İSLÂM TOPLUMUNUN ÖZLEMİNİ ÇEKTİĞİ BİRLİK ATMOSFERİ

Somuncu Baba

Rahmet elçisi olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in evrensel mesajına iman eden biz mü'minler de rahmet toplumu olmak zorundayız. Hayra davet eden¸ şerre engel olan bir tabiat içerisinde olmalıyız. Bu birlik atmosferinin gerçekleşmesi için İslâm'ın şu temel ilkelerini hayat felsefesi haline getirmek zorundayız:

Ahit ve Sözleşmelere Sadakat İlkesi


Rahmet elçisi olarak gönderilen Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in evrensel mesajına iman eden biz mü'minler de rahmet toplumu olmak zorundayız. Hayra davet eden¸ şerre engel olan bir tabiat içerisinde olmalıyız. Bu birlik atmosferinin gerçekleşmesi için İslâm'ın şu temel ilkelerini hayat felsefesi haline getirmek zorundayız:


Ahit ve Sözleşmelere Sadakat İlkesi


Sevgili Peygamberimiz¸ Medine'ye hicret ettiğinde orada müşrik Araplar ve Yahudiler önemli bir güç halinde idiler. Allah Rasûlü¸ Müslümanlarla birlikte onları bir şehir devleti halinde teşkilatlandırmaya iknâ etmiş ve Medine'deki bütün tarafların uyacağı bir sözleşme hazırlatmıştır. İslâm tarihinde “Medine Vesîkası” olarak bilinen bu sözleşmede anlaşmaya taraf olanların karşılıklı hak ve görevleri¸ can ve mal güvenlikleri¸ din ve ibadet özgürlükleri garanti altına alınmıştır. Dünya tarihinin en eski anayasalarından kabul edilen bu sözleşme¸ aynı zamanda İslâm tarihinde bir arada yaşama tecrübesinin ilk örneğini belgeleyen bir vesîkadır. Yahudilerin sözleşme şartlarını ihlal ederek Müslümanlara karşı Mekkeli müşriklerle işbirliği yapmaları sonucu bu tecrübe ne yazık ki uzun ömürlü olmamıştır.1


Bu vesîkanın sonuçlarını şu şekilde sıralayabiliriz:


1. Hz. Muhammed (s.a.v.)'in karşılıklı görüşmeler sonucunda ve taraflarla mutâbakat içerisinde hazırladığı bu toplumsal sözleşmenin kabulünü sağlayan faktörlerden biri¸ 120 yıldır savaş ve düşmanlıkla yorgun ve bitkin düşen Medine'nin bizzat içinde bulunduğu kaotik ve güvensiz durumdur. Bu sözleşme ile bütün grupların birlikte ve ortak yaşama yolları gösterilmiş¸ hukuk temelinde “Neysen osun.” ilkesine göre var olmaya çağrılmıştır.


2. Medine Vesîkası¸ objektif hükümleriyle bütün dinî ve sosyal blokların üstündedir.


3. Bu vesîka ile kan ve akrabalık bağına dayalı kabîle yapısı aşılmış¸ insanlar¸ hukuk toplulukları halinde daha üst bir siyâsî birlik etrafında toplanmıştır.


4. Bu vesîka ile Medine'de yaşayan aşîret ve kabîleler arasındaki her türlü çatışma ve hukuk ihlâli yasaklanmıştır.


5. Bu vesîka ile kimsenin kimse üzerinde baskı kurmaya kalkışmadan “başkaları” doğal bir realite kabul edilmiş¸ onun yaşama ve düşünmesine saygı gösterilmesi yasallaşmış ve hukukun temînâtı altına alınmıştır.2


Muâhât/Kardeşleşme İlkesi


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ İslâm'ı teblîğ etmeye başladığı andan itibaren bu dine girenleri hangi ırk¸ kabîle ve ülkeden olursa olsun eşit kabul etmiş¸ kabîle kardeşliğinin yerine İslâm kardeşliğini getirmiştir. O bir yandan insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatırken¸ diğer yandan bu inanç etrafında toplananları din kardeşliğinde birleştirip kaynaştırmıştır.


Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ birisi Mekke'de¸ diğeri de hicretten sonra Medine'de Müslümanları iki defa özel olarak kardeşleştirmiştir. Mekke'deki kardeşleştirmede Kureyş'e mensup bazı Müslümanları azatlı kölelerle kardeş ilan etmiştir. Meselâ Peygamber Efendimiz'in azatlısı Zeyd b. Hârise ile Hz. Hamza¸ Ebû Huzeyfe'nin azatlısı Sâlim ile Ebû Ubeyde b. Cerrah¸ Ebû Bekir'in azatlısı Bilâl-i Habeşî ile Ubeyde b. Hâris kardeşleştirilmiştir.3


Medine'ye gelir gelmez Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ilk yaptığı işlerden biri¸ yeni gelen muhâcirleri yerleştirmek¸ onların ve ailelerinin gündelik ihtiyaçlarının karşılanması için gerekli tedbirleri almak oldu. Bu amaçla Medineli Müslümanlar (Ensâr) ile Mekkeli Müslümanlar (Muhâcirler) arasında sosyal ve ekonomik bir dayanışma ve yardımlaşma ilişkisini tesis etti. Buna “muâhât/kardeşleşme” adı verildi.4


Adalet ve Eşitlik İlkesi


Adalet mülkün temelidir. Irk¸ renk¸ dil¸ cinsiyet¸ zenginlik ve fakirlik gibi konularda ayrımcılık yapmak¸ toplumsal barışı bozar. Toplumda ayrıcalıklı sınıfların varlığı adalet ve eşitlik ilkesi ile bağdaşmaz. İslâm'da herkes Allah'ın kuludur. Üstünlük¸ ırkta¸ renkte¸ cinsiyette ve varlıklı olmada değil takvâdadır.5 Peygamber Efendimiz¸ bu hususu Vedâ Hutbesi'nde şöyle dile getirmektedir: “Ey insanlar! Rabb'iniz bir¸ babanız birdir. Hepiniz Âdem'in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Allah yanında en değerliniz en muttakî olanınızdır. Arap'ın Arap olmayana bir üstünlüğü yoktur. Üstünlük ancak takvâ iledir.”


Birlik ve Beraberlik İlkesi


Kol kırılır¸ yen içinde kalır. Kardeşler arası ilişkilerde asıl olan rahmettir¸ hoşgörüdür¸ ıslah kastıdır¸ yumuşaklık ve tatlılıktır. Yumuşaklık beyân ve ifâdede¸ hoşgörü ictihad farkında kendini gösterir. Herkesin kendi din anlayışını İslâm'la eşdeğerde sayması ve hakikati¸ kendi kanâatinin tekeline alması¸ Müslümanca bir yaklaşım ve davranış biçimi değildir. Dolayısıyla Müslümanlar arasındaki ilişki “kardeşlik¸ velâyet¸ birlik ve dayanışma şeklindedir. Bu ilişkiyi bozacak davranışlarda bulunmak caiz değildir. 6


İstiklal şairimiz Mehmet Akif Ersoy bu gerçeği şöyle dile getirmektedir:


Girmeden tefrika bir millete¸ düşman giremez;


Toplu vurdukça yürekler¸ onu top sindiremez.


Hiç sıkılmaz mısınız Hazret-i Peygamber'den¸


Ki uzaklardaki bir mü'mini incitse diken¸


Kalb-i pâkinde duyarmış o musibetten acı?


Sizden elbette olur rûh-i Nebî da'vâcı


Ey cemâat¸ uyanın! Yoksa hemen gün batacak;


Uyanın! Korkuyorum: Leyl-i nedâmet çatacak!7


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in öngördüğü can¸ mal¸ din¸ akıl ve ırz ilkelerinin korunması için bazı söz¸ eylem ve davranışlar haram kılınmış¸ insan haklarına saygı gösterilmesi emredilmiştir. Bu ilkeler¸ aynı zamanda bir toplumda birlikte yaşamanın hukûkî ve ahlâkî temel unsurlarını da ortaya koymaktadır. Farklı ırk¸ inanç¸ düşünce ve davranışa sahip olan insanların bir toplumda güven¸ huzur ve barış içinde yaşayabilmeleri için karşılıklı hak¸ görev ve sorumluluklarını yerine getirmeleri gerekir.8 Allahu Teâlâ bu sorumluluk ve görevleri 4/Nisâ Sûresi'nin 36. âyet-i kerîmesinde özlü bir şekilde şöyle bildirmektedir:


Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya¸ akrabaya¸ yetimlere¸ yoksullara¸ yakın komşuya¸ uzak komşuya¸ yakın arkadaşa¸ yolcuya¸ ellerinizin altında bulunanlara (köle¸ câriye¸ hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın; Allah kendini beğenen ve dâimâ böbürlenip duran kimseyi sevmez.”


Âyette insanların birlikte olduğu ve özel ilgi gösterilmesi gereken kimseler zikredilmiştir. Bunlar; anne¸ baba¸ akraba¸ yetimler¸ yoksullar¸ komşular¸ eş ve arkadaşlar¸ yolcular¸ hizmetliler ve işçilerdir. Birlikte olmanın ve sosyal ilişkiler içerisinde bulunmanın getirdiği görev ve sorumluluklar¸ “ihsan” kelimesi ile yerine getirilmesi istenmiştir. Âyetin sonundaki “Allah kendini beğenen ve dâimâ böbürlenip duran kimseyi sevmez.” cümlesi¸ Allah'a ve Allah'ın kullarına karşı görev ve sorumluluklarını yerine getirmeyen kimselerin Allah katındaki değersizliğini ve böyle olunmaması gerektiğini vurgulu bir şekilde ifade etmektedir. 9


Sizden biriniz kendi nefsi için arzuladığı bir şeyi mü'min kardeşi için de istemedikçe¸ (gerçek anlamda) iman etmiş sayılmaz.”10


Can ve Mal Güvenliği İlkesi


Birlikte yaşamanın en önemli şartı can ve mal güvenliğidir. İnsanın en kıymetli varlığı canı ve malıdır. Cana ve mala tecâvüzü şiddetle haram kılan11 İslâm¸ dini¸ inancı¸ ırkı ve cinsiyeti ne olursa olsun suçsuz yere bir insanı öldüren kişinin bütün insanlığı öldürmüş gibi günah kazanacağını ilan etmiştir.12 Peygamber Efendimiz hadislerinde dikkatimizi şu şekilde çekmektedir:


Mü'min mü'minin aynasıdır. Mü'min mü'minin kardeşidir. Onun malını ve mülkünü yokluğunda saldırıya karşı korur ve onu gıyâbında savunur.”13



İnsanların Onurunu Her Türlü Tecâvüzden Koruma İlkesi


İslâm¸ kişisel kusur ve hatâların araştırılmamasını¸ kişilerin arkadan çekiştirilmemesini emretmiş¸ onur ve haysiyete saldırı¸ iftirâ ve gıybet haram kılınmıştır.14


Müslüman Müslümanın kardeşidir. Ona hâinlik etmez. Onu yalanlamaz. Onu yardımsız ve yüz üstü bırakmaz. Her Müslümanın diğer Müslümana ırzı¸ malı ve kanı haramdır.”15


Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş olamazsınız.”16


Aile Mahremiyetinin Korunması İlkesi


İslâm'da aile sırlarının korunması¸ özel hayatın gizliliği ve mesken dokunulmazlığı esastır.


Dinimiz kimsenin evine izinsiz girilmemesini istemektedir.17 Peygamber Efendimiz hadîs-i şeriflerinde şu tavsiyelerde bulunmaktadır:


Birbirinizin eksikliğini görmeye ve işitmeye çalışmayın¸ birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın.”18


İnsanların kusurlarını araştırıp ortaya çıkarırsan onları fesâda sürüklemiş olursun.”19


Sabır ve Sebat İlkesi


İnsanlığın ekmel noktası olan Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ küfür bataklığına boğazına kadar batmış olan Mekke müşriklerine merhametle yaklaşmıştır. Yoluna kuyu kazanlara¸ üzerine pislik atanlara¸ iftirâ ve ithâmın binini bir para edenlere bile sabırla¸ afla¸ bağışla ve barışla karşılık vermiştir.20


Bir Alman sosyolog¸ “Hz Muhammed¸ dokuz sene sabretti; sonunda üç kıtaya hükmetti.” demek sûretiyle Peygamber Efendimiz'in sabrındaki ve gönül gücüyle direnmesindeki ihtişamdan bahsediyor. Bu ihtişam¸ onun dâvâsındaki samîmiyetinden ve imanındaki emniyetinden kaynaklanıyordu. Peygamber Efendimiz üç kıtaya hükmetmek hesabıyla sabretmedi. O¸ sırtını âlemlerin Rabb'ine yasladı ve ‘Elhamdülillah alâ külli hâl' idrâkiyle O'nun her işinde ve her fiilinde bir hikmet ve rahmet olduğunun ve aleyhimize de gözükse her şeyin O'nun izni ve emriyle vukû bulduğunun emniyetiyle davrandı. İman emniyeti¸ emniyet sabrı¸ sabır teblîğin sâfiyetini¸ teblîğ de gönüllerin fethini sağladı.21


Kolaylaştırma ve Müjdeleme İlkesi


Peygamber Efendimiz¸ getirdiği güzel hakikatlerle insanları buluştururken aslâ zorlayıcı bir yöntem benimsememiştir. Aksine hitap kitlesine kolaylık çerçevesinde tutum sergilemiş ve önder konumunda olanlara da bunu tavsiye etmiştir. Hadislerinde¸ “Kolaylaştırın¸ zorlaştırmayın; müjdeleyin¸ nefret ettirmeyin.”22 buyurmuştur. Onun bu etkin yöntemine şâhit olanlar da şehâdetlerini şöyle dile getirmektedirler: “Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ iki şeyden birini yapma konusunda serbest bırakıldığı zaman¸ günah olmadığı sürece kolay olanını tercih ederdi. Yapılacak şey günah olunca ise ondan en uzak duran kendisi olurdu. Allah'ın yasakları çiğnenmediği sürece şahsı adına hiçbir şeyden dolayı intikam almamış¸ Allah'ın yasağı çiğnenmişe¸ onun cezâsını mutlaka vermiştir.”23


Hz. Peygamber (s.a.v.)'in başarısının ve farklılığının en önemli unsurlarından biri de aşamalı bir yöntem takip etmesidir. O¸ kaldırılması gereken olumsuz uygulamaları bir anda¸ sert bir şekilde kaldırmadığı gibi¸ ortaya koyması gerekenleri de ne pahasına olursa olsun kısa zamanda yerleştirme yoluna gitmemiştir. Yanlış bir uygulamayı ve alışkanlığı ortadan kaldırmak için önce yanlış olduğuna insanları iknâ etmiş ve zamana yayarak onu terk etmelerini sağlamıştır. İçki¸ kumar ve tefecilik böylesi bir metotla kaldırılmıştır. Namaz ve oruç gibi yükümlülükler de bir anda değil¸ yavaş yavaş insanlara benimsetilmiştir. Bu aşamada insanlar¸ hem kötülüğü terk etmeyi hem iyiyi yapmayı şuur haline getirmişlerdir.24


İncitmeme ve İncinmeme İlkesi


“Gaye-insan ve ufuk-peygamber” Hz. Muhammed (s.a.v.) son hastalığına yakalandığında mescide gitmiş ve Müslümanların toplanmasını istemişti. Herkesin üzerinde herkesten daha çok hakkı bulunan bir insan olarak o¸ âhirete irtihâl ederken¸ üzerinde kul hakkı kalmaması hususunda gösterdiği titizliğin keskinliğini vurgulamak için minbere çıkmış ve helalleşme babında onlara şöyle seslenmişti:


Ey insanlar!… Her kimin sırtına vurduysam işte sırtım¸ gelsin vursun¸ kısas uygulasın. Kimin malını almış isem¸ işte malım gelsin alsın. Sizden herhangi birinizin ırzına sövmüş isem¸ işte ırzım gelsin intikâmını alsın.”25


 


Dipnot



1. İ. Hakkı Ünal¸ “Bir Arada Yaşamak”¸ Diyanet Aylık Dergi¸ Mart 2008¸ Sayı: 207¸ s. 34.


2. Edip Akyol¸ “Uzlaşmada Medine Vesikası Örneği”¸ Diyanet Aylık Dergi¸ Ocak 2008¸ Sayı: 205¸ s. 30-31.


3. Muhammed İbn Habîb¸ Kitâbü'l-Muhabber¸ tah. Eliza Lichten-Stadter¸ Haydarâbad 1942¸ s. 70; Ebû Ömer Yusuf İbn Abdilber¸ ed-Dürer fî İhtisâri'l-Meğâzî ve's-Siyer¸ tah. Şevki Dayf¸ Kahire 1966¸ s. 92; İbn Seyyidinnâs¸ Uyûnü'l-Eser fî Fünûni'l-Meğâzî ve's-Siyer¸ tah. Muhammed el-Îd el-Hatrâvî ve arkadaşı¸ Beyrut 1992¸ c. I¸ s. 321; İbrahim Sarıçam¸ Hz. Muhammed ve Evrensel Mesajı¸ Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları¸ 3. Baskı¸ Ankara 2004¸ 139-140.


4. Akyol¸ “Uzlaşmada Medine Vesikası Örneği”¸ Diyanet¸ Ocak 2008¸ s. 29.


5. Bkz. 49/Hucurât¸ 13.


6. Hayreddin Karaman¸ Laik Düzende Dini Yaşamak¸ İz Yayıncılık¸ III.Baskı¸ İstanbul 1998¸ s. 246¸ 251.


7. Mehmet Akif Ersoy¸ Safahat–Orijinal Metin¸ Sadeleştirilmiş Metin¸ Notlar-¸ haz. Ömer Faruk Huyugüzel¸ Rıza Bağcı ve Fazıl Gökçek¸ Feza Gazetecilik A.Ş.¸ İstanbul¸ ts.¸ c. I¸ s. 350-352.


8. İsmail Karagöz¸ “Birlikte Yaşamanın Getirdiği Görev ve Sorumluluklar”¸ Diyanet Aylık Dergi¸ Nisan 2008¸ Sayı: 208¸ s. 36.


9. Karagöz¸ a.g.m.¸ Diyanet¸ Nisan 2008¸ s. 36-38.


10. Buhârî¸ İman¸ 7; Müslim¸ İman¸ 71-72.


11. Bkz: 17/İsr⸠32; 5/Mâide¸ 4.


12. Bkz. 5/Mâide¸ 32.


13. Ebû Dâvûd¸ Edeb¸ 57.


14. Bkz: 49/Hucurât¸ 12.


15. Müslim¸ Birr¸ 32.


16. Müslim¸ İman¸ 93.


17. Bkz: 24/Nûr¸ 27-28.


18. Müslim¸ Birr¸ 28.


19. Ebû Dâvûd¸ 44.


20. Vehbi Vakkasoğlu¸ “Ey Güzeller Güzeli!”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 11.


21. Metin Karabaşoğlu¸ “Efendimizin Örnek Ahlakı”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 19.


22. Buhârî¸ İlim¸ 11; Edeb¸ 80; Müslim¸ Cihad¸ 6-7.


23. Buhârî¸ Edeb¸ 80; Müslim¸ Fezâil¸ 77-78.


24. Abdullah Kahraman¸ “Bir Hukuk Adamı Olarak Hz. Peygamber”¸ Kültür-Edebiyat ve Araştırma Dergisi Somuncu Baba¸ Yıl: 14¸ Sayı: 90¸ Nisan 2008¸ s. 58-59.


25. Ahmet Ağırakça¸ Hz. Ebu Bekir Devri İslâm Tarihi¸ Buruc Yayınları¸ İstanbul 1998¸ s. 22; Rasim Özdenören¸ “O. İnsanlığın Ekmel Noktası”¸ Yenidünya Aylık¸ İlmî¸ Fikrî¸ Aktüel Dergi¸ Yıl: 15¸ Sayı: 173¸ Nisan 2008¸ s. 7.

Sayfayı Paylaş