TARİHİN DERİNLİKLERİNDEKİ OSMANLI İHTİŞAMI: SULTAN AHMET CAMİİ

Somuncu Baba

“Yabancıların ‘Mavi Cami’ diye şiirsel bir ad taktıkları Sultanahmet Camii’ndeki İznik çinilerinde kullanılan kuvarsın olumsuz enerjiyi aldığını¸ ecdadımız 400 yıl önce keşfetmişlerdir. İznik çinileri¸ büyük çabalar sonunda 400 yıl önce kullanılan teknikle şimdi yeniden üretilmektedir. Ancak¸ 400 yıl önceki bazı desenleri tutturmak mümkün olmamaktadır.”

Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesinde oynadığı önemli rollerden birisi İstanbul’un alınması ve Bizans’ın tarih sahnesinden çekilmesidir. Sanata¸ bilime ve kültüre çok saygılı olan ecdat¸ İslâm’ın kazandırdığı hoşgörü ile Ayasofya’ya dokunmamış¸ herhangi bir tahribat yapmamış tam tersine Ayasofya’yı muhafaza etmiştir. İstanbul’un fethinin bir nişanesi olarak padişahların tahta geçme törenleri Eyüp Sultan Camii’nde yapılmıştır. Topkapı Sarayı’nın hemen dış kapısında yükselen bu görkemli yapı¸ cami olarak saray tarafından her zaman kullanılmıştır. Çünkü Osmanlı fetihten sonra en görkemli mimarî eseri camiye çevirmiş ve Cenab-ı Allah’a ibadet yapılan bir yer hâline getirerek kulluk vazifesini ifa etmiştir. 1600’lü yıllara gelindiğinde¸ genç yaşta tahta çıkan I. Ahmet¸ İstanbul’a¸ özellikle sarayın çok yakınına¸ görkemli bir cami yaptırmak istemiştir. Çok geniş bir alana yayılan¸ mimarî özellikleriyle¸ sanatıyla¸ işlemeleriyle¸ hattıyla¸ tarzıyla¸ muhteşemliğiyle¸ bezemesiyle de çok iddialı bir yapı olan Sultan Ahmet Külliyesi böyle oluşmuştur. Ayasofya’nın tam karşısında tüm ihtişamıyla inşa edilmiştir. Öyle ki¸ Külliye insanı hayret ve hayranlık içerisinde bırakmaktadır.

Sultan I. Ahmet genç yaşta¸ henüz 14 yaşında iken Osmanlı tahtına 14. hükümdar olarak oturmuş ve 14 yıl saltanat sürdükten sonra 1617’de vefat etmiştir. Külliye¸ Zitvatorok Barış Antlaşması bölgeye ve Osmanlı’ya bir rahatlama dönemi açıp devletin prestijini tekrar perçinleyince Cenab-ı Allah’a bir şükür nişanesi olmak üzere inşa edilmiştir. Temel fikriyat kulluğu yaşamak olduğu için o zamana kadar yapılmış olan camilerin en büyüğünü ve en güzelini yapmak ve özellikle de Ayasofya’yı geçmek¸ kıyamete kadar bütün dünyayı hayran bırakacak bir eser ortaya çıkartmaktır. Böylece tarihin derinlilerinde kalıcı bir iz bırakıldığı gibi¸ ihtişamlı Osmanlı Medeniyeti içerisinde Osmanlı damgası da vurulmuş olacaktır. Mimar Mehmet Ağa 1569-1570’de sarayın sedefkârlık ve mimarlık bölümüne dâhil olduktan sonra önünde yepyeni bir yol açılır ve tam 21 yıl Mimar Sinan’a çıraklık ve kalfalık eder. Koca Sinan’ın vefatından sonra başmimarlığa geçer. Artık Mehmet Ağa’ya hizmet yolları açılır. Kendisi¸ sedefkârlığı ve mimarlığı yanında devletin çeşitli birimlerinde görev alır. Mimarbaşı olduktan sonra ilk işi Kâbe’nin onarılması ve ünlü altınoluklarının konulmasıdır. Çok mahirane yaptığı hizmetlerle hemen göz doldurur¸ ismi sarayda konuşulmaya başlar.

 

Mavi Cami

 

At meydanının kıble yönünde bulunan Ayşe Sultan Sarayı denize bakıyordu¸ alanı çok geniş ve Topkapı Sarayı’na yakındı¸ çevresi de fazla meskûn değildi. Padişah tarafından bu yer uygun görüldü. Adı geçen Ayşe Sultan’a otuz bin halis ayarlı altın gönderdi¸ o da gönül hoşluğu ile mülkünü tapuda hünkâra devretti. Sıra¸ caminin temelinin kazılmasına geldiğinde Osmanlı usulü büyük bir tören düzenlendi. Evliya Çelebi’ye göre¸ caminin temel atma merasimin de Evliya Efendi¸ Aziz Mahmut Hüdayî Hazretleri¸ Kadı Kara Sümbül Ali Efendi¸ Kalender Paşa¸ Kemankeş Ali Paşa bulunmuştur. Temeline ilk kazmayı bizzat Sultan Ahmet Han vurdu. Bu kazma bugün Topkapı Sarayı müzesindedir. Temel kazmaya başlanınca ilk önce Sultan Ahmet Han eteğiyle toprak taşıyarak ‘’Ya Rab¸ Ahmet kulunun hizmetidir…” diye dua etmişti.

I. Ahmet Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa’ya yaptırdığı bu külliye için kendi gelirinden büyük bir servet ayırmıştır. Caminin on dört şerefesi¸ I. Ahmet’in 14. Osmanlı padişahı olduğunu simgelemektedir. Külliye’nin en çok göze çarpan yapısı şüphesiz Mavi Cami olarak da bilinen Sultan Ahmet Camii’dir. İznik’te yapılan 20 bini aşkın çininin mekâna verdiği renk nedeniyle yabancılar tarafından böyle adlandırılmış. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre¸ üç şerefeli minarelerin yalnız alemleri değil¸ külâhları da altın kaplamaymış ve güneşte parlıyormuş. Bu cami¸ Osmanlı mimarlığında dört ayağa oturan kubbe düzeninin mekân gelişimi açısından ulaştığı son nokta olarak biliniyor. İç mekân özenle yapılmış¸ kilim ve halılar¸ renkli cam pencereler¸ renkli taşlar¸ kalem işleri¸ sedefkârî kapılar¸ pencere kapakları¸ rahleler¸ kubbeye asılan deve kuşu yumurtaları ve avizeler mekânın görkemini arttırmıştır.

Külliye’nin diğer bir önemli yapısı¸ padişahın namazdan önce ya da sonra oturup dinlenebileceği¸ sohbet edebileceği bir mekân olarak tasarlanan Hünkâr Kasrı’dır. Kasrı camiye bağlayan galeriyi taşıyan sütun dizisi bu yapıyı gösterir.

Külliye’nin bir başka birimi de Sıbyan Mektebi yani dershanedir. Darül-kurra¸ Darü’ş-şifa¸ medrese¸ imaret ve sebiller Külliye’nin diğer parçalarıdır. Tabii kendisi¸ eşi Kösem Sultan¸ oğlu II. Osman ve IV. Murad’ın yattığı türbe de bu bütünün bir parçası. Külliye kapsamında bulunan Arasta Çarşısı işlevini hiç yitirmemiş ve 17. yüzyıldan günümüze ulaşan tek üstü açık çarşı olmuştur. Yani kilimler¸ gümüşler ve halılar içinde gezerken sadece dev bir külliye içinde değil¸ tarihin derinliklerinde inşa edilen bu ihtişamlı yapıda gezmiş oluyorsunuz. İnsan gezerken o kadar etkilenir ki muhteşem demekten¸ takdir etmekten kendisini alamaz.

Camii duvarları ile sınırlanan ibadet alanı biçim olarak kareye yakın bir dikdörtgendir. İç alanı 53.50×49.47 metrekare olan Sultanahmet Camii’nin içi dört yapraklı yonca planına sahiptir. Monotonluğu gidermek amacıyla güney tarafın dışında dört yana galeriler yapılmıştır. Kıble duvarı bu nedenle diğerlerine ters düşer. Dört fil ayağı çok etkilidir. Son derece büyük olmalarına rağmen mermer kaideleri çok sayıda dış bükeyli profile sahiptir. Üst kesimde ayağı bezemeli kısmından alt kısmı ayıran yazıtlı bir bant yer alır. Boyutları kubbenin oranlarını bozar¸ çünkü kubbe 43 metre yüksekliği ve 23¸5 m çapı ile nispeten mütevazı ölçülere sahiptir. Bu ölçüler Mehmet Ağa’nın bir mühendis olarak kabiliyetini gösterir. Caminin içi çok mahirane yerleştirilen 260 pencere sayesinde ferah bir havaya bürünmüştür. Pencerelerin yerleştiriliş şeklinden dolayı büyük kubbe sanki havada asılı gibi durmaktadır. Pencereler ilk yapılışta çiçek motifleri ile bezeli vitraylarla örtülüydü. Yani düz pencere camı yoktu ve bu renkli cam işlemeciliği en üst kalitede idi. Bu özelliği mabedi o tarihlerde gezmiş olan bütün insanlar¸ gezginler fark etmişler ve penceredeki bu renk oyunu buluşuna ve onu uygulama kusursuzluğuna hayran kalmışlardır.

 

Altı (N) Minareli Cami

 

Sultanahmet Camii’nin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa birçok simgeyi caminin mimarisinde kullanmıştır. Ancak¸ caminin muhteşem mimarisi halk arasında çeşitli söylentilere yol açar. Efsaneye göre Padişah Birinci Ahmet¸ başta minareleri altından yaptırmak istemiştir. Ama kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca¸ caminin mimarı Sedefkâr Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek¸ “altın” sözcüğünden “altı” anlayarak camiyi altı minareli inşa ettirmiştir.

Osmanlı Devleti’nin bazı eyaletlerinden caminin altı minareli olmasına itirazlar gelmişti. İtiraz edenler¸ camiye altı minare yapılması Kâbe-i Şerife saygısızlık olur¸ İslâm edep ve âdabına uymaz diyerek çekincelerini dile getiriyorlar¸ uyarılarda bulunuyorlardı. Çünkü o zamanlar altı minaresi olan tek mabet Mekke-i Mükerreme’de bulunuyordu. Padişah bu meseleyi bütün İslâm âlemini memnun edecek bir şekilde çözmeyi başardı. Osmanlı Devleti Mekke-i Mükerreme’ye yedinci minareyi inşa ettirdi. Artık altı minareli o muhteşem eser yaptırılabilirdi¸ öyle de oldu…

 

Sanat Eseri ve Ortaya Çıkan Sırrı

 

İçine girene huzur veren Sultanahmet Camii’nin asıl sırrı ise inşaatından 400 yıl sonra üstelik yabancılar tarafından tespit edilir. Japon bilim adamlarının yaptıkları araştırmalar sonunda¸ camideki İznik çinilerinin gizeminin çözüldüğü açıklanmıştır. İznik çinilerinde kullanılan kilin yüzde 80’i kuvars maddesinden oluşmaktadır. Kuvars maddesinin elektromanyetik dalgaların yaydığı olumsuz etkiyi ortadan kaldırdığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumdadır. Cep telefonunun zararlarından korunmak¸ olumsuz enerjiden kurtulmak isteyenlere kuvars taşı tavsiye ediliyor. Yani¸ yabancıların “Mavi Cami” diye şiirsel bir ad taktıkları Sultanahmet Camii’ndeki İznik çinilerinde kullanılan kuvarsın olumsuz enerjiyi aldığını¸ ecdadımız 400 yıl önce keşfetmişlerdir. İznik çinileri¸ büyük çabalar sonunda 400 yıl önce kullanılan teknikle şimdi yeniden üretilmektedir. Ancak¸ 400 yıl önceki bazı desenleri tutturmak mümkün olmuyor. Sultanahmet Camii’nde kullanılan çinilerdeki olağanüstü kırmızılık¸ teknolojiye rağmen bir türlü elde edilemiyor. 400 yüzyıl öncesinden günümüze uzanan mimarisi ve İznik çinileriyle Sultanahmet Camii¸ her ulus ve her dinden ziyaretçilerine ayrı bir manevî haz vermeye devam ediyor. Yani biz ecdadımızın yaptığını anlamak ve anlatmakta dahi zorlanıyoruz. Bunun için de geçmişimize¸ kültürümüze¸ değerlerimize sahip çıkmak gerekmektedir. Osmanlı ihtişamını hem anlamak hem de anlatmak durumundayız.

 

Sayfayı Paylaş