için gönderildiğini söylemiş¸ en faziletli yola çağırmıştır. Miskinliği¸ tembelliği yıkan¸ onun yerine çalışmayı¸ hareketi koyan kurallar getirmiştir.


Onun insanlara tebliğ ettiği İslâm dini; bilgine¸ bilgiye en üstün yeri vermiştir. Bilenle bilmeyeni bir tutmamış “Oku!” onun yüce Allah'tan aldığı ilk emir olmuştur. Huzur ve barış¸ onun getirdiği dinin temel düşüncelerinden birisidir. Çünkü İslâm'da insan en şerefli bir varlıktır. O¸ sevgiyi¸ merhameti getirmiştir. Hak'tan yardımlaşmanın en güzelini getirmiş ve “İnsanlara merhamet etmeyene Allah merhamet etmez.” buyurmuşlardır. Onun getirdiği kuru dünya değil¸ inanç dolu¸ hareket dolu bir dünyayla kaçınılmaz olan âhirettir.


İslâm önce kalp işidir¸ yürek işidir. Doğru ya da yanlış işlerin mihenk taşıdır. Yürek¸ başka bir deyişle yüreğin çizdiği yolun doğruluğu veya eğriliği hareketlerle işlerle kendisini gösterir. Kurtuluş savaşında Mehmetçiği ölmezler arasına katan ve onun erişilmez üstünlüğünü cihana tanıtan yine onun getirdiği esaslardır. Mehmetçik¸ inancı ile Mehmetçik olmuştur.


Kısaca belirtmek gerekirse¸ Hazret-i Muhammed (s.a.v.) neyin gelmesi gerekse¸ insanlığa onu getirmiştir. Hak'tan¸ hayatı pahasına da olsa insanları mutluluğa götürme gayretinden bir an geri durmamıştır. En üstün insan¸ en son O'dur. Âlemlere rahmet olarak gelmiş.


Salât ona¸ selâm ona.

Sayfayı Paylaş