BURSA ULU CAMİİ’NDE ZAMANIN ÖTESİNDE

Somuncu Baba

“Ey camilerin ulusu¸ uluların camisi!… Sancılı arayışın hitama erdiği yer. Sen ki Somuncu Baba’nın sırrını ifşa etmişsin. Mâzi¸ hâl ve istikbal yekpare bir şekle bürünüyor o muhteşem kubbenin altında. Denize kıyısı olmayan bu kadim ve kutlu kentte maneviyat denizisin sen.”

Bir cihan devleti olan Osmanlı¸ vaktiyle üç kıtaya gerçek anlamda adalet ve huzur götürmüş müstesna bir devletti. Altı yüzyıla¸ üç kıtaya ve etnik kökeni farklı onlarca millete başarıyla hükmeden¸ “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesini kendisine şiar edinen bir imparatorluğun adıdır Osmanlı. Bu büyük devlet altı asırlık süreçte 36 padişah tarafından idare edilmiştir. Osman Gazi’yle başlayan ve onun adıyla anılan bu devletin başına geçen padişahlar “i’lâ-yı kelimetullah” uğruna nice kıtalar aşmışlar¸ İslâm’ın yücelmesi için cansiperane çalışmışlardır. Bunlardan biri de 1389’dan 1402 senesine kadar¸ 13 yıl padişahlık yapan¸ tarihçiler arasında “Yıldırım Bayezid” olarak da bilinen I. Bayezid’dir.

Güçlü¸ cesur ve kahraman bir yapıya sahip olan I. Bayezid¸ Timur’a karşı yapmış olduğu “Ankara Savaşı” dışında girdiği bütün savaşları kazanmıştır. I. Bayezid’in en büyük başarılarından biri de Türk birliğini sağlamasıdır. O¸ Bursa’da zâviye¸ medrese¸ imaret¸ han¸ köprü¸ dârüşşifa yaptırmış¸ muhteşem bir mabet olan Ulu Camii’ni de yine o inşa ettirmiştir.

 

Bursa’nın Eyüp Sultan’ı: Ulu Camii

 

Osmanlı deyince Bursa¸ Bursa deyince de Osmanlı gelir akıllara. Çünkü Osmanlı’nın ilk büyük başkentidir Bursa. Devlet-i ebed müddet burada gelişmiş¸ serpilmiş ve üç kıtada at oynatan bir dünya devleti olmuştur. Onun içindir ki Bursa¸ Osmanlı’nın ilk kutlu basamağıdır.

Bursa¸ içinde barındırmış olduğu tarihî yadigârlarla adeta tarihin aynasıdır. Bursa’yı “Bursa’da Zaman” şairi Tanpınar kadar güzel ve derinden kim anlatabilir ki: “Sanki tek bir anda gün¸ saat¸ mevsim/Yaşıyor sihrini geçmiş zamanın/Hâlâ bu taşlarda gülen rüyanın/Güvercin bakışlı sessizlik bile/Çınlıyor bir sonsuz devam vehmiyle/Gümüşlü bir fecrin zafer aynası¸/Muradiye¸ sabrın acı meyvası¸/Ömrünün timsali beyaz Nilüfer¸/Türbeler¸ camiler¸ eski bahçeler¸/Şanlı hikâyesi binlerce erin/Sesi nabzım olmuş hengâmelerin/Nakleder yâdını gelen geçene.”

 

Bursa deyip de geçmemek lâzım. Hayatın tam merkezinde durur o. Tüm zamanların en güzel ve en yeşil şehridir Bursa. O ki nice asırlardan beridir gönül diliyle söyleşir mihmanlarıyla. “Fetih günlerinin saf neşesini” solursunuz tarihiyle barışık yaşayan ve buram buram mâzi kokan bu güzide topraklarda. Devlet-i ebed müddetin banileri son uykularını uyur Gümüşlü Kümbet’te. Bu yüzden şairin deyimiyle “Gümüşlü bir fecrin zafer aynası”dır.

Osmanlı Bursa’yla nasıl özdeşleşmişse; Bursa da Ulu Camii’yle öyle özdeşleşmiştir. Tabir caizse etle tırnak gibi olmuştur ikisi de. Zira Bursa’nın kalbi günde beş vakit Ulu Camii’nde atar. Bursa’nın manevî vitrinidir Ulu Camii. I. Bayezid tarafından inşa ettirilen bu kutlu mabet¸ şüphesiz ki Türkiye’nin kadim mimarî şaheserlerindendir.

Ulu Camii’nin enteresan bir yapılış hikâyesi vardır. Rivayete göre Yıldırım Bayezid¸ Niğbolu Savaşı’ndan evvel Allah’a dua etmiş¸ bu savaşta muzaffer olursa yirmi cami yaptıracağı vaadinde bulunmuştur. Bu savaşı kazanan Yıldırım Bayezid Han¸ zaferin şükrünü eda etmek için yirmi cami yaptırmak istemiştir. Padişah¸ bu halis niyetini damadı Emir Sultan’a açmıştır. Emir Sultan ise¸ “Hünkârım yirmi cami yerine¸ mü’minlerin toplanmasına vesile olacak¸ cuma namazlarının kılınacağı yirmi kubbeli bir cami yaptırsanız…” deyince¸ padişah bu teklifi uygun görerek yirmi kubbeli Ulu Camii’ni yaptırmaya karar vermiştir.

Bursa’ya manevî bir atmosfer ve derinlik kazandıran söz konusu mabet¸ 1396-1399 yılları arasında Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Mimarı kesin olarak bilinmemekle beraber Ali Neccâr ya da Hacı Ivaz Paşa tarafından inşa edildiği düşünülmektedir.

Bursa’nın simgelerinden biri olan Ulu Camii¸ şehrin manevî dinamiklerinin de başında gelmektedir. İlk planlandığında cami¸ medrese¸ hamam¸ bedesten¸ dükkânlar ve meşrutalardan teşekkül eden bir külliye hâlinde tasarlanmış¸ daha sonraki devirlerde etrafına şadırvanlar¸ muvakkithane¸ muallimhâne¸ müezzin ve muvakkit odaları gibi yapılar ilâve edilmiştir. Bursa’ya gelip de Ulu Camii’ni gezip görmeden giden bir insan düşünülemez.

Bursa’nın gözde dinî mekânlarının başında gelen Ulu Camii¸ kapalı namaz kılma alanı bakımından Türkiye’nin en büyük camiidir. Harikulâde bir mimariyle inşa edilen bu cami¸ dikdörtgen bir planda yaklaşık beş bin metrekarelik bir alan üzerine kurulmuştur. Sekizgen kasnaklara oturan toplam yirmi kubbe¸ mihrap duvarına dik olarak beş sıra hâlinde yer almaktadır. Caminin ana duvar kalınlıkları iki metreyi geçmektedir. 

Ulu Camii’nin iki minaresi vardır. Minarelerin ikisi de beden duvarına oturtulmamış¸ yerden başlatılarak inşa edilmiştir. Batı tarafındaki minare Yıldırım Bayezid tarafından yaptırılmıştır. Bu minarenin sekizgen biçimli kürsüsü mermerden¸ gövdesi ise tuğladandır. Doğu tarafına düşen minare ise sonraki yıllarda Mehmet Çelebi tarafından yaptırılmıştır. 

 

Suskunluğu Sabırla Yoğrulan Şehrin Emsalsiz Meyvesi Ulu Camii’ne Dair

 

Ulu Camii’nden semaya yükselen ezanlarla günde beş vakit soluklanmaktadır Bursa. Bu nefes hayat vermektedir şehre. Bursa’nın Ayasofya’sı olan bu mabedin çinilerinde Bayezid’in gür sesi yankılanmaktadır. Ulu Camii’nden ovaya yayılan ezanlar Bursa’ya zamanın altın mührünü vurur. Maziden arda kalan bir hüzün siner içinize. Yürek telleriniz oynar yerinden. Caminin minberinde kâinatın silueti yansır boylu boyunca. Sarmaşık motiflerle sülüs yazılar birbirini tamamlar gibidir. Su sesleri Kur’an seslerine karışarak gönül bahçelerinin ateşini alır. Altı asırlık cami minberindeki sırlar iştiyakla kâşiflerini beklemektedir. Türk tarihinin en büyük camisi olma onurunu üzerinde taşıyan mabet¸ imanlı alınlardan öperek hayat bulmaktadır. Mimar Ali Neccar bu eserle maziyle bugün arasına bir gönül köprüsü kurmuş gibidir. Bu köprü Sırat’tan evvel geçilecek¸ alabildiğine geniş¸ müstahkem bir satıhtır.

Ey gönüllerin emsalsiz sevgilisi¸ yemyeşil libaslara bürünmüş Bursa! Sabırla yoğrulmuştur suskunluğun. Söylenmemiş nice sözlerin vardır lâl dudaklarında. Sen İslam’ın alametlerinden biri olan nurlu minarelerin¸ ufka şahadet parmakları gibi uzandığı kutlu şehirsin. Ezanların kulaklarımızdaki pası siler günde beş vakit. Gönüllerin Medine’sisin sen.

Ulu Camilerin en ulusu sendedir. O pak Ulu Camii’nin kapısında manevî bir serinlik değer tenimize¸ ruhumuzu yumuşatır güneyden esen kıble rüzgârı. Cami içindeki uhrevî endişeler¸ cami dışındaki dünyevî telaşlara karışır. Büyük şehrin yalnızlığında¸ bu mabede daha yakın hissedersiniz kendinizi. Ulu Camii emzirir açlıktan kırılan manevî yanınızı.

Ey Ulu Camii¸ Anadolu mabetlerinin en soylusu!… Kur’an sesleri sinmiştir duvarlarına. Senin heybetinden küçüldükçe küçülür¸ adeta nokta kadar olurum. Zira Bursa’nın Ayasofya’sısın sen… Yirmi kubbenle yirmi camiye bedelsin. Emir Sultan Hazretleri’nin sesi hâlâ yankılanır duvarlarında. Üftade Hazretleri’nin ezanları asılı kalmıştır hava zerrelerinde.

Ey camilerin ulusu¸ uluların camisi!… Sancılı arayışın hitama erdiği yer. Sen ki Somuncu Baba’nın sırrını ifşa etmişsin. Mâzi¸ hâl ve istikbal yekpare bir şekle bürünüyor o muhteşem kubbenin altında. Denize kıyısı olmayan bu kadim ve kutlu kentte maneviyat denizisin sen. Bu masmavi denizden bir katre alanlar¸ ermiştir kurtuluşa. Dünyayla aramıza kalın bir duvar örersin sen. Günahlarımızla yüzleştirir¸ tevbe kapısına çağırırsın bizi. Sende duvarlar duvar¸ taşlar taş olmaktan çıkar¸ bir nur halesine dönüşür adeta. Caminin ortasındaki o mermer havuz ‘Havz-ı Kevser’in minyatürü misali serinletir kavrulan hissiyatımızı.

Ey Ulu mabet!… İnce minarelerinin gölgesi billurdandır. İçimde pörsüyen imanımı tazelersin günde beş vakit okunan gül yüzlü ezanlarınla. Sis çökmüş ufuklara doğarsın bir güneş misali… Hatıralarımı yıkarım o gül nefesinde. Hüzzam besteler yankılanır derunumun kuytularında. Buhurizâde Mustafa Itri’nin nağmeleri¸ sular içimdeki kızgın çölleri. Dudaklardan dökülür Hafız-ı Şirazî’nin yakıcı mısraları¸ bir kıvılcıma teslim olur gönül çıralarım…”Meclis-i bezm-i ıyş râ gâliye-i murâd nist/Ey dem-i subh-i hoş nefes nafe-i zülf-i yâr kû”… Nice bahçeler yanar tomurcuk güllerin hasretinden. Yüreğim yağmalanır bu hicran gurbetlerinde. Uçurumun eşiğinde zanlarımla cebelleşirken sen tutarsın nasırlı ellerimden.

 

Sayfayı Paylaş