MANEVİYATIN TARİHİ YÖNLENDİRMESİ: SULTAN II. MURAT HAN

Somuncu Baba

"Somuncu Baba Hazretleri'nden itibaren bütün mürşitlerin devlet ricali ile ve hükümdarlarla iyi ilişkiler içerisinde oldukları hatta onları irşad ettikleri görülmektedir. İşte Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ile II. Murat arasındaki bir mülakat çok önemlidir."


Balkanlardaki Durum


Hem Anadolu hem Balkanlar'da askerî ve siyasî mücadeleler veren II. Murat yorgun düşmüş¸ Karamanoğullarının Haçlılarla ittifakı ve küçük mağlubiyetler sonrası Edirne/Segedin Antlaşması'nı 1444'te imzalamıştır. Taraflar kendi kutsal kitapları üzerine (Osmanlı-Kur'an-ı Kerim¸ Haçlılar-İncil ) yemin ederek sulhu bozmayacaklarına dair söz vermişlerdir. Bunun üzerine Sultan Murat Edirne'ye dönmeyip hükümdarlığı hayatta kalan tek oğlu Mehmet'e bırakmıştır. Sultan Murat'ın tahttan çekilmesi Osmanlı başkentinde büyük heyecan uyandırmıştır. Müslüman-Türk halkı çok endişelenmiş¸ henüz 13 yaşında olan bu çocuğun Devlet-i Âli Osman'ı nasıl yöneteceği¸ Haçlı saldırısı olursa nasıl mukavemet edeceği insanları düşündürmüş¸ bir yenilgi olursa vaziyetin olumsuzluklarını göz önüne getiren halk sınır boylarından iç alanlara göç etmeye başlamışlardır. Gerçekten de düşünüldüğü gibi olmuştur. Karamanoğlu Beyliği'nin Haçlılara yazdığı mektupta “Bundan iyi fırsat mı bulursunuz ki¸ Osmanoğlu tahta bir çocuğu çıkarttı. Osmanoğlu'nun dimağı bozuldu. Taze yetişmekte bulunan bu çocuk henüz savaş yüzü görmemiştir. Savaş meydanlarında at sürmemiştir. Bu fırsat bir daha ele geçmez.” diyerek kışkırtıcılık yapmıştır. Hıristiyan âleminin ruhanî lideri olan Papa da tahta 13 yaşında bir çocuğun geçtiğini görünce Hıristiyan krallara baskı yaparak antlaşmanın mutlak bozulmasının gerekliliğini söylerken bundan daha iyi bir fırsatın yakalanamayacağı doğrultusunda yönlendirmeler yapmıştır. Bunların sonucunda Haçlı tarafı antlaşmayı bozmuştur. Aslında taraflar kendi din ve kitapları üzerine yemin etmişlerdi. Böylece Hıristiyan dünyasının kendi din ve kitaplarına ne kadar değer verdiklerini tüm dünya ve tarih görmüştür. Yakaladıkları fırsatı ganimet zannederek menfaatleri uğruna yaptıkları antlaşmayı bozmuşlar¸ sözlerini çiğnemişlerdir.


II. Murat'ın bu taht değişikliğindeki gayesi ise kendi ifadesiyle şu idi; “Oğlumu hal-i hayatımda tahta geçireyim ta ki gözüm bakarken görem ne veçhile padişahlık eder.” Böylece Hacı Bayram-ı Velî'nin verdiği müjdeyi de görmek istemiştir. Bu ise Osmanlı yöneticileri üzerindeki manevî etkinin ne kadar büyük olduğunu¸ Osmanlı hükümdarlarının maneviyat büyüklerine ne kadar sadık olduklarını¸ sözlerini tuttuklarını bizlere göstermektedir.


Manevî Düşüncenin Tarihi Yönlendirmesi


Haçlı İttifakı'na karşı Osmanlı Devleti'nin tedbiri ve Varna Savaşı Balkanlar'da bulunan uluslardan Macar¸ Bohemya¸ Eflak¸ Hırvat ve Lehler hemen ittifak kurmuşlar bunları ise Almanya ve Venedik desteklemiş¸ Papa'nın da desteğiyle büyük bir Haçlı Ordusu oluşturulmuştur. Osmanlı sınırlarına doğru ilerlemeye başlayan bu Haçlı İttifakı Osmanlı merkezini heyecanlandırmış¸ savaş kaybedilirse çok büyük felaketlerin yaşanacağını düşünmüşler¸ tek çareyi II. Murat'ı tekrar tahta çıkarmakta bulmuşlardır. Bu durum üzerine II. Murat başkente bir mektup göndermiştir. Bu mektupta “Biz oğlumuz Mehmet Han'a hilafet umurunu ve saltanat tahtını bunun için bıraktık¸ bundan böyle asayiş ve huzur içinde olalım. Kendisi bu pak nesilden olup hariçten gelme değildir. Padişahlık kendisine lazım ise din ve devleti korusun.” buyurmuşlardır. Bu mektup Edirne'ye ulaşınca devlet erkânı durumu müşavere ettikten sonra Sultan Murat'a bir mektup gönderdiler. Bu sırada genç padişah II. Mehmet de padişah babasına bir mektup yazdı. Devlet erkânının gönderdiği mektupta şunlar yazıyordu: “Kendileri cihan sultanı iseler düşmanı bu topraklardan atmaları kendilerine farz-ı ayındır. Ulu'l emre itaat lüzumu aydınlık kalplerinin malumudur. Zamanının gerektirdiği odur ki geç kalınmaya¸ İslâm âlemi bundan zarar görmeye!” II. Mehmet'in gönderdiği mektupta ise şunlar yazılıdır: “Eğer padişah biz isek size emrediyoruz¸ gelip ordunuzun başına geçin¸ yok siz iseniz gelip devletinizi müdafaa edin.” Bu mektuplardan sonra Sultan Murat Manisa'dan Edirne'ye hareket etti. Devletin büyük tehlike altında olduğunu görmüş¸ oğlunun yeterliliğini anlamış fakat tecrübesiz olduğu için ordunun başına kendisi geçmiş¸ II. Mehmet'i ise tahttan indirmemiştir. Başkomutan sıfatıyla Haçlı İttifakı'nın üzerine yürümüştür. Bu durum ise Osmanlı Ordusu'nun maneviyatını yükseltmiştir. Varna Savaşı başladığında Haçlılar şiddetli bir şekilde hücuma geçmişler. Osmanlı Ordusu'nun sağ ve sol kolları dağılmış¸ bozulmalar olmuştur. Fakat Sultan Murat maneviyatını bozmamış hatta Cenabı Hakk'a şu şekilde dua etmiştir. “Hazreti Peygamber (s.a.v.)'in temiz ruhlarının safası¸ yüce yaratılmışlar cenabının aydınlık ruhlarının parlaklığı için İslâm askerini sapıkların ayakları altına alma. Gazilerimizi din düşmanları karşısında perişan hâle getirme. Mü'minlere yardım etmek ise üstümüze bir haktır. İslâm dininin bayrağını yükselt Allah'ım.” Merkez ordusunun başında bulunan II. Murat'ın dirayetli olması ordunun toparlanmasını sağlamış¸ büyüklerin himmet ve bereketiyle Haçlı Ordusu dağılmış¸ zaferi İslâm ordusu kazanmıştır.


Savaşta şu enstantane yaşanmıştır: Osmanlı'nın savaşta zor duruma düştüğü anda Macar Kralı Ladislas II. Murad'ı öldürmek için askerleriyle birlikte hücum etmiştir. Bu saldırıyı Osmanlı askeri önlediği gibi kral da Koca Hızır denilen bir asker tarafından öldürülmüştür. Başı kesilen kralın; başı bir mızrak ucuna takılmıştır. Bu ise düşman askerinin tüm maneviyatını bozmuş¸ Osmanlı Ordusu ise bozulan Haçlı Ordusu üzerine saldırarak zafer kazanmıştır. İşte bu zaferde büyüklerin manevî etkisi ve desteği görülmektedir. Durumun farkında olan II. Murat ise Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'ne tazimde hiç hata etmemiş¸ onun sözleri doğrultusunda hareket etmiş¸ oğlu II. Mehmet'i ise yetiştirmesi için Hacı Bayram-ı Velî'nin yetiştirmiş olduğu Akşeyh Hazretleri'ne emanet etmiştir.


II. Murat ve II. Kosova


Sultan Murat Varna Zaferi'nden sonra Edirne'ye dönmüş¸ devlet erkânı ve askerin de isteğiyle tekrar ikinci kez Osmanlı tahtına çıkmıştır. II. Mehmet'in otoritesini sarsmamak için çok dikkatli davranan Sultan Murat ise bunda muvaffak olmuştur. Balkanları tekrar düzene sokmaya çalışan II. Murat bunu da başarmıştır. Fakat Haçlı İttifakı Osmanlı'nın Balkanlar'daki faaliyetlerinden çok rahatsız olduğu için tekrar bir Haçlı Ordusu kurarak Osmanlı üzerine yürümüş bu kez de İslâm Ordusu Haçlı İttifakı'yla Kosova'da karşılaşmıştır. Osmanlı Ordusu 1448'de Haçlı Ordusu'nu ikinci kez yenmiştir. Böylece tüm Balkanlar'da kesin Türk hâkimiyeti sağlanırken İslâmlaşma süreci de tamamlanmıştır. Balkan hâkimiyetinde ise Allah dostlarının himmet¸ dua ve nazarları bulunmaktadır. Sultan Murat Türk tarihinde ebedî bir minnettarlık halesiyle kuşatılmış bir padişahtır. Türk milletinin şükranlarını kazanan bu Koca Padişah üzerinde şüphesiz Hacı Bayram-ı Velî'nin ve onu yetiştiren Somuncu Baba Hazretleri'nin çok büyük etkisi vardır. Eski bir Osmanlıca eserdeki ifadeyle Somuncu Baba için “Nazar u himmetleriyle Devlet-i Ali Osman günden güne kuvvetlendi ve büyüdü.” denilmektedir. Bu ise kendisi ve talebelerinin etkisinin genişliğini ve derinliğini anlatmaya kâfidir. İşte bu maneviyat erenlerinin etkisiyle ve desteğiyle Fatih'ler¸ Yavuz'lar¸ Bayezit'ler¸ Kanunî'ler yetişmiştir. Böylece Türk tarihine Osmanlı Devleti'nin damgasını vurdukları gibi Osmanlı Devleti'ni cihan imparatorluğu hâline getirmişlerdir. Tüm bunların oluşmasına etki eden yüce Velî ise Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ve onu yetiştiren Şeyh Hamid-i Velî Hazretleri'dir. Bu şekilde Osmanlı Devleti'nin inkişaf etmesindeki manevî temel sebep ortaya çıkmıştır. Bu devlet ki cihan imparatorluğu olduğu gibi tüm İslâm âleminin muhafızlığını üstlenmiş¸ tarihe ise muhteşem izler bırakmıştır.


Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ve II. Murat


Somuncu Baba Hazretleri'nden itibaren bütün mürşitlerin devlet ricali ile ve hükümdarlarla iyi ilişkiler içerisinde oldukları hatta onları irşad ettikleri görülmektedir. İşte Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri ile II. Murat arasındaki bir mülakat ve gelişme şu şekildedir:


II. Murad bir sohbet sırasında Hacı Bayram-ı Velî'ye “Şeyhim¸ aylardır zihnimi bir kurt gibi kemiren bir mesele vardır. İstanbul'un fethi meselesi? Allah'ın izniyle İstanbul'u almak murad ederim. Büyükbabam Yıldırım Bayezid¸ amcam Musa Çelebi tarafından birkaç kere almaya teşebbüs edilen¸ tarafımdan bir kere muhasara edilen İstanbul'u almak mümkün olmadı. Himmet edin de şehri alalım.” dedi. Hacı Bayram-ı Velî bir müddet murakabe hâlinden sonra “Hünkârım¸ bana öyle gelir ki bu Şehr-i Kostantiniyye'yi senin şehzaden Mehmet ile benim köse el ele vererek alacaklardır.” demiş ve fethin müjdesini vermiştir. Hacı Bayram-ı Velî bunu söylerken beşikteki Şehzade Mehmet ile Akşemseddin'i işaret etmiştir. Sultan Murat ise bu mülakattan sonra bir daha İstanbul'u kuşatmamıştır. Ancak oğlu Mehmed'i ise sık sık “Sen Akşemseddin'le birlikte İstanbul'u alacaksın.” diye bu işe teşvikten geri durmamıştır. Gerçekten de Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin himmeti¸ tasarrufu¸ kerametiyle fetih¸ Fatih ve Akşeyh'e nasip olmuştur.


Kurbandaki Hikmet


Hacı Bayram-ı Velî¸ Ankara'ya Sultan Murat Han'ın verdiği fermanla geldi. Fermanda¸ Hacı Bayram-ı Velî Hazretleri'nin talebelerinin¸ yalnız ilim ile meşgul olmaları için¸ onların vergi ve askerlikten muaf tutulduğu bildiriliyordu. Bunu duyan pek çok kişi¸ vergi ve askerlikten kurtulmak için Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söylemeye başladı. Bunlar o kadar çoğaldı ki¸ Ankara'nın malî ve askerî düzeni bozuldu. Sonunda Sultan tarafından¸ Hacı Bayram-ı Velî'nin talebelerinin bir listesinin verilmesi istendi. Hacı Bayram-ı Velî de¸ Ankara'nın Kanlıgöl mevkiinde bir çadır kurdu ve”Bize intisâb edenler¸ talebe olanlar burada toplansın.” diye ilân etti. Hacı Bayram-ı Velî'nin talebesi olduğunu söyleyen herkes¸ akın akın gelip meydanı doldurdu. Hacı Bayram-ı Vel“Dervişlerim¸ müridlerim! Bana intisâb eden talebelerimi bugün burada kurban etmem emrolundu. Canını¸ malını bana feda eden¸ çadıra girsin.” buyurdu. Bütün talebeleri bir korku aldı. Bir uğultu yükseldi. Vergiden kaçmak için talebe görünenler; “Bu ne biçim mürşit; bu nasıl müritlik.” diye söylenip duruyorlardı. Hacı Bayram-ı Velî de¸ elinde keskin bir bıçak ile çadırın kapısında beklemeye başladı. Bu sırada topluluktan¸ bir erkek ile bir kadın kalabalığı yararak doğruca çadırın içine girdiler. Arkalarından Hacı Bayram-ı Velî de girdi. Daha önceden çadıra koyduğu koyunu içeride hemen kesti. Kırmızı bir kan¸ çadırdan dışarı çıktı. Kanı gören herkes hemen kaçtı. Meydanda kimse kalmadı. Daha sonra dışarı çıkan Hacı Bayram-ı Vel“Anladık ki¸ bu kadar talebemiz varmış. Bunlardan başka herkes¸ vergi vermek ve askerlik yapmak suretiyle¸ devlete olan borcunu ödemelidir.” buyurdu.


 


BİBLİYOGRAFYA


Ahmet Cevdet¸ Kısas-ı Enbiya¸ c. VI¸ (Hz: Mahir İz)¸Ankara 1985.


İsmail Hakkı Uzunçarşılı¸ Osmanlı Tarihi¸ c. I¸ Ankara 1972.


İsmet Miroğlu¸ Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi¸ “Fetret Devrinden II. Bayezid'e kadar Osmanlı Siyasî Tarihi”¸ İstanbul 1990.


Mehmet Hemdemi¸ Solakzade Tarihi¸ c. I¸ (Hz: Vahid Çabuk)¸ Ankara 1989.


Padişahlar Ansiklopedisi¸ C. I¸ İstanbul.


Seyyid Abdulbakî Efendi¸ H. 1156 tarihli Tabakat Kitabı¸ Şeyhzadeoğlu Özel Kitaplığı¸ Kitap No: 650¸ Tasnif No: 297.


Tahsin Ünal¸ Osmanlılarda Fazilet Mücadelesi¸ İstanbul 2007.

Sayfayı Paylaş