SOSYAL MEDYA AHLÂKI

Somuncu Baba

"Müslümanlar en yüce ahlâk sahibi ve ahlâk abidesi bir peygamberin ümmeti oldukları için her konuda edeb ve ahlâk sahibi olmak zorundadırlar. Edepsiz ve ahlâksız bir Müslüman düşünülemez."


Ahlâk denilince akla edeb gelir. Edeb¸ “bütün hatâlardan kaçınmayı sağlayacak bilgiyi elde etmek”tir. Elde ettikten sonra da fiilen kötülüklerden¸ hatâlardan ve çirkinliklerden kaçınmaktır. Ahlâk ise¸ insanın benliğinde yerleşmiş bulunan bir yapıdır. Bu yapı sayesinde düşünüp taşınmaya gerek kalmadan fiil ve hareketler kolayca meydana gelir. Kolaylıkla meydana gelen bu fiiller ise¸ “güzel ahlâk”tan¸ çirkin ise “kötü ahlâk”tan¸ yani ahlâksızlıktan bahsedilir.


İslâm edeb ve ahlâk dini olduğu için her şeyin bir edebi vardır. Abdestin¸ namazın¸ orucun¸ haccın¸ zekâtın¸ cihadın¸ yemenin¸ içmenin¸ konuşmanın¸ yatmanın¸ kalkmanın¸ haberleşmenin¸ yazışmanın hep âdâbı vardır. Âdâb bunları güzel¸ sevimli ve çekici hâle getirir. Âdâbına uygun yapılmadıkları zaman ise bunlar çirkin ve sevimsiz olurlar. Mesela abdestte suyu yüze çarpmak¸ namazda gerinmek ve esnemek¸ oruç tutarken abdest dışında ağzına su alıp boşaltmak¸ zekât verirken fakiri rencide edici davranışta bulunmak¸ hac esnasında başkalarıyla tartışmaya girmek mekruhtur. Bütün bu mekruhlar o ibadetlerin sevabını azaltır ve fazîletini eksiltir. Aynı durum konuşma¸ yazışma ve haberleşmede de söz konusudur. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.): “Edeb nerede olursa orayı süsler¸ nerede bulunmaz ise orası çirkin olur.” buyurmuştur. Şâirler de edebin önemini şöyle anlatmışlardır:


Edeb bir tâc imiş nûr-ı Hudâ'dan


Giy ol tâcı¸ emin ol her belâdan


Güzeli güzel yapan edebdir


Edepse güzeli sevmeye sebeptir.


Ehl-i irfân meclisinde aradım kıldım taleb


Her hüner makbûl imiş illâ edep illâ edeb


Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (k.s.) Hazretleri de şöyle diyor:


“Allah'tan edebe muvaffak olmayı dileyelim. Edebi olmayan kimse Allah'ın lütfundan mahrumdur. Edebi olmayan yalnız kendine kötülük etmiş olmaz. Belki bütün dünyayı ateşe vermiş olur.” 


Kur'ân¸ bize Hz. Peygamber (s.a.v.)'in iki temel özelliğini anlatır. Bunlardan biri onun rahmet ve merhamet peygamberi olması¸ diğeri ise ahlâk peygamberi olmasıdır. Üstelik Yüce Rabb'imiz Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ahlâkını en yüce ahlâk olarak anlatmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Ben yüce ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmakta ve ahlâk peygamberi olduğunu ifade etmektedir. Onun yüce ahlâkı tamamlaması iki şekilde anlaşılabilir: Birincisi¸ eksik olan taraflarını tamamlamak¸ ikincisi de daha mükemmel hale getirmektir. Peygamberimiz döneminde insanlar bazı konularda ahlâkı terk etmiş¸ bazı konularda da eksik ve yanlış anlamışlardı. İşte Allah Rasûlü (s.a.v.) bütün bu eksikleri giderdi ve güzel ahlâkı tamamladı. Aynı zamanda kendi döneminde ahlâkı güncellemiş oldu. Onun sünneti ve sîreti bizim için en büyük ahlâk numûnesidir. Bu sebeple Yüce Rabb'imiz¸ “Allah'ın Rasûlü'nde sizin için ‘üsve-i hasene' vardır.” buyurmaktadır. Üsve-i hasene¸ güzel ahlâkta en güzel örnek ve rol-model demektir. Bunun için Kur'ân yanında sünnet Müslümanların vazgeçilmezidir. Çünkü Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in ne dediği¸ yanında nasıl yaptığı da önem arz etmektedir. Ayrıca Kur'ân'ın Hz. Peygamber (s.a.v.)'e tâbi olmayı emrederken onu model şahsiyet olarak sunması fiilî sünnetin dindeki yerine de işaret etmektedir.


Müslümanlar en yüce ahlâk sahibi ve ahlâk âbidesi bir peygamberin ümmeti oldukları için her konuda edeb ve ahlâk sahibi olmak zorundadırlar. Edepsiz ve ahlâksız bir Müslüman düşünülemez. Tekkelerde yer alan ve yol işareti niteliğindeki levhalardan biri “Edep yâ hu”dur. Bunun için İslâm terbiyesi almış her mü'min aynı zamanda ahlâk sahibi olmalıdır. Peygamber (s.a.v.)'e tâbi olmak ve onu örnek almak ancak bu yolla ortaya çıkar.


Sosyal Medya Ahlâkı


Sosyal medya¸ bu yüzyılın başlarında dünya gündemine giren bir kavramdır. Sosyal medya denince¸ internet temeline dayalı özel iletişim kanalları kastedilmektedir. Bu kapsamda¸ messenger¸ twitter¸ facebook¸ viber¸ instagram gibi iletişim yolları insanların gündemine girmiştir. Müslümanlar da bu dünyaya çok kısa sürede ve yoğun olarak adapte olmuşlardır. Bu iletişim kanallarında resimler¸ yazılar¸ yemekler¸ nişan¸ düğün merasimleri¸ çeşitli içerikli mesajlar¸ sohbetler sürekli paylaşılmaktadır. Tabîî bu paylaşımlarda bir ölçü de bulunmuyor. Giderek bu dünya Müslümanların değerlerini¸ erdemlerini kısacası ahlâklarını örseleyen ve zedeleyen bir hâl almaktadır. Özellikle bazı paylaşımlarda dînen ve ahlâken aslâ tasvip edilemeyecek manzaralar ortaya çıkmaktadır. Bunun için de şu soru fıkhî olarak da sorulmaktadır: Bir Müslüman erkek veya bayanın sosyal medyada hesap açıp burada paylaşımda bulunması câiz midir?


Şimdi bu soruya kısaca cevap vermek gerekecektir. Bir şeyi dînen yasaklayabilmek için önce onun “haram” olduğunu belirleyebilmek gerekir. Bazı şeyler doğrudan bazıları ise dolaylı yoldan haram olur. Mesela zina¸ adam öldürmek¸ fâiz ve kumar doğrudan haramdır. Eşkıyaya silah¸ cellada bıçak¸ şarapçıya üzüm satmak ise dolaylı olarak haramdır. Bazen de bir şeyin haram ve yasak olması¸ zararının faydasından çok olmasından dolayı olur. Nitekim Kur'ân'da içki ve kumarın insanlara bir takım faydaları olduğundan da bahsedilir. Fakat zararı yararından fazla olduğu için bunlar kesin olarak yasaklanır.


Sosyal medyaya da bu açıdan baktığımız zaman şunu söyleyebiliriz: Sosyal medyanın hemen ve doğrudan haram olduğu söylenemez. Aynı şekilde faydasız olduğundan da bahsedilemez. Çünkü faydası da inkâr edilemez. O hâlde bu medyayı helal ve haram olarak değerlendirmek kişilerin bireysel davranışlarına bağlı olacaktır. Yapılan paylaşımlar¸ atılan mesajlar ve servis edilen konuşmalar eğer dinî değerlerimize uygunsa bu âlet doğru kullanılıyor demektir. O zaman bundan istifâdenin haram olduğu söylenemez. Şayet yapılan paylaşımlar dinî değerlerimizi rencide edecek mâhiyette ise¸ o zaman da bu davranışı gösteren hesap sahiplerinin günah işledikleri söylenebilir. Yani sosyal medyanın helalliğini ve haramlığını kişilerin davranışları belirlemektedir. O zaman harama düşmemek için Müslümanların bu medyayı belli bir ahlâk ve hassasiyet kurallarına uygun olarak kullanmaları gerekir.


Sosyal medyanın ahlâk kurallarına uygun kullanılması için şu hususlara mutlaka dikkat etmek gerekir:


1. Emânet anlayışı. Yazı¸ söz¸ göz¸ sağlık her şey bize emânettir. Yerinde kullanmak gerekir.


2. Tecessüs yasağı. Mesaj ve paylaşımlarda başkalarının özel hayatını ihlal edecek bir duruma düşmemek gerekir. Başkalarının ayıplarını araştırmamak ve bunları ortaya dökmemek lazım gelir.


3. Mahremiyetlere mutlaka riâyet etmek gerekir. Mesela karı-koca ve aile arasında kalması gereken mahrem ilişkilerin herkese açık hâle getirilmesi dinen sakıncalı ve günaha sebep olan davranışlardır.


4. Başkalarını özendirecek¸ rencide edecek paylaşımlardan kaçınmak gerekir. Mesela yiyecek ve giyecek paylaşımları bu kısma girer.


5. Sırların korunması gerekir. Sırlar aslâ sosyal medyada paylaşılmamalıdır.


Bütün bunlar göstermektedir ki¸ bir âleti kullanma¸ bir imkândan ve nimetten yararlanma noktasında Müslümanların farklı yaklaşımları vardır. Müslüman belli değerler sistemine bağlı olduğu için herkes gibi olamaz. Onun için bu kurallara âdâb ve ahlâka riâyet etmesi gerekir.


Şunu da ifade etmek gerekir ki; bu sosyal medyayı kuranların farklı hedefleri vardır. Bu hedeflerin maalesef insanlığı iyiye götürmek olmadığı anlaşılmaktadır. Zira gelinen nokta ve sosyal medyanın sebep olduğu olumsuzluklar bunu göstermektedir. Mesela aile fertlerinin aynı evin içinde birbirinden kopuk yaşamaları gibi bir durum ortaya çıkarabilmektedir. Ayrıca maalesef iradesine sahip olamayan insanların¸ ahlâken sakıncalı¸ gayr-i meşru ve harama yönlendirici mecralara kolayca denetimsiz olarak ulaşmaları sonucunu doğurmaktadır. Bunu yok etmek mümkün olmadığına göre usulüne ve âdâbına göre ve güzelliklere ulaşmak noktasında kullanmak gerekir.


Sosyal medya kurucularının temel hedefi özel hayatı ihlal etmek ve bu özellik ve mahremiyet anlayışını yıkmaktır. Bu aslında eski Roma hukuku ve toplumunun bir anlayışıdır. Çünkü o toplumda ve hukukta mahremiyet mahrûmiyet olarak anlaşılıyordu. Yani “Ne kadar mahremiyetiniz olursa insan haklarından o kadar mahrûm olursunuz.” diye bir anlayış vardı. Hâlbuki İslâm mahremiyeti teşvîk etmektedir. Bugün sosyal medyada da insanlar bir şeylerini paylaştıkça özgür olduklarına inanmaya başladılar. Bu¸ aslında ilkele doğru bir gidiştir.


Bir başka husus da şudur: Sosyal medyayı oluşturanlar bu medya kanalıyla oluşan bilgi bankalarını kendi mülkü olarak kabul edip korkunç paralarla satmaktadır. Bu da İslâm'a aykırı bir durumdur.


İşte bütün bu olumsuzluklara düşmemek için sosyal medya ahlâkı oluşturup bunu o ahlâk ve âdâb dâhilinde kullanmak gerekir.

Sayfayı Paylaş