TİCARETTE BEREKETİN ANAHTARI: TİCÂRÎ AHLÂK

Somuncu Baba

"Bereket¸ maddî ve mânevî¸ hem bu dünyaya hem de öbür dünyaya ait kazanç ve bolluğu ifade eder. Dinimize göre¸ ticaret ve kazançta da bereket¸ mânevî artış ve bolluk olabilir."


Yüce Allah¸ insanlara din olarak gönderdiği ilâhî sistemde bereket inancını da öğretmiştir. Bu sebeple bütün dinlerde olduğu gibi¸ İslâm'da da bereket inancı vardır. Bütün peygamberler ümmetlerine bu inancı aşılamışlardır. Böylece de bereket¸ dinî ve mânevî bir şey olmuştur. Ancak inanca dayalı olsa da bereketin gözle görülür tarafı da vardır. Yüce Allah'ın hak eden kullarına bir ikrâmı olan bereket¸ inançla ve sâlih amelle elde edilir¸ kalple hissedilip gözle görülür hâle de gelebilir.


Bereket¸ “bolluk¸ rahmet¸ uğur ve mutluluk” demektir. Bereket¸ maddî ve mânevî¸ hem bu dünyaya hem de öbür dünyaya ait kazanç ve bolluğu da ifade eder. Dinimize göre¸ ticaret ve kazançta da bereket denen mânevî artış ve bolluk olabilir. Ancak bunu sadece Allah verir. Bereket Allah'ın dürüst tüccara bir ikrâmıdır. Bereket akılla değil ancak inançla izah edilir ve anlaşılır. Mesela¸ bir âyette bu inanç ve mânevî ikram şöyle dile getirilmiştir:


Oysa bu toplumların insanları imana erip de Bize karşı sorumluluk bilinci taşıyor olsalardı onların önünde göğün ve yerin bolluklarını (bereket kapılarını) açardık. Ama gerçeği yalanlamaya kalktılar ve Biz de (kendi) yapıp ettiklerinden ötürü onları kıskıvrak yakaladık.1


Âyete göre¸ inançlı ve sorumluluğunun bilincinde olan topluluklara gökten ve yerden bereket kapılarının açılacağı ifade edilmiştir. Müfessirler¸ âyette geçen “bereket” kelimesini şöyle yorumlamışlardır: “Gökten ve yerden gelecek bereketler¸ yani yağmurun yağması ve toprağın verimli kılınmasıyla mahsul ve gelirin çoğalması¸ bolluk ve hayrın yaygınlaşması¸ böylece nimet¸ refah ve mutluluğun artması.”


Yine bazı âyetlerden anlaşıldığına göre¸ ticaretin bereketli ve bereketsiz olması mümkündür. Nitekim bir âyette insanların bereketsiz ve kesat ticaretten korktukları şöyle ifade edilmiştir:


De ki: ‘Eğer babalarınız¸ oğullarınız¸ kardeşleriniz¸ eşleriniz¸ mensup olduğunuz oymak ya da boy¸ kazanıp (biriktirdiğiniz) mallar¸ kötüye gitmesinden kaygılandığınız ticaret¸ hoşlandığınız konutlar size Allah'tan ve O'nun Elçisi'nden ve O'nun yolunda kavga vermekten daha gönül bağlayıcı geliyorsa¸ bekleyin o zaman Allah iradesini açığa vuruncaya kadar ve (bilin ki¸) Allah¸ günaha gömülüp gitmiş bir topluluğa aslâ hidâyet etmez.2


Başka bir âyette ise¸ sağlam bir imana sahip olup dünyada iyi işler yapanların durumu bitmez tükenmek bilmeyen bereketli ticarete benzetilmiş ve şöyle buyurulmuştur:


Allah'ın vahyine (şeksiz şüphesiz) uyanlar¸ namazlarında dikkatli ve devamlı olanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli/açık başkaları için harcayanlar; işte ancak bunlar hiç kesintiye uğramayacak bir kazanç umabilirler.3


Âyetleri dikkatle okuduğumuzda bereket inancının varlığına işaret ettiklerini görürüz. Ayrıca imanın¸ dikkatli kılınan namazın ve Allah için yapılan infâkın berekete sebep olacağını¸ günah işlemenin ise berekete engel olduğunu öğrenmiş oluruz.


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in hayatına baktığımız zaman onun da hem sözlü hadisleriyle hem de fiilî sünnetiyle her fırsatta inananların kalbine bereket anlayışını ve inancını yerleştirdiğini görürüz. Mesela¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ evde koyun beslemenin¸ yemeği toplu yemenin¸ eve misâfir davet etmenin berekete sebep olacağını bildirmiştir. Yine evlenen birisine nasıl duâ edilmesi gerektiğini öğretirken şöyle demiştir:


“Sizden birisi evlendiğinde ona şöyle duâ edilsin: ‘Bârekellahu leke ve bâreke aleyk/Allah evliliğini mübarek eylesin ve bereket ihsan etsin.”


Hz. Peygamber (s.a.v.) toplumsal açıdan bereketi şöyle değerlendirmiştir:


“Allah bir kavme bereket murâd ettiği zaman onları cömertlik ve iffetli olmakla rızıklandırır. Bir kavim için de bereketin kesilmesini dilerse onların üzerine hıyânet kapısını açar.”¸ “Allah bir kavme kıtlık murâd ettiğinde gökten bir melek şöyle nidâ eder: ‘Ey mide genişle! Ey göz sakın doyma ve ey bereket ortadan kalk.”


Ticaretle ilgili bereket konusunda ise Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ifade buyurduğu hadislerden bazıları şöyledir:


1- Ticarette yalan yemin¸ malın sürümünü sağlarsa da¸ kazancın bereketini yok eder.4


2- Alıcı ve satıcı birbirlerine doğru söyleyip nasîhat ettikleri zaman alış-verişleri bereketlenir; malın kusurunu gizleyip yalan söyledikleri zaman ise alış-verişlerinin bereketi kalkar.5


3- Mülâyim davranmak bereketi¸ sert davranmak ise bereketsizliği getirir.”


4- Sizden biri kendinde¸ malında veya kardeşinde hoşuna giden bir şey görürse bereketlenmesi için duâ etsin¸ zira göz değmesi(nazar) haktır.


5- Sabah namazını kıldığınızda duâya çok sarılınız ve hâcetlerinizi talepte erken davranınız. Allah'ım! Ümmetim için erken davranışta bulunanların işlerini bereketli kıl.”6 Yani Hz. Peygamber (s.a.v.) bu duâlarında¸ “Allah'ım! İşine erken çıkanın kazancını bereketli kıl.” diye duâ etmiştir.


Bu hadislerden de anlaşıldığına göre ticarette bazı davranışlar ticaretin bereketini artırır¸ bazıları ise berekete engel olur.


Şu hususa özellikle dikkat çekmek gerekir ki¸ Kur'ân malın ve kazancın bereketlenmesine sebep olarak zekâtı¸ bereketin ortadan kalkmasına sebep olarak da fâizi göstermiştir. Zira Kur'ân'a göre zekâtın önemli özelliklerinden birisi geri dönüşüm (ihlâf) sağlayarak malı artırmasıdır. Ancak bu geri dönüşümün sağlıklı işleyebilmesi için toplum olarak zekât mükelleflerinin görevlerini hakkıyla yerine getirmeleri gerekir. Zira bir veya birkaç mükellefin zekâtını ödemesiyle istenen geri dönüşümün sağlanması mümkün olmaz. Verilen zekâtlar başkalarının iktisadî faaliyetlerde bulunmalarına yardımcı oluyorsa bundan hem zekâtı veren bireyler hem de toplum fayda sağlayacaktır. Bir âyette zekât yoluyla verilen kredi ile fâizli krediler karşılaştırılır ve zekâtın bereketlendirici olmasına karşılık fâizin bereketi tüketen bir işlem olduğu şöyle anlatılır: “Allah fâizi ondan sağlanan kazançların bereketini) tüketir¸ zekâtları ise artırır.”7


Şu âyette ise karşılıksız kredi (karz-ı hasen) ve fâizli kredi karşılaştırılmaktadır: “Ve (unutmayın; başka) insanların mal varlığı sayesinde¸ artsın diye fâizle verdikleriniz (size) Allah katında bir artış sağlamaz. Oysa Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için karşılıksız verdikleriniz (Allah tarafından bereketlendirilir).”8


Zekâtı ve fâizi ticarete katacakları bereket açısından bu şekilde karşılaştıran Kur'ân zekâtın malın artmasına ve geri dönüşümüne katkıda bulunmasına da şöyle işaret eder:


“De ki: ‘Rabb'im¸ kullarından dilediğine bol dilediğine az rızık verir ve başkaları için ne harcarsanız Allah onun yerini daima doldurur. Çünkü O¸ rızık verenlerin en hayırlısıdır.”9


Gerek misafirlikte ve gerekse kardeşlerinin kavuştuğu bir nimeti gördüklerinde Müslümanlar¸ “Allah bereket versin.” derler. Bu ifade ve du⸠kültürümüzde bereket anlayışının ruhlara sinmiştir ve dille ifade ediliş tarzını ortaya koymaktadır.


Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Yüce dinimiz¸ bereket denen ve ancak Allah tarafından ihsan edileceğine inandığımız mânevî artmayı kabul etmiştir. Evet¸ bereketi ancak Allah verir. Fakat insanlar da bazı güzel ve ahlâkî davranışlarıyla bereketin artmasına vesîle olurlar. Hile¸ yalan¸ aldatma ve fâiz gibi kötü hareketleriyle de bereketin ortadan kalkmasına yol açarlar.


 


Dipnot


1. 7/A'râf¸ 96.


2. 9/Tevbe¸ 24.


3. 35/Fâtır¸ 29.


4. Buharî-Müslim.


5. Buharî-Müslim.


6. Taberânî.


7. 2/Bakara¸ 276.


8. 30/Rûm¸ 39.


9. 34/Sebe'¸ 39.

Sayfayı Paylaş