HASIMLARININ DİLİYLE KAHRAMAN OSMANLI

Somuncu Baba

"16. yüzyılda yaşamış Macar Seyyah Georgevits¸ Türklerdeki yiğitlik ve kahramanlık melekesinin temelinde şehitlik duygununun yattığını vurgular: Hıristiyan askerler¸ harp meydanında alacağı ücret ve ganimetten başka bir şey düşünmez. Hâlbuki Müslümanlar harp ederken yalnızca şehit olmayı düşünür¸ şehitlikten başka her şeyi adi ve kıymetsiz görürler."


Şanlı tarihimiz¸ sıradağları andıran nice ölümsüz kahramanla doludur. Bizim mazimiz¸ aslında kahramanlar tarihidir. Tarihimizi omuzlayan baş mimarlardan biri de yaşadığımız toprakları şehitler yurduna çeviren kahramanlarımızdır. Tarihimize¸ mevcudiyet ve istikbalimize¸ akıttıkları kutsal kanlar ve destansı gayretlerle onlar yön verdiler.


Araplara mâl edilen güzel bir söz vardır: “Düşmanın şehadet ettiği faziletle iftihar olunur.” Abbasiler zamanında yaşayıp 868'de Bağdat'ta vefat eden Arap yazar Cahiz¸ Türklerden bahsettiği “Kitab-ı Fezailü't-Türk” isimli eserinde şöyle der: “On millete mensup on yiğit adamın kuvveti tek bir kimsede toplansa yine bir Türk'e bedel olamaz. Onların vatanlarına bağlılıkları bütün güzel niteliklerinin üstündedir.”


10. yüzyıl başlarında yaşamış Cahiz gibi¸ Türkleri yakından görüp tanıyan ve hayranlık duyan dönemin meşhur din âlimlerinden Semame İbn-i Eşres ise “Dürer-ül Etrak” başlıklı kitabında şu çarpıcı tespitleri yapar: “Türk korkmaz¸ fakat korkutur. Her Türk kendini aslan¸ düşmanını av¸ atını ceylan sayar!”


Osmanlı Askerinin Üstünlük Alâmetleri


16. yüzyılda yaşamış Macar Seyyah Georgevits¸ Türklerdeki yiğitlik ve kahramanlık melekesinin temelinde şehitlik duygununun yattığını vurgular: “Hıristiyan askerler¸ harp meydanında alacağı ücret ve ganimetten başka bir şey düşünmez. Hâlbuki Müslümanlar harp ederken yalnızca şehit olmayı düşünür¸ şehitlikten başka her şeyi adi ve kıymetsiz görürler.”



1483-1552 yılları arasında yaşayan İtalyan tarihçi yazar Paolo Giovio¸ Osmanlı ordusunun Batı ordularından üstünlüğünü sahip olduğu üç büyük vasfa bağlar: “Komutanlarına derhâl itaat ederler; savaşırken hayatlarını hiçe sayarlar; uzun müddet arpa ve su ile iktifa ederler¸ ekmek ve su istemezler.”


İtalya'nın en büyük şairlerinden olan Tasse (1554-1595)¸ Türkleri savaş zamanında kasırgaya¸ barış zamanında ise seher yeline benzetir: “Düşmanına saldırırken amansız bir kasırgaya¸ korkunç bir denize ve insafsız bir yıldırıma benzeyen Türk¸ dost yanında ve silahsız kalmış düşman karşısında bir seher yelidir¸ berrak bir göldür.”


1821'de Mora'da patlak veren Yunan isyanını desteklemek amacıyla para toplayıp çete kuran ve İngiltere'den kalkıp adaya gelen İngiliz Şair-Yazar Lord George G. Byron (1788-1824) “Chillon Mahpusu” adını taşıyan eserinde¸ Osmanlı'ya karşı savaşmasına rağmen yine de takdir etmekten kendini alamaz: “Kılıcı insafsız bir maharetle kullanan Türk eli¸ mağlup ettiği insanların yarasını sarmakta da ustadır.”


Türkler Öldürülebilir¸ Ama Yenilemez!


Osmanlı'nın Karlofça Antlaşması'nı (1699) imzalamasına yol açan 1697'deki Zenta yenilgisini tatmasına sebebiyet veren Avusturya ordusunun Fransa uyruklu komutanı Prens Eugene (1663-1736)¸ zafer kazanmaya alışkın Osmanlı ordusunun ne ilginçtir ki¸ mağlubiyetinin de şanlı olduğuna dikkat çeker: “Onların galibiyetleri gibi mağlubiyetleri de şanlı ve ibretli!”


17. yüzyıl Avusturya ordusunun meşhur komutanlarından olan¸ Osmanlılara karşı 1664 yılı ve sonrasında Uyvar ve Sen Gotar'da savaşan Mareşal Kont Montecuccoli (1609-1681)¸ Osmanlı askerlerinin asırlar boyunca koruduğu yenilmezliğinin sırrını şuna yorar: “Ben de ölmeyi bilen bir milletin yenilemeyeceğini bilecek kadar tecrübeliyim.”


Aynı hususta ünlü Fransız komutan Napolen Bonapart'ın (1769-1821) sözü de gerçekten muhteşemdir: “Türkler öldürülebilir¸ fakat yenilemezler.”


İngiliz tarihçi Albert Howe Lybyer'e göre ise Osmanlı ordusunun yenilmezliği şu mucizevî hasletlerinden kaynaklanır: “Sükûn¸ intizam¸ ordugâhlarındaki temizlik¸ lüzumunda ceza vermek gibi müeyyidelerle desteklenen itaat¸ uzun yürüyüşlere¸ az gıdaya razı olmak¸ savaşa karşı iştiyak¸ muharebede şevk¸ disiplindeki mükemmeliyet¸ nefsi kontrol¸ gayeye sadakat; bütün bunlar Türk askerlerinin mucizevî hasletlerinden bazılarıdır.”


Büyük Alman İmparatorluğu'nun üç kurucusundan biri olarak kabul edilen¸ I. Wilhelm ve Prens Bismark'a yol arkadaşlığı yapan; II. Mahmud döneminde 1835 yılında Osmanlı topraklarına gelip Yeniçeri Ocağı'nın kapatılmasından sonra yeni ordunun kurulması çalışmalarına katkıda bulunan ve Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa kuvvetlerine karşı girişilen Nizip Savaşı'na (1839) katılan Alman Mareşal Conte de Moltke (1800-1891)¸ Osmanlı askerinin silahıyla ne denli bütünleştiğine dair naklettiği izlenimler de oldukça çarpıcıdır: “Silahlanmış milletin en canlı örneği Türklerdir. Silahın ruha verdiği emniyeti her Türk'ün bakışında görmek mümkündür.”


Fransa'nın büyük şair ve yazarlarından olan¸ sekiz ciltlik bir “Osmanlı Tarihi” de kaleme alan Alphonse de Lamartine (1790-1869)¸ 1835 yılında neşrettiği “Voyage en Orient” (Doğu'ya Seyahat) başlıklı eserinde şunları kaydeder: “Yiğitlikleri bozulmaz bir kudret halindedir. Dinî¸ vatanî faziletleri her tarafsız ruha hürmet ve hayranlık verir. Onların yurdu efendiler diyarıdır; kahramanlar¸ şehitler ülkesidir.”


Alman tarihçi Franz Babinger Osmanlı ordusunun en güçlü özelliğinin maneviyat olduğuna şöyle parmak basar: “Türk ordusunda hâkim olan maneviyat¸ muhakkak ki¸ herhangi bir düşman ordusununkinden çok üstündü.”


Vatan Müdafaasında Hiçbir Orduyla Mukayese Edilemez!


1915'de Çanakkale'de sergilediğimiz büyük destanda¸ Mehmetçik'in cephede ortaya koyduğu sarsılmaz iman¸ inanılmaz savunma azmi düşman komutanlarını şok etmiş ve onların dâhi yer yer övgülerine mazhar olmuştur. Bu anlamda İngiliz General Taushand'ın savaş tarihine geçen muhteşem ötesi tespitleri şöyledir: “Avrupa'da hiçbir asker yoktur ki müdafaada Türklerle mukayese edilebilsin. Misal olarak Çanakkale'yi zikretmek isterim. Orada¸ bizim gemi ateşlerimizle büyük zayiata uğrayan birlikler¸ Türk olmasaydı yerlerinde kalamazlardı. Hâlbuki Türkler bütün muharebe müddetince yerlerinden ayrılmadılar.”


Aynı savaşta bizi tarihe gömmeye azmeden İngilizlerin¸ yaşadıkları büyük hezimetin altında yatan sebeplere ilişkin İngiliz General Oglander'in itirafları ise şu şekildedir: “Gelibolu'da Türkler¸ insanları harekete geçiren en kuvvetli iki amilin tesiri altında davrandılar: Dinî coşkunluk ve yurdunu yabancı istilasından koruma isteği. Saldırıda nadiren mükemmel olmakla birlikte¸ Türk askeri düşmanlarının saygısını kazanan çetin bir yüreklilikle mevziine sarılıp yapışmaktadır. O¸ sefer boyunca pek az istisnalarla¸ değerli ve mert bir düşman olduğunu göstermiştir.”


Kaynaklar


M. Turhan Tan¸ Tarihte Türkler İçin Söylenmiş Büyük Sözler¸ Ankara¸ 2013¸ s.5¸ 9¸ 13¸ 29¸ 51¸ 69¸ 81¸ 84¸ 93¸ 109¸ 111; Paolo Giovio¸ Turcicarum Perum Commentarius¸ Roma¸ 1531/1539¸ s.83; Ah. Djevad¸ Yabancılara Göre Eski Türkler¸ İstanbul¸ 1978¸ s.198¸ 199. Albert HoweL ybyer¸ Osmanlı İmparatorluğu'nun Yönetimi¸ Çeviren: Seçkin Cılızoğlu¸ İstanbul¸ 2000¸ s. 88. Yılmaz Öztuna¸ Büyük Türkiye Tarihi¸ c.9¸ İstanbul¸ 1984¸ s.265. Yakın Tarihimiz¸ 5 Nisan 1962¸ c.1¸ Sayı:6¸ s.194. Josehp Pomiankowiski¸ Osmanlı İmparatorluğu'nun Çöküşü¸ Çeviren: Kemalettin Yiğiter¸ Ankara¸ 1990¸ s.130-131. General Aspinall-Oglander¸ Military Oprations¸ Gallipoly¸ Londra¸ 1932¸ c.2¸ s. 484; Türkçesi: Tahir Tunay¸ İstanbul¸ 1939¸ c.2¸ s.470. Y. Hikmet Bayur¸ Türk İnkılâbı Tarihi¸ c.3¸ Kısım 2¸ Ankara¸ 1983¸ s.290-291.

Sayfayı Paylaş