HULÛSİ EFENDİ'NİN (K.S.) HUTBELERİNDE RAMAZAN VE ORUÇ

Somuncu Baba

Dinimizde îfâsı mecbûrî bir ibadet olan oruç¸ aşağı yukarı bazı farklarla diğer dinlerde de farz kılınmıştır. Diyebiliriz ki oruç¸ Hazret-i Âdem (a.s.) zamanından beri devam edip gelen bir ibadettir. Orucun nefs ve irâdeyi terbiyede çok mühim ve yüksek bir tesiri vardır. Orucun asıl mânâsı¸ gecenin ortadan kaybolma zamanı olan şafak zamanından başlayarak akşam vakti¸ güneşin batış saatine kadar yememek¸ içmemektir. Nefsin bu arzularına mukâvemet etmektir. Orucun bu terbiye edici özelliğine işaret için¸ Peygamberimiz buyuruyor ki: “Oruç¸ oruçlu ile düny


Oruçla ilgili olarak Yüce Allah Kur'an'da şöyle buyurmaktadır:”Sizden evvelkilere farz edildiği gibi size de oruç farz edildi¸ ta ki kendinizi fenâlıktan koruyasınız.”1


Bunlar¸ tevbe edenler¸ ibadet edenler¸ hamdedenler¸ oruç tutanlar¸ rükû ve secde edenler¸ iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.”2


Dinimizde îfâsı mecbûrî bir ibadet olan oruç¸ aşağı yukarı bazı farklarla diğer dinlerde de farz kılınmıştır. Diyebiliriz ki oruç¸ Hazret-i Âdem (a.s.) zamanından beri devam edip gelen bir ibadettir. Orucun nefs ve irâdeyi terbiyede çok mühim ve yüksek bir tesiri vardır. Orucun asıl mânâsı¸ gecenin ortadan kaybolma zamanı olan şafak zamanından başlayarak akşam vakti¸ güneşin batış saatine kadar yememek¸ içmemektir. Nefsin bu arzularına mukâvemet etmektir. Orucun bu terbiye edici özelliğine işaret için¸ Peygamberimiz buyuruyor ki: “Oruç¸ oruçlu ile dünya hırsları arasına çekilen bir perdedir. Bu perde oruçluya kötülük yüzünü göstermez. Onun gönlünü fenâ sarsıntılardan korur.”


Oruç nedir?


İslâm'da oruç ifrat ile tefritten âzâde¸ ilâhî bir adl ve insânî bir itidal olarak Allah ile kul arasındaki ibadettir. Evet¸ oruç ibadet kasdıyla¸ yemekten¸ içmekten kendini tutmaktır.


Orucun hikmeti nedir?


Oruçla hayvânî (behîmî) arzular terk edilerek insânî arzular kuvvetlendirilir. Nefse hâkimiyet sağlanarak Allah (c.c.) yoluna girilir. Allah rızâsını kazanma tarafına doğru yol alınır. Şehevî duygular terk edilir ve bu suretle dünya ve âhiret saâdeti için gerekli ahlâkî fazîletler elde edilir.


Dünya lezzetlerinin en büyüklerinden olan yiyip içmekten ve şehevî arzulardan¸ Allah (c.c.)'ın rızâsı için ferâgat¸ tam mânâsıyla dindarlık ve Allah (c.c.)'a bağlılıktır. Bu¸ insanın kendisiyle kemâle erdiği bir mücâhededir. Hikmetleri var eden Yüce Allah¸ gayelerin kemâlini¸ cehdin ve gayretin¸ kuvvet ve kemâline bağlamış¸ noksanını tevessüldeki kusurlara tâbi kılmıştır. Yorulmadan kazanç¸ çalışmadan ilim¸ cehd etmeden fazîlet elde edilemez. Bu dünya âhiret yolu üzerinde bir köprüdür. Bunun için insan başıboş bırakılmamış¸ akıl sahibi olmuş¸ hayır ve şerre müsait bir varlık olarak yaratılmış ve birçok hüküm ile mükellef kılınmıştır. Bu sebeple kulların imtihanı ve saâdeti¸ irâdî fiillerine¸ dünya ve âhiretlerine ait menfaatleri ve maslahatları elde etmelerine bağlı kılınmıştır. Kişinin mes'ûliyet esası da bu hikmete bağlıdır. Bundan dolayıdır ki¸ Müslümanlık maslahatı emretmiş ve mefsedeti nehyetmiştir. Çünkü bütün menfaatler insanlara aittir. Binâenaleyh rûhu arındırmak bir hayır; kendini hesaba çekmek fazîlet ve fakirlerle hemhâl olmak bir kemâldir. Dünya ve âhiret bahtiyarlığı ise¸ Allah (c.c.)'a kulluk vazifesini severek îfâ etmektir. Bu sûretle yapılan ibadet ve tutulan oruç ile insan maddî hayata gâlip gelir ve kendisine lâhût âleminden ilâhî nurlar ve ruhânî nefesler gelir ve insân-ı kâmil payesine ulaşır.


Oruç¸ insan rûhunun berraklaştırılması ve mânevî derecesinin yükseltilmesi ve insan kemâlinin temin edilmesi gayesini güden bir ibadettir. Kur'an-ı Kerim'de¸ “Sizden evvelkilere farz edildiği gibi size de oruç farz edildi¸ ta ki kendinizi fenâlıktan koruyasınız.”3 buyurulması¸ bize bu hikmeti bildirmektedir. İbadetin¸ Allah ile kul arasında kalan bu cephesi¸ ibadet yoluna dizilenleri sosyal hayattan¸ üstün ahlâk ve güzel amel sahibi kılmakla kendini gösterir. Zira Allah (c.c.)'ın rızâsını elde etmek gayesiyle yiyip içmekten sakınmak¸ insanda itâat duygusunu açığa çıkarır. İnsânî seciyeyi yükseltir¸ ona sabırlı ve metânetli olma kudretini verir ve kişiyi irâdesine hâkim kılar. Peygamberimiz (s.a.v.)'in¸ “Oruç¸ ibadetin kapısıdır.” buyurmasındaki hikmet de işte budur.


İrâde terbiyesi bakımından ise¸ orucun ayrı bir önemi vardır. Azimkârlık¸ ferâgat¸ tahammül ve sabır insânî hasletin en yüksek derecesidir. Kötülüğe karşı kendini tutmak¸ şüphesiz büyük bir sabırdır. Ancak¸ nimet ve refah içinde ibadet için sabır daha büyüktür. Bunun için¸ Peygamberimiz (s.a.v.)¸ sabrı imanın yarısı olmakla vasıflandırmış ve İslâm ahlâkçıları onu fazîletlerin başı saymıştır.


Şunu ifade etmek gerekir ki¸ ibadetlerimizin ve orucun maddî ve ruhî ne şekilde ve ne mertebede faydası olursa olsun¸ bunlar o ibadetlerin farz olmalarının yegâne illeti ve hikmeti değildir. İbadetlerin ve orucun farz olmasının asıl hikmeti; Allah'ın emirlerine itâatle kulluk ve vazife zevkini tatmak ve böylece ruhlarımızı riyâ ve gösterişlerden temizleyerek ahlâkımızın samîmîliğini artırmak ve kendimizi bizzat Allah (c.c.)'ın korumasına teslim etmek için nefisle mücâhede etmektir.4


Orucu nasıl tutmalıyız?


Oruç tutan Müslüman¸ yalnız; yemekten¸ içmekten ve diğer nefsânî duygulardan çekinmekle kalmamalıdır. Orucu bütün hayâtî varlığıyla tutmalıdır. Hakîkî bir oruçlu¸ kötü söz söylememelidir. Elini¸ dilini ve bütün âzâsını günahtan korumalıdır. Kendisiyle itişmek¸ dalaşmak isteyenleri bile aynı kötülükle karşılamamalıdır. Böylelerine karşı Peygamberimiz (s.a.v.)¸ “Ben oruçluyum¸ diye karşılık veriniz.” buyuruyor. İşte orucu böyle anlayan ve böyle olan bir oruçlu¸ adeta melek huylu bir insan olur.


Öyle ya! İnsanın yemesi¸ içmesi¸ eliyle¸ diliyle şuna buna sataşması birer hayvânî (behîmî) arzu değil midir? İnsan¸ Allah (c.c.)'ın emrini yerine getirmek maksadıyla bunları bırakır¸ bütün âzâsını günahlardan korursa melekleşmez mi? Ondaki hayvânî hırslar¸ melekî fazîletlere çevrilmez mi? Bu sûretle oruç tutan insanda¸ âdî hareketleri doğuran hayvânî kuvvetler tabîî ki söner. Onda fazîlet duyguları ve Cenâb-ı Mevlâ'ya bağlayan kulluk özellikleri gelişir ve ortaya çıkar. İşte orucun ruhlarımız üzerinde arıtıcı tesiri budur. Böyle arınmış temiz gönüllerde görme kâbiliyeti artar. Hakkı hak¸ bâtılı bâtıl görmeğe başlar. Hayrı ve şerri yakından anlar.


Hulâsa; şu fânî dünyada mukaddes duyguların yolları ve kanalları toklukla tıkanır¸ oruçla açılır ve temizlenir. Esâsen orucun farz olmasının hikmeti de budur. Oruca bağlanan hikmet ve maslahatlar bize aittir. Oruç tutmakla nefsimiz¸ kötü huylardan temizlenecek¸ hak ve hakikati görmeye mânî olan perdeler ortadan kalkacak¸ insan yavaş yavaş¸ melekiyet mertebesine yükselecektir. İnsan hem kendisi için¸ hem de beşeriyet için en hayırlı bir uzuv olacaktır. Çünkü oruç¸ rûhun gıdasıdır. İbadetle¸ oruçla rûhu kuvvetlendirmiş olanlar¸ şüphe yok ki hayvânî olan hâllerden daima uzak kalırlar.


Bir oruçlu gönlünden az çok böyle nurlu bir hareket bulmazsa iyi bilsin ki orucu kusurludur. O adam midesine oruç tutturmuş¸ onun arzusuna direnmiş¸ fakat eli¸ dili¸ eski huylarını bırakmamış¸ daha doğrusu onlara hâkim olamamış demektir.


Böyleleri hakkında Peygamberimiz (s.a.v.): “Yalancılığı bırakmayan kimse¸ beyhude aç¸ susuz kalmasın¸ onun yemesini¸ içmesini bırakmasına Allahu Teâlâ muhtaç değildir.” buyuruyor. Binaenaleyh; oruçlu¸ orucundaki kusurları arayıp bulmalı ve nefsini de düzeltmelidir. Oruçlunun Allahu Teâlâ yanında şerefi çok yüksektir. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ Hak Teâlâ'nın yüce ismine yemin ederek diyor ki: “Oruçlu ağzının açlık kokusu¸ Cenâb-ı Mevlâ yanında misk kokusundan daha sevimlidir.” Cenab-ı Hak buyuruyor ki: “Mademki kulum yemesini¸ içmesini¸ cinsi arzusunu benim emrimi yerine getirmek¸ benim rızâmı kazanmak için bırakmıştır. Onun sayısız ecrini doğrudan doğruya kendim veririm.” Hâlbuki başka hasenâtın ecri¸ sevabı on misliyle ödenmektedir. Dünya işlerinde bile en büyük hizmetlerin mükâfâtını bizzat devlet reisi verir. Bu cihetle devlet reisinin doğrudan doğruya verdiği mükâfâtın maddî ve mânevî kıymetleri büyüktür. Onun içindir ki¸ bu gibi mükâfâtı kazananlar pek haklı olarak iftihar ederler. İşte oruç da böyledir. Orucun¸ terâvihin Ramazan'a verdiği şeref ve itibar hakkında Peygamberimiz buyuruyor ki: “Her kim Ramazan'ın âlî şerefine inanarak¸ Allahu Teâlâ'dan sevab dileyerek oruç tutarsa¸ terâvih namazı kılarsa¸ onun geçmiş günahları yarlığanır.” Yine diğer hadisinde: “Oruçlunun iki neşesi vardır; birisi iftar vaktinde¸ öbürü kıyamet günü Mevlâ'sına kavuştuğunda.” buyuruyorlar. Yine bir hadisinde: “Sahura kalkınız¸ iyi yemekler yiyiniz. Onda bereket¸ bolluk vardır.” buyuruyorlar.


Cenâb-ı Hak¸ kendi kapısına sığınan bir kulunu başka kapılara muhtaç etmez. Bu muhakkaktır ve her Müslüman bunu böyle bilmelidir.5


 


Dipnot


 


1. 2/Bakara¸ 183.


2. 9/Tevbe¸ 112.


3. 2/ Bakara¸ 183


4. Es-Seyyid Osman Hulûsi Ateş¸ Şeyh Hamid-i Veli Minberinden Hutbeler¸ s. 72¸ (Haz: Mehmet Akkuş-Ali Yılmaz)¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul.¸ 2006.


5. Hutbeler¸ s. 75.

Sayfayı Paylaş