HER ŞEYİNİ VAKFEDEN, MÜSLÜMANLARIN İKİNCİ HALİFESİ: HZ. ÖMER BİN HATTAB (R.A.)

Somuncu Baba

"Hz. Ömer (r.a.)¸ gerçekten dünyaya ve yemeklere hiç aldırış etmeyen bir sahabiydi. Bir gün kızı Hafsa'nın yanına gittiğinde kendisine çorba ikram edilmişti. Kızı¸ çorbanın üstüne ayrıca zeytinyağı döktüğünde babası şöyle dedi: "Bir kapta iki katık mı? Allah'a kavuşuncaya kadar iki katığı bir arada yemeyeceğim."


Cennetle müjdelenen sahabilerden olan Hz. Ömer bin Hattab (r.a.)¸ Hicret'ten 40 sene önce dünyaya gelmiştir. Çocukluk döneminde deve çobanlığı yapmıştır. Gençliğinde ise Arap eşrafın meşgul oldukları nezih işlerle vakit geçirmiştir. Ukkaz Pazarı'nda pehlivanlık yapmış¸ binicilikte maharetini göstermiş¸ hitabeti güzel ve okur-yazarlığı da ileri düzeyde idi. Kazancını ticaretten elde ederdi. Hz. Ömer¸ cahiliye döneminde de cesaret ve şecaatiyle Kureyş arasında nam salmıştı. Dediğini yapar ve kendisine hiç kimse engel olamazdı. Rasûlullah (s.a.v.)'ı öldürecek kişiye 100 deve vaat eden Ebû Cehil'in teklifini kabul eden Ömer bin Hattab¸ kılıcını kuşanıp öldürmek üzere yola çıkmıştı ki bu esnada kız kardeşinin ve eniştesinin de Müslüman olduğunu duydu ve onları cezalandırmak için hemen yolunu değiştirdi. Ömer bin Hattab¸ kız kardeşinin evine gelince kapıda durdu ve içerden yanık sesle eniştesinin Kur'an okuduğunu işitti ve bundan müthiş etkilendi ve oracıkta Müslüman oldu.


Peygamberimiz (s.a.v.)'in altıncı nübüvvet yılında¸ 33 yaşında iken¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in huzuruna çıkarak kelime-i şehadet getirdi. 40'ıncı Müslüman olan Hz. Ömer¸ artık cesaretini İslâm davası uğrunda göstermek istercesine “Ne duruyoruz? Gidip Kâbe'de açıkça ibadetimizi yapalım.” dedi. Böylece¸ Müslümanlar ilk defa açıktan açığa Kâbe'de namaz kılmaya başladılar. O zaman Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)¸ Hz. Ömer'e¸ “Hak ile bâtılın arasını ayıran” manasına gelen “Fâruk” unvanını verdi.


Hz. Ömer (r.a.)'in Müslüman olması¸ İslâm'a güç kazandırmıştı. Onun İslâm'la kaynaşması sadece mü'minleri değil¸ gökteki melekleri bile sevindirmişti! Nitekim Hz. Cebrail¸ Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek: “Gök ehli¸ Ömer'in Müslüman oluşunu birbirine müjdeliyorlar!” dedi.


Peygamberimiz (s.a.v.)'in müsaadeleri ile Hz. Ömer¸ yirmi Müslüman'la birlikte Medine'ye hicret etti ve Kuba'da yerleşti. Hicret tamamlandığında kendisi gibi kabile reisi olan Hz. Utban bin Malik'le kardeş olmuştu. Hz. Ömer¸ başta Uhud¸ Bedir ve Hendek olmak üzere hemen bütün savaşlara ve Peygamberimiz (s.a.v.)'in bütün gazvelerine ve anlaşmalarına katılmıştır. Bedir Muharebesi'ne Hz. Ömer'in kabilesinden on iki kişi iştirak etmişti. Bedir Muharebesi'nde ilk şehit olan kişi¸ Hz. Ömer'in kölesi idi. Hz. Ömer¸ Hicret'in 23. yılında¸ bir sabah namazı sırasında¸ Ebû Lülü adında bir köle tarafından şehit edildi.1


Mala Göz Dikmediği Halde Gelir Sahibi Olması


Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)¸ arada sırada Hz. Ömer'e¸ istemediği halde gazilik bahşişi verirdi. Hz. Ömer (r.a.)¸ her defasında “Ey Allah'ın Rasûlü; bunu benden daha fakir birisine verseniz daha iyi olmaz mı?” derdi. Allah Rasûlü de cevaben ona şöyle tavsiyede bulunurdu: “Sen bunu al. Göz dikmediğin ve istekli olmadığın halde sana gelen böylesi malı al. Kendine mâl et¸ istersen onunla tasaddukta bulun. Fakat böyle olmayan bir malın da peşine düşme.”2


Arsalarını Vakfetmesi


“Sevdiğiniz şeylerden Allah yolunda harcamadıkça birre (iyiliğe) asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah bilir” (3/Âl-i İmran¸ 92) âyeti indiğinde Hz. Ömer¸ Hayber'den hissesine düşen değerli ganimet toprağını vakfetmiştir. Yine bir gün Hz. Ömer¸ “Semağ” adlı bir hurma bahçesini vakfetmek niyetiyle Peygamberimiz (s.a.v.)'in huzuruna gelerek şöyle dedi: “Ya Rasûlallah! Bana göre en iyi hurmalık benim hurmalığımdır. Temiz kazancımla aldığım bu bahçeyi vakfetmek istiyorum.”¸ Peygamber-i Zişan Efendimiz (s.a.v.) de şöyle buyurdu: “Bu hurmalığın aslını vakfet! Artık o satılmaz¸ başkasına hibe edilmez¸ kimseye miras kalmaz. Onun mahsulü muhtaçlara verilir.” Hz. Ömer¸ Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in buyurduğunu hemen uyguladı. Bahçeden çıkan ürün¸ Allah yolunda cihada çıkan mücahitlere¸ esirlikten kurtulmak isteyen kölelere¸ fakirlere¸ misafirlere¸ yolculara ve Hz. Ömer'in yakın akrabalarına verilirdi.3


Ganimetleri Eşit Dağıtması


Halife Hz. Ömer (r.a.)¸ bir savaş sonrası ganimetleri taksim etmişti. Bu sefer herkese ancak bir parça kumaş düşmüştü. Oğlu Abdullah¸ babasına¸ “Bu kumaş tek başına ne benim¸ ne de senin işini görür. Ben hakkımı sana vereyim de¸ kendine güzel bir elbise yaptır.” dedi. Hz. Ömer de oğlunun hediyesini kabul etti ve iki parça kumaştan kendine bir elbise diktirdi. Birkaç gün sonra¸ üzerinde bu yeni elbise olduğu halde bir konuşma yapmak için minbere çıkmıştı ki o esnada arka saflarda oturan fakir bir zat ayağa kalktı ve şunları haykırdı: “Ey mü'minlerin emiri! Seni dinlemiyorum ve sana itaat da etmiyorum! Çünkü sen¸ Allah ve Rasûlü'nün yolundan gitmiyorsun!” dedi. Halife¸ bu tepkinin karşısında sarsıldı ve bunun sebebini sordu. O zat¸ sebebini şöyle izah etti: “Ganimet taksiminde¸ bizlerden hiçbirine elbise diktirecek kadar bir kumaş düşmediği hâlde¸ görüyorum ki¸ sen o kumaştan fazla almış¸ bir elbise yaptırmışsın!” Bir hata yapmış olmaktan son derece korkan Hz. Ömer¸ bu iddia karşısında rahatlamıştı ve cemaat arasında bulunan oğlu Abdullah'a işaret etti. Hz. Abdullah da kalkıp durumu izah etti. Bu sefer o cesur zat ayağa kalktı ve şöyle dedi: “Şimdi konuş¸ ey mü'minlerin emiri! Şimdi dinliyor ve sana itaat ediyorum.” Bunun üzerine ellerini Cenab-ı Hakk'a açan Halife Hz. Ömer şöyle dua etti: “Ey Rabb'im! Sana sonsuz hamd ediyorum ki¸ beni¸ yapacağım hatalardan dolayı ikaz edecek bir ümmete halife etmişsin.”4


Halkını Düşünerek Aç Kalması


Hz. Ömer (r.a.)¸ halife olduktan sonra idare anlayışını Hz. Ebu Bekir'in sosyal ve ahlâkî mirası üzerine bina etti. O¸ her zaman kendinden ve aile fertlerinden önce kendi halkını düşündü ve onlara hizmette bulundu. Yeri geldiğinde aç kalarak¸ yemedi yedirdi veya halkıyla birlikte bazı sıkıntıları göğüsleyerek çekmek durumunda kaldı. Kıtlık yaşandığı dönemde sadece zeytin yiyerek açlığını gideriyordu. Hz. Enes bin Mâlik'in anlattığına göre bir keresinde Hz. Ömer'in karnı açlıktan guruldamıştı. O esnada Hz. Ömer parmağıyla karnına dürterek şöyle dedi kendi kendine: “Gurulda bakalım. Zira insanlar refaha kavuşuncaya kadar yanımızda sana verecek ondan başka bir şey yok.”5 Hz. Ömer¸ isteseydi hilafet döneminde varlık içinde yüzebilir¸ en güzel elbiseleri giyebilir ve en nefis yemekleri yiyebilirdi. Ama onun tercihi her zaman züht¸ takva¸ alçak gönüllük ve refahına kavuşamamış halkın yoksullarına ve acizlerine hizmet etmekti. Bir gün huzuruna bir heyet geldi ve yemeklerini büyük bir iştahla yemeye başladılar. Bunu gören Hz. Ömer¸ ahiret nimetlerini hatırlatarak şunu söyledi: “Eğer isteseydim¸ ben sizin yediğiniz gibi güzel yemekler yapıp yiyebilirdim. Fakat biz¸ dünyamızı ahiretimize bırakıyoruz.”6


Hz. Ömer (r.a.)¸ gerçekten dünyaya ve yemeklere hiç aldırış etmeyen bir sahabiydi. Bir gün kızı Hafsa'nın yanına gittiğinde kendisine çorba ikram edilmişti. Kızı¸ çorbanın üstüne ayrıca zeytinyağı döktüğünde babası şöyle dedi: “Bir kapta iki katık mı? Allah'a kavuşuncaya kadar iki katığı bir arada yemeyeceğim.”


 


Dipnot


* Prof. Dr. Ali SEYYAR


1. İbni Sa'd; Tabakât; C. III; s. 270. İbni Mace¸ Mukaddime: 11.


2. Buhari; Zekât: 51.


3. Buhârî; Vesâyâ: 22.


4. Mutlu¸ Mutlu¸ İsmail; Dört Halife Devri; Mutlu Yayıncılık; İstanbul; 1993.


5. Kurucan¸ Ahmet; Mercan¸ Zühdü; Aşere-i Mübeşşere: Cennetle Müjdelenen On Sahabi; Işık Yayınları; İstanbul; 2005; s. 139.


6. Kurucan-Mercan; s. 141.

Sayfayı Paylaş