YİRMİDOKUZUNCU HUTBE

Somuncu Baba

Şu içinde bulunduğumuz mübarek günler¸ İslâm'ın beş esâsından biri olan hac farizasının dâhil olduğu şerefli günlerdir. Bu münâsebetie size Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'in Haccetü'l-Vedâ'da¸ Arafat'ta Kusva adlı bir deve üzerinde îrâd buyurdukları¸ hitâbet-i İslâmiyye târihinin şaheseri olan hutbelerine tercüman olacağız.


Muhterem Cemâat-i Müslimîn!


Şu içinde bulunduğumuz mübarek günler¸ İslâm'ın beş esâsından biri olan hac farizasının dâhil olduğu şerefli günlerdir. Bu münâsebetie size Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz'in Haccetü'l-Vedâ'da¸ Arafat'ta Kusva adlı bir deve üzerinde îrâd buyurdukları¸ hitâbet-i İslâmiyye târihinin şaheseri olan hutbelerine tercüman olacağız.


Haccetü'l-Vedâ'¸ Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hicret-i seniyyelerinin onuncu ve hayât-ı nebevîyenin sonuncu yılında îfâ buyurdukları hacdır. Bu hacda Rasûl-i Ekrem'e refakat eden hüccâcın adedi yüz bini mütecaviz idi. Hz. Cabir hüccâcın çokluğunu tasvîr için; “Başımı kaldırıp etrafıma bakınca kendimi bir insan meşceri karşısında buldum.” diyor. Rasûl-i Ekrem ve ona tebean bütün hüccâc zaman zaman telbiye ettikçe¸ yani; “Lebbeyk Allâhümme lebbeyk¸ fermanına uydum divanına geldim.” dedikçe dağ taş bütün Arafat âfâkı sarsılıyordu. Bu mahşerî izdihama mebnî Hâtemü'l-enbiyâ Efendimiz hutbelerine başlamazdan evvel Cerîr bin Abdullah vâsıtasıyle halkı sükûta da'vet etmişlerdi. Ve zevali müteakip hutbe îrâdına başladıktan sonra¸ Cenâb-ı Hakk'a hamd ü sena ettikten sonra buyurmuştur ki:


Haccetü'l-Vedâ hutbesi:


“Ey Nâs! Sözümü iyi dinleyiniz; Bilmiyorum belki bu haccımdan sonra ebedî olarak sizinle bir daha burada birleşemem.


Ey Nâs! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün; ise bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise; bu şehriniz nasıl mukaddes bir şehir ise; canlarınız¸ mallarınız¸ ırzlarınız da öyle mukaddestir¸ her türlü taarruzdan masundur.


Ashabım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız¸ bugünkü her hâl ve hareketinizden elbet de sorulacaksınız. Sakın benden sonra eski dalâletlerinize dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız.


Bu vasiyetlerimi¸ burada bulunanlar¸ bulunmayanlara bildirsin. Olabilir ki bildirilen kimse burada bulunup işitenden daha iyi anlayarak muhafaza etmiş bulunur.


Ashabım! Kimin yanında bir emânet varsa; onu sahibine versin. Faiz mülgadır. Lâkin borcunuzun aslını vermek vâcibtir. Ne zulm ediniz¸ ne de mazlum olunuz. Allah'ın emriyle faizcilik artık yasaktır. Câhiliyyetten kalma bu çirkin âdetin her türlüsünü işte ayaklarımın altında çiğniyorum. İlk kaldırdığım faiz de Abdulmuttalib'in oğlu Abbas'ın faizidir. Câhiliyye devrinde dökülen kan da'vâları da kâmilen mülgadır. İlga ettiğim ilk kan da'vâsı da Abdulmuttalib'in torunu Rabia'nın kan da'vâsıdır.



Ey Nâs! Cenâb-ı Hakk Kur'ân'da her hak sahibine hakkını vermiştir. Çocuk kimin firâşında doğmuş ise ona aittir. Babasından başkasına neseb iddia eden soysuz yahut efendisinden başkasına intisaba kalkan bir nankör; Allah'ın gazabına¸ meleklerin la'netine ve bütün Müslümanların iğrencine uğrasın. Cenâb-ı Hakk bu makûle insanların ne tevbesini ne de adalet ve şehâdetini kabul eder.”


Bundan sonra Rasûl-i Ekrem buyurdular ki: “Ey Nâs! Yann beni sizden sorarlar ne dersiniz?”


Ashâb-ı Kiram: “Allah (c.c.)'ın risâletini tebliğ ettin¸ vazifeni yaptın.” deriz¸ dediler.


Rasûl-i Ekrem mübarek şehâdet parmağını kaldırdı¸ cemâat üzerine indirinceye kadar üç kere: “Şâhid ol ya Rab!” buyurdu.


Sayfayı Paylaş