MÜSLÜMANLARIN DİNÎ HAYATINDA AKÂİD İLMİNİN ÖNEMİ VE DEĞERİ

Somuncu Baba

"İslâm'da inanç esaslarının dayandığı kaynak¸ doğrudan Kur'an ve mütevâtir hadislerdir. Gerek Kur'an'da ve gerekse mütevâtir hadislerde iman esasları açık ve net olarak ortaya konmuştur. "


Âlemlerin Rabbi olan Yüce Allah (c.c)¸ yeryüzünü maddî-mânevî anlamda imar etme ve yönetme ehliyetiyle insanı ‘halîfe' makamına getirirken1¸ ruhlar âleminde verdikleri söze sâdık kalmalarını2 hatırlatıcı peygamberler göndermiştir.3 Kur'an'dan öğrendiğimize göre peygamberlerin toplumlarına yönelik davetlerinin ilk mesajını Allah'ın birliğine iman ve O'nu tenzîh ilkesi oluşturur.4 Bu ilâhî öğretiden açıkça anlaşılıyor ki¸ Hz. Âdem'den son peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)'e kadar gönderilen bütün elçiler toplumlarını hep aynı akâid esaslarına çağırmışlardır.


Sözlükte “akîde” düğümlemek anlamındaki ‘akd' kökünden türemiştir. Akd¸ iki şeyin arasını birleştirmek demektir. Bu bağlamda akd¸ herhangi bir ipin ya da herhangi bir binânın parçalarını birbirine bağlama mânâsında kullanıldığı gibi; yemin¸ nikâh¸ sözleşme¸ satış gibi mânevî anlamlardaki ‘bağlama' hakkında da kullanılır.5 İşte İslâm'ın inanç esaslarını oluşturan “akâid”¸ düğümlemek mânâsındaki ‘akd' kökünden türemiş bulunan ‘akîde' kelimesinin çoğuludur. İslâm'da zorunlu olarak inanılan şey demektir. Akîde; delîle dayalı¸ vâkıaya uygun gönülden kesin tasdîk olup¸ aynı kökten türetilen ve iman ile eş anlamlı olarak kullanılan “itikâd” ise¸ “düğüm atmışçasına bağlanmak¸ bir şeye gönülden inanmak ve bir şeyi gönülden benimsemek” gibi anlamlara gelir.6


İslâm'da dinin temellerini oluşturan akîde sistemi¸ insanla Allah arasındaki bağı kurar. Bu kuvvetli bağ¸ insanı Allah karşısında sorumlu bir varlık hâline getirir ve hayatını hangi amaç doğrultusunda yaşayacağını gösterir. Mecâzî anlamda İslâm dinini bir binâya benzetecek olursak akâid esasları bu binânın temellerini¸ şer'î hükümler ise¸ bu binânın katlarını ve çatısını oluşturur. Dolayısıyla insanın fiilleriyle ilgili olan şer'î hükümleri (emirler-yasaklar gibi) tasdîk etmek akâidin bir gereğidir. Bu bağlamda inanç esaslarıyla şer'î hükümler arasında kopmaz bir bağ vardır. Şunu unutmamak gerekir ki¸ Allah katında şer'î hükümlerin kabul edilmesi¸ akîdenin sağlam oluşuyla doğrudan ilişkilidir. Çünkü akâidin temelini tevhid inancı oluşturur. Tevhid inancını; “Yaratan'la yaratılan varlık arasındaki sınırı idrak etmektir.” şeklinde tanımlamak mümkündür. Eğer bu ayırt edici farklılık iyi kavranmazsa; tevhidle şirk¸ imanla küfür¸ hakla bâtıl birbirine karıştırılabilir. Gerçek anlamda iman edip de imanlarını şirke karıştırmayanlar Yaratan'la yaratılan arasındaki mutlak mesafeyi koruyan kimselerdir.


İslâm'da inanç esaslarının dayandığı kaynak¸ doğrudan Kur'an ve mütevâtir hadislerdir. Gerek Kur'an'da ve gerekse mütevâtir hadislerde iman esasları açık ve net olarak ortaya konmuştur. Bu iki naklî delîlin verdiği haberler kesin olduğu için kabul edilmesi imanı¸ inkâr edilmesi ise küfrü gerektirir. Kesinlik ifade etmediği için âhâd haberler itikatta delil olmaz¸ ancak amelle ilgili konularda delil olur. İtikâdî meseleler zamana¸ mekâna ve kişilere göre değişiklik kabul etmez; bütün zamanlar için geçerlidir. Bu açıdan Hz. Âdem'den Hz. Muhammed (s.a.v.)'e kadar bütün peygamberler toplumlarını aynı inanç esaslarına iman etmeye çağırmışlardır. Çünkü akîde¸ hayat¸ kâinat¸ dünya hayatının öncesi ve sonrası hakkında ve hayatın öncesi ve sonrası ile olan alâkası hakkında bütünlük arzeden bir düşünce tarzıdır. Bu bakış açısı her akîde için geçerli olduğu gibi İslâm akîdesi için de geçerlidir.


Akâid İlminin Konusu


İslâmî ilimler içerisinde itikâdî esaslardan bahseden ilme “Akâid İlmi” adı verilir. Akîde kavramı melek akîdesi¸ âhiret akîdesi gibi belli bir inanç esası için kullanıldığı gibi belli bir mezhebin veya bir mezhebi temsil eden kişinin çeşitli iman esaslarıyla ilgili özel telakkî ve anlayışını ifade etmek üzere de kullanılır. Meselâ “Mâtürîdî'nin sıfatullah akidesi” gibi. Ayrıca akîde iman konularını ihtivâ eden bazı risâlelerin de adı olmuştur; el-Akîdetü't-Tahâviyye¸ el-Akîdetü'n-Nizâmiyye gibi.


Akâid ilminin konusu; Allah'a¸ meleklerine¸ kitaplarına¸ peygamberlerine¸ âhiret gününe¸ kazâ ve kaderin¸ hayrın ve şerrin Allah'tan geldiğine iman etmek anlamına gelen inanç esaslarıdır. Akâid ilminin asıl konularını teşkil eden ve ‘amentü'de formüle edilmiş olan bu altı esas¸ muhtasar olarak ulûhiyet¸ nübüvvet ve âhiret başlıkları altında hülâsa edilir. Dinde zorunlu olan bu iman esaslarını tasdîk etmek ve öğrenmek her Müslümanın üzerine farz-ı ayındır.7


İslâm düşünce tarihinde gerek Kur'an'da ve gerekse hadis kitaplarının iman¸ tevhid¸ cennet¸ cehennem¸ enbiy⸠melâhim¸ i'tisâm¸ bedü'l-halk¸ kıyâmet¸ fiten gibi bölümlerinde ele alınan iman esasları hicrî II. yüzyılla birlikte ulûhiyet¸ nübüvvet ve âhirete iman ana başlıkları altında daha sistematik bir çerçevede ele alınarak literatür oluşturulmaya başlanmıştır. Dolayısıyla inanç ilkelerini inceleyen Akâid ilminde bu sıradüzenine riâyet edilmiştir. Bu ilim dalı; Allah'ın zâtından¸ sıfatlarından¸ fiillerinden¸ risâlet meseleleri başta olmak üzere âhiretle ilgili konulardan bahseder.


Kesin ve Sağlam Deliller


Her ilmin gerçekleştirmek istediği bir gayesi vardır. Akâid ilmi de bu gayelerden müstağnî değildir. Bilindiği gibi akâid ilminin en önemli fonksiyonu¸ kesin ve sağlam deliller kullanmak suretiyle şüpheye mahal bırakmadan dinî akîdeleri ortaya koymuş olmasıdır. Ehl-i Sünnet akîdesine göre mukallidin imanı geçerlidir. Fakat eğer mukallid kimse¸ imanını sağlam temellere oturtmak adına delillerle kuvvetlendirme cihetine gitmezse günahkâr olarak nitelendirilmiştir.8 Çünkü inanç esaslarını delillere dayalı olarak kavramak¸ imanı¸ yanlış yoldakilerin ortaya attıkları şüphelerle sarsılmaktan korur. Bu sebeple her Müslüman'ın akâidle ilgili bilgileri öğrenmesi inanç ve ibadet hayatında haşyet duygusu kazandırır ve Yüce Allah'ın denetimi altında olduğu inancını güçlü tutmasını sağlar.


Öte yandan İslâm akâidi¸ İslâm'ın fikrî yönünü iyi kavramış ve itikâdî hükümleri çağın isteklerine göre ilmî düzeyde yorumlama becerisi kazandıran mütefekkir insanların yetişmesini amaçlar. Ayrıca akâid ilmi¸ davranışlar alanında insanın niyet ve inancını kuvvetlendirir. Elbette bu ilmin nihâî amacı dünyada mutluluğu ve âhirette de kurtuluşu elde etmeye yardımcı olmaktır.


İslâm düşünce tarihinde yaklaşık hicrî I. yüzyılın sonlarından itibaren akâid ilmi alanında devrin ihtiyaçları da dikkate alınarak Ehl-i Sünnet âlimleri tarafından hacimli olmayan muhtasar faydalı eserler yazılmaya başlanmıştır. Bu eserler hem yaygın ve hem de örgün eğitim kurumlarında ders kitabı olarak da okutulmuştur. Ayrıca ilk dönem tasavvuf kaynaklarında sûfi akâidi diyebileceğimiz bölümlere yer verilmiştir. Meselâ ilk dönem tasavvuf kaynaklarından olan Kelâbâzî'nin (ö.380/990)¸ Ta'arruf adlı eserinde ‘tasavvuf akâidi' olarak açtığı bölümde hemen hemen İslâm akâidinin birçok konusuna yer verilmiştir.9 Diğer taraftan Kuşeyrî (ö.465/1072) Risâle'sinde10 ve Hucvirî ( ö.470/ 1077 ) Keşfu'l-Mahcûb'unda11 tevhid¸ iman ve Allah'ın sıfatları gibi birçok konuya değinmişlerdir. Biz de bundan sonraki yazılarımızda Yüce Rabb'imizin izn-i ilâhîsiyle¸ hem Müslümanların itikâdını tashîhe ve hem de akâidimize yönelik çağdaş saldırılara karşı insanımızı uyarmak için itikâdî meselelere yer vereceğiz.


 


Dipnot


1. Bkz. 2/Bakara¸ 30.


2. Bkz. 7/A'râf¸ 172–73.


3. Bkz. 4/Nis⸠164; 35/Fâtır¸ 24.


4. Bkz. 7/A'râf¸ 59¸ 65¸ 73¸ 85; 11/Hûd¸ 61¸84.


5. El-İsfehânî¸ Râgıb¸ el-Müfredât fî Garîbi'l-Kur'an¸ İstanbul¸ 1986¸ s. 510.


6. Er-Râzî¸ Abdülkâdir¸ Muhtâru's-Sıhâh¸ Kahire¸ 1990¸ s. 445.


7. Pezdevi¸ Ebu Yusr Muhammed¸ Usûlü'd-Dîn¸ (Tahk. Hans Peter)¸ Kahire¸ 1963¸ s. 4.


8. El-Bağdâdî¸ Abdülkâhir¸ Usûlü'd-Dîn¸ Beyrut¸ 1928¸ s.254–55


9. Kelâbâzî¸ Muhammed b. İshâk¸ Ta'arruf¸ (Haz.¸ Süleyman Uludağ)¸ İstanbul¸ 1992¸ s. 61- 121


10. Bk. Kuşeyrî¸ Abdülkerim¸ Risâle- i Kuşeyrî¸ (Trc.¸ Süleyman Uludağ)¸ İstanbul¸ 1991¸ s. 473- 494.


11. Bk. Hucvirî¸ Ebu Ali Cüllâbî¸ Keşfu'l-Mahcûb¸ (Trc.¸ Süleyman Uludağ)¸ İstanbul¸ 1982¸ s. 420.

Sayfayı Paylaş