İMANDA İHLAS VE SAMİMİYET

Somuncu Baba

"Biz gerçek ihlâs ve samimiyet örneğini peygamberlerin davetlerini toplumlarına açtıkları ilk ve temel başlangıç teblîgâtı olan kelime-i tevhîdde görüyoruz. Çünkü kelime-i tevhîde kelime-i ihlâs denir."


Arapçada “saf ve hâlis olmak¸ her türlü şâibe ve karışıklıktan kurtulmak” anlamına gelen ihlâs¸ “h-l-s” kökünden türemiştir. “Hâlis” kelimesi ise anlam bakımından “sâfî” kelimesi gibidir. Hâlis denildiği zaman¸ sadece¸ içindeki yabancı unsurlardan temizlenen; “sâfî” denildiğinde ise¸ hem içindeki yabancı unsurlardan temizlenen ve hem de içinde aslâ yabancı unsuru barındırmayan şey akla gelir. Dinî bir terim olarak ihlâs¸ iman ve ibadet gibi dinî görevleri yerine getirirken¸ insanların övme ve beğenmesini¸ yerme ve kınamasını düşünmeksizin sırf Allah için yapmak demektir.1 İslâm'da bu şekilde hareket edenlere “muhlis” denilir. Nitekim bir âyette: “Doğrusu o bizim samimi (muhlis) kullarımızdandır.”2 buyrulur.


Kalbin Ameli


Kur'an-ı Kerim'de geçen “hâlis ve ihlâs” sözcüğü; bir yere ait olma3¸ bir kenara çekilmedini salt Allah'a özgü kılma5 ve inanç boyutunda O'na gönülden samimiyetle bağlanma6 gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu sebeple bir rivâyette Hz. Peygamber (s.a.v.) ihlâsı¸ kalbin ameli olarak tanımlamıştır.7 Nasıl ki ameller¸ ihlâssız ve niyetsiz ibadete dönüşmezse¸ ihlâs ve niyetsiz bir amel de makbul olmaz. İslâm'da ameller niyetlere göre değer kazanır.8 O halde ihlâs¸ insanı Allah'tan alıkoyacak her şeyden gönlü arındırmaktır.9 “İhlas Suresi”nde anlatıldığı gibi asıl ihlas¸ İslâm'ın tevhîd boyutunda ortaya çıkar. İtikadî alanda gerçek samimiyet; Yüce Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak ve kulluğu sadece O'na hasretmek şeklinde tezâhür eder. Bu bağlamda Müslümanların imanda samimiyeti/ihlâsı¸ Yahudilerin iddia ettikleri gibi Allah'ı teşbihten¸ Hıristiyanların savundukları gibi üçlemeden uzak tutmakta ortaya çıkar. Aynı samimiyet¸ ibadetlerde de geçerlidir. İbadetleri ihlâsla yapmak Allah'ın kesin emridir: “Dini yalnız Allah'a has kılarak O'na kulluk etmek; namazı kılmak ve zekâtı vermekle emrolunmuşlardır.”10


İmanda İhlas


İslâm Dini'ni bir binaya benzetecek olursak iman bu binanın temellerini¸ ibadet o binanın katlarını ve çatısını¸ ihlâs ise harcını oluşturur. İnancın temeli¸ saf tevhîd ile atılırsa¸ mecâzî anlamda üzerine çıkılacak her bir kat hükmünde olan ibadetler de sahih ve makbul olur. Tevhîd inancında samimi olmadan ibadet hayatında da samimi olunmaz. Tevhîdde samimiyetin ilk mukaddimesi nefsimizi kötülüklerden arındırmaktır: “Nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiş¸ onu kötülüklere gömen de ziyan etmiştir.11 Ünlü İslâm bilgini İmam Gazâlî'ye göre âyetlerde geçen tezkiye (arınma)12¸ insanın ilâhî bakışa mahal olan kalbini¸ tevhîdi bozucu şirk¸ riy⸠nifak¸ süm'a (duyurma) gibi amel ve hâllerden temizlemesidir.13 İşte asıl itikatta hâlislik ve samimiyet budur.


Biz gerçek ihlâs ve samimiyet örneğini peygamberlerin davetlerini toplumlarına açtıkları ilk ve temel başlangıç teblîgâtı olan kelime-i tevhîdde görüyoruz. Çünkü kelime-i tevhîde kelime-i ihlâs denir.14 Arapça ifadesiyle “Lâ ilâhe illallah/Allah'tan başka ilâh yoktur.” cümlesi¸ içinde hem reddi ve hem de tasdîki/isbâtı barındırır. “Lâ ilâhe” derken¸ “lâ” edatıyla¸ bizi Allah'ı anmaktan ve O'na kulluktan alıkoyabilecek bütün sahte ilâhları reddediyoruz¸ sonra da istisnâ edatıyla sadece bir olan Allah'ın varlığını tasdîk ve isbât etmiş oluyoruz. İşte Allah'ın risâlet göreviyle sorumlu tuttuğu bütün elçiler¸ iyi bir Müslüman olabilmenin ilk şartı olarak tevhîdi bozacak olan; şirk¸ derin şüphe¸ küfür ve nifak gibi kötü hastalıkları temizlemekle davet çalışmalarına başlamışlardır. Ancak böyle bir arınma faaliyetinden sonra¸ saf katışıksız bir tevhîd inancı insanın gönlünde¸ kafasında ve zihin dünyasında yer edebilir. Eğer bu ayırt edici farklılık algılanmazsa çoğu zaman¸ tevhîdle şirki¸ imanla küfrü¸ hakla bâtılı¸ salahla fâsidi¸ ma'rûfla münkeri birbirine karıştırabiliriz. Gerçek anlamda iman edip de imanlarını şirke bulaştırmayanlar15¸ Yaratan'la yaratılan arasındaki küllî mesafeyi birbirinden ayırt edenlerdir. Bu sebeple kelime-i tevhîdin olmazsa olmaz ilkeleri sağlam bilgi¸ kesin inanç¸ ihlâs¸ dürüstlük¸ ilâhî sevgi¸ samimiyet¸ içtenlik ve Allah'a tam teslîmiyettir.


Samimiyeti Olmayan İbadetin Değeri Yoktur


Her konuda olduğu gibi iman konusunda da Hz. Peygamber (s.a.v.) sahâbîlerini eğitmiştir. Çünkü imanda samimiyet olmadan Allah katında ibadetlerin bir değeri yoktur. Sahâbîden Ebû Vâkıdü'l-Leysî Hâris b. Mâlik anlatıyor: “Bir gün Hz. Peygamber (s.a.v.) ile birlikte Huneyn'e giderken¸ yolda Zât-ı Envât denilen büyük bir sedir ağacına rastladık. Müşrikler¸ her yıl onun yanına varırlar¸ silahlarını dallarına asarlar¸ yanında kurban keserler ve bir gün itikâfa girerlerdi. Bizler de¸ “Yâ Rasûlallah! Zât-ı Envât gibi¸ bize de bir Zât-ı Envât tayin etseniz¸ olmaz mı?” deyince¸ Rasûlullah (s.a.v.): “Allahu Ekber! Varlığım kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki; siz de Hz. Mûsâ'ya kavminin dedikleri gibi bir söz söylediniz! Onlar:


‘Ey Mûsâ! Onların kendilerine ait ilahları (putları) olduğu gibi sen de bize ait bir ilah yapsana” dediler. Mûsâ da: ‘Şüphesiz siz câhillik eden bir kavimsiniz.' demişti.'16 Rasûlullah sözlerine devamla¸ “İşte sizler de sizden öncekilerin gittikleri yolu karış karış¸ adım adım izleyeceksiniz. Onlar¸ bir kertenkele deliğine girseler¸ sizler de onların peşine takılacaksınız.” buyurmuştu.17 Bu rivâyette geçen “zât-ı envât” kendisine kudsiyet atfedilen bir ağaçtı. Müslümanların bu isteğine karşılık Rasûlullah'ın tavrı¸ onları eğitmek suretiyle itikatlarını düzeltmek olmuştur.


 


Dipnot


 


1. Bkz. Râgıb el-Isfehânî¸ el-Müfredât¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 221.


2. 12/Yûsuf¸ 14.


3. 6/En'âm¸ 139.


4. 12/Yûsuf¸ 80.


5. Bkz. 39/Zümer¸ 2-3.


6. Bkz. 2/Bakara¸ 139.


7. Bkz. Buhârî “İman”¸ 39.


8. Bkz. Buhârî “İman”¸ 22.


9. 12/Yûsuf¸ 24.


10. 98/Beyyine¸ 5.


11. 91/Şems¸ 9-10.


12. Bkz. 2/Bakara¸ 151; 62/Cuma 3.


13. Gazâlî¸ Ebû Hâmid Muhammed¸ el-Erbaîn fi Usûli'd-Dîn¸ Beyrut¸ 1988¸ s.78.


14. Krş. Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ I¸ 4.


15. Bkz. 6/En'âm¸ 82.


16. 7/A'râf¸ 138.


17. Ahmed b. Hanbel¸ Müsned¸ V¸ 218.

Sayfayı Paylaş