İMÂM-I ÂZAM EBÛ HANÎFE VE BAZI MENKIBELERİ

Somuncu Baba

"Sağlam temelleri üzerine oturan Hanefi mezhebi dünya Müslümanların çoğu tarafından benimsenmiştir. Bu benimseme ile Hanefi mezhebi mensubu olan Müslümanların hayat tarzı haline gelmiştir."


Menkıbenin ibret alınacak yönleri olduğu malumdur. Bunun için ilim tarihimizde tarihe yön ve şan veren büyük âlimlerin ve mutasavvıfların birçok menkıbesi tarihin sayfalarını süslemiştir. Bu menkıbeleri okuyanlar hem onları tanımış hem de onlardan etkilenmişlerdir. Bu etki hayatlarında olumlu izler bırakmıştır. Mezhebimizin imamı olarak Ebû Hanîfe'yi biliyoruz. Kendisine bu künye¸ devamlı yanında bir mürekkep ve kalem taşıyıp soru soranlara fetvâ yazıp verdiği için verilmiş.1 Çünkü asıl adı Nu'mân b. Sâbit yani Sâbit'in oğlu Numan'dır. Bu imamın bir de sıfatı vardır ki o da “İmâm-ı Âzam”dır. Yani “en büyük imam” demektir. Peki¸ bunu merak etmez miyiz¸ acaba bu imam neden “en büyük imam”? Ya da imam ne demek ve Numan b. Sâbit'e neden “imam” denilmiştir? İşte bütün bunlar onun menkıbelerinde saklıdır. Diğer âlimler gibi¸ Ebû Hanîfe'yi de bütün yönleriyle anlatabilmek için “Menâkıbu Ebî Hanîfe” yani Ebû Hanîfe Menkıbeleri adlı kitaplar kaleme alınmıştır. Biz bu kitaplardan sahih bulduğumuz kısımlardan bir kısmını sizlerle paylaşacağız. Böylece hem mezhep imamımızı tanımış olacağız hem de onun hayatından dersler çıkarıp örnek almış olacağız.


Her şeyden önce şu soruların cevabını verelim: “İmam” ne demektir ve Ebu Hanîfe'ye neden “imam” denilmiştir? Ebû Hanîfe neden “en büyük imam”dır?


Türkçemizde “imam” denilince genelde camideki din görevlisi akla gelmektedir. Bu kimselere de imam denilmektedir. Fakat İmâm-ı Âzam veya İmam Ebû Hanîfe denilince bu imam kastedilmez. Çünkü o¸ bir cami imamı değildir. İmam¸ önder ve lider anlamına gelir. İlim tarihimizde “imam” önemli bir unvan ve mertebedir. Bir ilimde önder durumuna gelmiş ve çıkılması gereken en son basamağa çıkmış olan âlimlere “imam” denilir. İmâm-ı Âzam¸ İmam Şafî¸ İmam Gazâlî¸ İmam Rabbânî gibi. Bir anlamda imam¸ bugünkü “profesör”ün karşılığıdır. Ebû Hanîfe dini ilimlerin tamamında ve özellikle de bugün İslâm hukûku olarak ifade ettiğimiz fıkıh ilminde zirveye çıktığı için kendisine “imam” denilmiştir. “En büyük imam” denilmesinin sebebi de esâsen yine fıkıh ilmindeki yüksek derecesidir. Çünkü fıkıh ilminin iki tane gerçek mimarı vardır. Bunlardan biri¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) diğeri ise Ebû Hanîfe'dir. Çünkü İmam Mâlik hariç diğer mezhep imamları bir şekilde Ebû Hanîfe'nin talebeleri veya talebelerinin talebeleridir.


Ebû Hanîfe'nin Fıkıhtaki Yeri


Ebû Hanîfe'nin fıkıhtaki yerini anlatmak için şöyle denilmiştir:


“Fıkhı¸ İbn Mesûd ekti¸ Alkame biçti¸ İbrahim Nehâî harman yaptı¸ Ebû Hanîfe öğüttü¸ Ebû Yusûf hamurunu kardı¸ İmam Muhammed pişirdi¸ diğer insanlar da hazır yiyorlar.”2


İmam Şafii de şöyle demiştir: “Ebû Hanîfe Hazretleri'nden daha fakih (dinî ve hukuku bilen) bir âlim görmedim. Fakîh olmak isteyen kimse Ebû Hanîfe ve arkadaşlarının söz ve kitaplarına müracaat etsin¸ onların sözlerini kabul edip ezberlesin. Zira bütün insanlar kıyas hususunda Ebû Hanîfe'nin çocuklarıdır.” 


İşte Ebû Hanîfe fıkıhtaki büyük ve öncü başarısından dolayı hocaların hocası durumunda olduğu için kendisine “En büyük İmam” anlamına gelen “İmâm-ı Âzam” denilmiştir. Onun ortaya koyduğu görüşler daha sonra öğrencileri tarafından derlenmiş¸ sistemleştirilmiş ve adına “Hanefi Mezhebi” denilmiştir.


Hanefi mezhebi¸ dünya Müslümanları arasında en fazla taraftar toplamış bir mezheptir. Mezhep¸ İmâm-ı Âzam ünvanıyla meşhur¸ Nu'mân b. Sabit (80/150)'e nisbet edilmektedir. Arap asıllı olmayan Ebû Hanîfe¸ şu yönleriyle meşhurdur:



1. Güçlü muhâkeme kabiliyeti¸


2. Âyet ve hadislerin yani nassların anlaşılmasında aklı ve akla dayalı yöntemleri kullanmaya önem vermesi¸


3. Dinin genel prensipleri ile çelişen ahâd hadislere¸ yerleşik genel kural denilen kıyası tercih etmesi¸


4. Fetvâlarında insan hak ve özgürlüğünü gözetmesi¸


5. Tartışma usûlüne dayalı bir fıkıh oluşturması


6. Hakikat karşısında tavizsiz kişiliği


7. Hazır cevaplılığı.


Sağlam temelleri üzerine oturan Hanefi mezhebi dünya Müslümanlarının çoğu tarafından benimsenmiştir. Bu benimseme¸ Hanefi mezhebi mensubu olan Müslümanların hayat tarzı haline gelmiştir.


Menkıbe:


İlk zamanlar o¸ dinî ilimlerin de temeli sayılan kelam ilmiyle meşgûl olmuştur. Bu yıllarda pek çok ilmî tartışmaya karışmış ve dönemin ateistlerine Yüce Allah'ı isbât etmiştir. Bu konuda onun şöyle bir menkıbesi nakledilir:


Rivâyete göre¸ Bağdat'a Rum diyarından bir Dehrî yani ateist gelip insanların inançlarını sarsmak için ilim adamları ile tartışmalara girişiyormuş. Bütün Bağdat âlimleri bu ateist karşısında âciz kalmış ve sorularına cevap verememişler. Görüşmediği sadece Ebû Hanîfe'nin hocası İmam Hammad kalmış. Ancak Hammad¸ ben de gidip tartışmada cevap veremez de aciz kalırsam¸ câhiller arasında İslâm inancı sarsılır korkusuyla tartışmaya katılmaktan çekiniyordu. O¸ bu düşünce ile ızdırap içinde uykuya dalmış. Gece rüyasında bir hınzırın gelip bir ağacın dallarını ve gövdesini yediğini ve sadece köklerinin kaldığını görmüş. Bu esnada o civarda bir arslan yavrusu çıkarak o domuzu parçalayıp öldürmüş. Hammad korku içinde uykudan uyanmış¸ üzgün bir şekilde düşünmeye başlamış. İmâm-ı Âzam Hazretleri o zaman on üç yaşında imiş. Hocası Hammad'ı üzgün görünce sebebini sormuş. Hammad ona rüyasını anlatmış. Bunun üzerine İmâm-ı Âzam rüyasını şöyle yorumlamış:


“O gördüğünüz ağaç ilimdir. Dalları diğer âlimlerdir. Kökü sizsiniz. Arslan yavrusu ise benim¸ inşallah o domuzu ben öldüreceğim.” dedikten sonra hocası Hammad ile beraber camiye gitmişler. O sırada ateist gelip minbere çıkmış ve tartışmaya başlayarak karşısına çıkacak birini istemiş. Karşısına hemen Ebû Hanîfe çıkmış. Ateist¸ onun yaşının küçüklüğüne bakarak onu küçümsemiş. İmam Azam: “Ne sormak istiyorsan sor.” demiş. Bunun üzerine atesit İmam Âzâm'a şöyle bir soru sormuş:


“Başlangıcı ve sonu olmayan bir varlığın bulunması mümkün müdür? İmâm-ı Âzam hiç tereddüt etmeden ona:


“Sen sayı bilir misin?” demiş. Ateist de:


“Evet¸ bilirim.” deyince İmâm-ı Âzam:


“Bir sayısından önce bir sayı var mıdır?” demiş. Ateist:


“Bir sayıların ilkidir¸ ondan önce sayı yoktur.” cevabını vermiş. Bu sözü karşısında İmam şöyle demiş:


“Bir sayısından önce sayı olmaz da bir olan Allah'tan önce nasıl başka bir varlık bulunabilir?”


Bunun üzerine Dehrî ikinci sorusunu sormaya devam etmiş:


“Allahu Teâlâ ne tarafa yönelmiştir?” Bu soruya karşılık İmâm-ı Âzam:


“Bir mum yakınca onun ışığı ne tarafa yönelir?” demiş. Ateist:


“Her tarafa yayılır” cevabını vermiş. Buna karşılık İmâm-ı Âzam:


“Gerçek anlamda bir nur olmayan bir mumun ışığı her tarafı kaplar da göklerin ve yerin nûru olan Allahu Teâlâ her tarafı kaplamaz mı? Bunun doğruluğu güneşten daha açıktır.” demiş.


Ateist bunun üzerine üçüncü soru olarak şunu sormuş:


“Var olan her şeyin bir mekâna ihtiyacı vardır. Buna göre Allah nerededir?”


Bunun üzerine İmâm-ı Âzam bir kâse içinde süt getirerek:


“Bu sütün içinde yağ var mıdır?” diye sormuş. Ateist:


“Evet¸ vardır.” cevabını verince İmâm-ı Âzam:


“Yağ bu sütün neresindedir?” diye sormuş. Ateist:


“Süt içindeki yağın belli bir yeri yoktur¸ sütün her tarafında yağ vardır.” demiş.


Ateistin bu cevabı karşısında İmâm-ı Âzam:


“Fânî olan bir varlığın belli bir mekânı olmuyor da ebedî ve ezelî olan Allah'ın nasıl bir mekânı olabilir? Allahu Teâlâ vardır ve O'nun varlığı her yeri kaplamıştır.” demiş.


Bundan sonra ateist dördüncü sorusunu şöyle sormuş:


“Rabb'in şimdi ne iş ile meşguldür?” İmâm-ı Âzam:


“Sen birkaç soru sordun¸ ben ise cevap verdim. Soru soranın yüksekte¸ cevap verenin aşağıda olması yakışmaz. Sen in de minbere ben çıkayım.” demiş. Bu söz üzerine ateist minberden aşağıya inip yerine İmâm-ı Âzam minbere çıkmış ve:


Şu anda benim Rabb'im¸ senin gibi bir kâfiri minbere lâyık görmeyip aşağıya indirmekte ve benim gibi bir tevhîd ehlini minbere çıkarmaktadır.” cevabını vermiş. Bu cevap karşısında ateist cevap veremez duruma düşmüş ve pes etmiş. Böylece İmam Hammad'ın gördüğü rüya gerçekleşmiş.


 


Dipnot


1 İbn Hacer el-Heytemî¸ el-Hayrâtu'l-hisân fî menâkıbi'l-imami'l-a'zam Ebî Hanife¸ 31; İsmail Efendi¸ Mevâhibü'r-Rahman¸ 77.


2 İbn Abidin¸ Reddü'l-muhtâr¸ I¸ 50.

Sayfayı Paylaş