SEKİZİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

İnsan garîb bir mahlûktur¸ daldığı gaflet uykusundan uyanması îcâb eden yüzlerce mukni'¸ hakîmâne hitabeler kulağına mütemadiyen çarpar durur da¸ insan yine uyanmaz. Kâinata hayât veren binlerce rahmet çeşmeleri¸ ale'd-devâm cereyan eder de¸ insan yine susuzluktan kurtulamaz. Gözleri önünde birçok hidâyet çerâğı parlar durur da¸ insan yine yolunu kaybetmekten halâs olamaz. İşte bu hâle târîh-i âlem şehâdet etmektedir.

İlk babamız olan Hazret-i Adem aleyhi's-selâmdan i'tibâren¸ insanlara vakit vakit¸ bir çok peygamberler gön


Hazret-i Muhammed (s.a.v.)


“Evvelîn ve Âhirînin İlimlerine Vâkıf İdi.”


Bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı vâcibü'l-vücûd hazretleri habîb-i edîb ve Resûl-i necibine hitâb edip buyuruyor ki: “Ey Nebî! Ey âhir zaman peygamberi olan Habîbim! Biz seni şâhid¸ mübeşşir ve nezir olarak gönderdik. Sen halkın tasdik ve tekzibine şâhidsin¸ sen mü'minlere cennet ile müjdecisin¸ kâfirleri de azâb ile korkutucusun. Rasûlüm! Seni Allah'ın izniyle Allah'a davet edici ve nûr-feşân bir çerâğ olarak irsal kıldık. Sen beşeriyyeti hak yoluna davet eder¸ doğru yolu izhâr ve tenvir eylersin. Mü'minlere müjde ver ki¸ kendilerine Allâhu Teâlâ tarafından büyük birfazl u kerem vardır. Onlar¸ Resulü zişânım¸ sana mütâbeat sayesinde kat kat sevaba¸ büyük ni'metlere nail olacaklardır. “ (Bkz: Ahzâb¸ 45-47.)


Azîz Cemâat!


İnsan garîb bir mahlûktur¸ daldığı gaflet uykusundan uyanması îcâb eden yüzlerce mukni'¸ hakîmâne hitabeler kulağına mütemadiyen çarpar durur da¸ insan yine uyanmaz. Kâinata hayât veren binlerce rahmet çeşmeleri¸ ale'd-devâm cereyan eder de¸ insan yine susuzluktan kurtulamaz. Gözleri önünde birçok hidâyet çerâğı parlar durur da¸ insan yine yolunu kaybetmekten halâs olamaz. İşte bu hâle târîh-i âlem şehâdet etmektedir.


İlk babamız olan Hazret-i Adem aleyhi's-selâmdan i'tibâren¸ insanlara vakit vakit¸ bir çok peygamberler gönderilmiştir. Hâlbuki insanlar yine doğru yoldan çıkıp¸ nefislerinin hevesâtına uyarak pek korkunç vâdîlere sapmışlardır. Beşeriyyetin şu acınır hâli¸ Rasûl-i Ekrem efendimizin bi'setleri sırasında daha elîm bir safhaya girmiş bulunuyordu. O¸ öyle bir zaman idi ki¸ hidâyet güneşi gurûb etmiş¸ cihanın şark ve garbı zulmetler içinde kalmıştı. Bir zamanlar Cenâb-ı Hakkın mukaddes ismiyle tezeyyün eden lisânlar muahharan Lât ve Uzzâ isimleriyle mülevves olmuştu. Bir zamanlar Cenâb-ı Allah (c.c)'ın atebe-i ulûhiyyetine secde eden nâsıyeler; muahharan denâet ve sefâhetin¸ kasvet ve huşunetin birer karanlık merkezi kesilmişti. Kalpler bir hâle gelmişti ki¸ insafsız bir baba¸ vücûduna sebebiyyet verdiği ma'sûmu diri diri topraklara gömerdi de¸ taşlardan katı olan yüreğinde pek cüz'î bir acı bile duymazdı. Felâketine sebebiyyet verdiği bu zavallının gözlerinden akan yaşları seyr ederdi de¸ insanlık nişanesinden mahrum olan simasında en cüz'î bir teessür alâmeti bile görülmezdi.


İşte bi'set-i nebevîyye sırasında insanlar böyle bir halde bulunurlardı. Her tarafta fikr-i ulûhiyyet sönmüş¸ fazîlet ve insâniyyet mahvolmuş¸ bütün vicdanları zulmet kaplamıştı. Artık beşeriyyetin âlemi bir hakikat güneşine muhtâc idi ki¸ asla gurûb etmesin. Öyle bir rahmet menbaına muhtâc idi ki¸ cereyanı asla kesilmesin¸ öyle bir hidâyet rehberine muhtâç idi ki¸ feyz-i irşadına nail olanlar bir daha yollarını kaybetmesin.


İşte Feyyâz-i kerîm hazretleri insanlara lütfetti¸ bütün bu kemâlatın en mükemmel bir timsâli olan Rasûl-i Ekrem (s.a.v) Efendimizi umûm-ı beşeriyyete en son ve en büyük Peygamber olmak üzere gönderdi.


Ma'lûmdur ki Aleyhi's-salâtu ve's-sellâm efendimiz¸ en şerefli en necîb bir ailenin¸ bî-nazîr bir evlâdı idi. Daha dünyâyı teşrîf etmeden iki ay mukaddem¸ muhterem pederi vefat etmişti. Hayâtının altıncı baharında iken de muazzez validesi âhirete rıhlet etti. Cenâb-ı Hakkın himayesinde bulunan o latîf ma'sumun böyle yetim¸ öksüz kalması kim bilir ne gibi hikmetlere müstenid idi. Hiç şüphe yok ki¸ bütün kâinata rahmet olan o büyük ma'sûmun böyle yetîm kalması¸ onun mübarek kalbinde rikkat ve rahmet asarının daha ziyâde tecellîsine mazhar olmuştur.


Muhterem Müslümanlar!


Hazret-i Muhammed (s.a.v)¸ hiçbir kimseden bir şey okumadı¸ hiçbir şey yazmadı. Fakat böyle olduğu halde evvelîn ve âhirînin ilimlerine vâkıf idi. Çünkü onun müeddibi mülhim-i kemâlatı Allâhu Teâlâ idi. Bunun içindir ki onun¸ o kudsî lisânından çıkan hikmetler bütün cihanın hükemâsını teshîr edecek bir ulviyyeti hâiz bulunmuştur.


Hazret-i Muhammed (s.a.v)¸ o nezîh hayatinin kırkıncı senesinde idi ki¸ Allâhu Teâlâ tarafından bütün insanlara Peygamber ba's olundu. Artık enbiyâ silsilesi tamâm olmuş¸ Hazret-i Muhammed bu silsilenin hâtemi bulunmuştur.


Nebbiyy-i Efham¸ (s.a.v) efendimiz buyuruyordu ki: “Benimle¸ ümmetimin misli; ateş yakmış kimsenin hâli gibidir ki hayvanlar¸ kelebekler¸ gelir ateşe düşerler. İşte ben kuşağınızdan tutarak ateşe atılmaktan sizi meri ediciyim. Siz ise kendinizi ateşe atmak istersiniz.” Ne güzel temsîl. Pervane¸ kendisini yanan kandil ateşine atar. Gafil hayvancağız¸ o ateşi ışık yerinde açılmış pencere sanır. Hâline acıyanlar kendisini ateşe düşmekten men'e çalışırlar¸ fakat o¸ bu lutfu bilmez¸ aman o ışık âlemîne çıkayım derken kolu kanadı yanar. İşte Peygamberan-ı izamın Nasihatlerini¸ tavsiyelerini dinlemeyip¸ nefislerinin hevâsına tâbi' olanlar da¸ bu pervane gibi kendi hayâtlarına kasdetmiş olurlar da¸ haberleri olmaz. Hazret-i Peygamberin evsâf-ı cemilesi o kadar âlîdir ki¸ onu tasvîr için kudsîlerin lisânı bile kâfî değildir. Zât-ı Muhammedi zulümâtı¸ küfrü parçalayan bir hidâyet çerâğı idi. Fakat öyle çerâğ ki¸ güneşler onun pervanesi bulunuyordu.

Sayfayı Paylaş