NUREDDİN MAHMUT ZENGİ VE PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.)'E HİZMETİ

Somuncu Baba

“Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret etti. Medine halkı hükümdarın yanına toplanmıştı. Vezir¸ “Hükümdar¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret maksadı ile gelmiş¸ yanında da sizlere hediye getirmiştir. Medinelilerin isimlerini yazın.” dedi. Onlar da bütün Medinelilerin isimlerini yazdılar. Bu isimlere göre herkes gelip hükümdardan hediyesini almaya başladı. Bundan maksat¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in rüyada “Beni bunlardan kurtar.” dediği o iki kişiyi tanıyıp tespit etmekti.”


Selçuklu atabeylerindendir. Künyesi Ebu'l-Kâsım Mahmud bin İmâmeddîn Zengî'dir. 1118'de Haleb'de doğdu. Musul ve Haleb Atabeyi İmâmeddîn Zengî'nin oğludur. İyi bir eğitim ve öğretim görerek¸ İslâm terbiyesiyle yetiştirildi. Gençliğinden itibaren babasının seferlerine katılarak kumandanlık vasıflarını geliştirdi. Babası İmâmeddîn Zengî'nin 1146'da öldürülmesinden sonra Musul Atabeyliği¸ oğullarından Seyfeddin Gazi ile Nureddin Mahmud arasında paylaşıldı. Seyfeddin Gazi¸ Musul merkez olmak üzere Fırat Nehri'nin doğusunda kalan yerleri alırken¸ Nureddin Zengî Haleb merkez olmak üzere Fırat Nehri'nin batısında kalan yerleri aldı. Bu sırada Zengî'nin ölümünü fırsat bilen Haçlı liderlerinden İkinci Joscelin¸ bir kısım Hıristiyan halkla anlaşarak Urfa'yı ele geçirmeye muvaffak oldu. Nureddin Mahmud bu haberi duyunca süratle gelerek kaleyi tekrar ele geçirdi. İhanet eden Hıristiyanları cezalandırdı.



Haçlılarla Mücadelesi ve Sosyal Hayata Etkileri


İmadeddin Zengî 1144'de Urfa'yı fethetti ve I. Haçlı Seferi sonunda kurulan Urfa Kontluğu'na son verdi. Bu zafer Haçlılara karşı kazanılmış ilk önemli başarıdır. Urfa'nın kaybedilmesi üzerine Avrupa¸ ikinci bir Haçlı Seferi'ne hazırlanmıştır. Ortaçağ İslâm dünyasının en parlak simalarından olan Nureddin Mahmud Zengî¸ babasından devraldığı Haçlı mücadelesinde ağabeyi ve Musul Atabeyi Seyfeddin Gazi'yle ve 1148'de ağabeyinin ölümünden sonra yerine geçen küçük kardeşi Kudbeddin Mevdud'le birlikte hareket ederek¸ Haçlılara karşı İslâm cephesini birleştirmiş¸ II. Haçlı Seferi'nde Haçlılarla mücadeleler yapmıştır. Zengîlerin bu fedakârlıkları sonucu Haçlılar daha fazla ilerleme imkânı bulamayarak sahil şeridine sıkışıp kalmışlardır.


1147-1149 yılları arasında gerçekleşen İkinci Haçlı Seferi'ni neticesiz bırakan İslâm kahramanı Nureddin Zengî¸ kurduğu eğitim kurumları¸ sosyal tesisler ve yaptığı imar faaliyetlerinin yanında¸ güçlü bir devlet kurucusu olan Selahaddin Eyyubî'yi yetiştirmesiyle de tanınmaktadır. Haleb¸ Şam¸ Hama¸ Humuş Baalbek¸ Menbic ve diğer şehirlerde büyük medreseler¸ camiler¸ imaretler¸ kervansaraylar¸ hastane ve dârü'l-hadisler yaptırdı. Masrafların karşılanması¸ tamiratı ve yaşatılması için büyük vakıflar bıraktı. Şam'da yaptırdığı büyük hastane¸ devrin en meşhur mütehassıs doktorlarının hizmet verdiği bir sağlık müessesesiydi. Hadis üniversitesi mahiyetindeki ilk dârü'l-hadisi o kurdu ve pek çok kitap vakfetti. Rasathane kurdurarak güneş saati yaptırdı. 


Adil Hükümdar


Dindar olup¸ ilim adamlarının hâmisiydi. Karargâhında Kur'ân-ı Kerim okutup¸ hürmetle dinlerdi. Ülkesini adâletle idare ettiği için “Melikü'l-âdil” lakabıyla tanındı. Haftada iki gün halkın huzuruna çıkarak şikâyetleri dinlerdi. Haksızlıkların önüne geçmek ve devletin menfaatlerini korumak için¸ hassas bir haber alma teşkilâtı kurdu. Haberleşmede güvercinlerden de faydalandı. Kendisinin ve aile çevresinin ihtiyaçlarını¸ ihsanlarını¸ şahsî malından karşılardı. Ganimetten¸ âlimlerin helâl dediklerinden başkasını almaz¸ altın¸ gümüş kullanmaz ve ipek giymezdi. Sultanlığı devrindeki siyasî hadiseler büyük¸ bulunduğu çevre çok karışık bir yapıya sahip olmasına rağmen ülkesinde şarabın satılmasını ve içilmesini yasaklayarak¸ Allahu Teâlâ'nın emrine riayet edip halkının sağlığını ve memleketin huzurunu korudu. Şehit olmayı çok arzu ettiğinden Nureddin-i Şehit diye de tanındı. Ancak arzusuna kavuşamadı. 


Bir defasında bir şahıs onu mahkemeye verdi. Davacı ile birlikte Hâkim Kemaleddin Şehrezurî'nin huzuruna çıktı. Hâkime; “Ben davalı olarak geldim. Davalılara nasıl davranıyorsan bana da öyle davran.” dedi. Mahkeme sonunda haklı çıktı. Hakkını davacıya bağışlayıp dedi ki: “İddia ettiği şeyi ona verip gitmek istedim. Fakat bunun beni kibre ve gurura sevk edip adalet meclisine girmeme mani olmasından korkup da geldim. Şimdi iddia ettiği şeyi ona verdim.” dedi. Bu onun adalete ve hukuka saygısını gösteren en güzel örneklerden biridir. Çeşitli mahkeme binaları yaptırdı. Müslim¸ gayr-i müslim herkesin hakkını korurdu. Huzuruna fakir ve yoksullar rahatça gelir¸ derdini anlatırdı. Hanefi fıkhını iyi bilmesine rağmen yine de âlimlere danışırdı. Savaşlarda en ön saflarda savaşırdı. Kendisini böyle tehlikeye atmasını istemeyenler¸ “Allah aşkına¸ ne olursun¸ kendini ve İslâm'ı tehlikeye atma. Eğer savaşta şehit düşecek olsan¸ Müslümanlardan tek kişi kalmamak üzere hepsi kılıçtan geçirilir.” deyince; “Sultan Nureddin de kim oluyor? Benden önce İslâm'ı ve Müslümanları kim korumuş ise yine o korur.” diye karşılık verdi.


Manevî Görev


İki tane gayr-i müslim¸ Endülüs'ten Medine'ye gelerek Peygamberimiz (s.a.v.)'in naaşını kaçırmak istedi. Bunlar Müslüman kılık ve kıyafetine girerek¸ hacca gelmiş gibi Medine'ye girmişlerdi. Mescid-i Nebevî'nin kıble tarafından Kabr-i Şerif'e çok yakın bir eve yerleşmişlerdi. Bunlar¸ namazları mescidde kılıp Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabrini ziyaret ediyorlar¸ her sabah Bâkî Kabristanı'na¸ cumartesi günleri de Kuba Mescidi'ne gidiyorlardı. Kılık kıyafetleri ve fakirlere yaptıkları yardımlarla halkın güvenini kazanmayı başaran bu kişiler¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in mübarek naaşını kaçırmak için geceleri bulundukları evden Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabrine doğru gizlice tünel kazmaya başlıyorlar¸ buradan çıkan toprakları torbalara doldurarak kabirleri ziyaret bahanesiyle Cennetü'l-Bakî Kabristanı'na döküyorlardı. Kazdıkları tünel Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabrine iyice yaklaşınca büyük bir tehlike ortaya çıktı. Ama halkın bundan haberi yoktu. 
İşte tam bu sırada¸ Selçuklu Atabeyi Nureddin Mahmud Zengî Aksungur teheccüd namazını kılıp yatmıştı. Rüyasında Peygamberimiz (s.a.v.)'i gördü. Efendimiz (s.a.v.) iki yabancıyı göstererek¸ “Ey Nureddin¸ beni bunlardan kurtar!” dedi. Hükümdar¸ bu rüyanın tesiriyle bağırarak uyandı. Abdest alıp namaz kıldıktan sonra yattı. Yine aynı rüyayı gördü. Yine feryat ederek uyandı. O gece aynı rüyayı üç defa görünce kalktı ve iyi bir insan olan veziri Cemaleddin Musulî'yi yanına çağırdı ve gördüğü rüyayı anlattı. İstişare ederek Medine'ye gitmeye karar verdiler. Hükümdar¸ kimseye duyurmadan veziri ile beraber yirmi süvari ve pek çok eşya ile Şam'dan yola çıktı¸ gece-gündüz devam ederek 16 günde Medine'ye vardılar. Hükümdar¸ abdest alıp Mescid-i Nebevî'ye girerek iki rekât namaz kıldı ve Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret etti. Medine halkı hükümdarın yanına toplanmıştı. Vezir¸ “Hükümdar¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'i ziyaret maksadı ile gelmiş¸ yanında da sizlere hediye getirmiştir. Medinelilerin isimlerini yazın.” dedi. Onlar da bütün Medinelilerin isimlerini yazdılar. Bu isimlere göre herkes gelip hükümdardan hediyesini almaya başladı. Bundan maksat¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in rüyada “Beni bunlardan kurtar.” dediği o iki kişiyi tanıyıp tespit etmekti. Bunun için halk¸ hediyeleri hükümdarın huzuruna gelerek aldı. Bu esnada hükümdar gelenlere dikkatle bakıyordu. Herkes hediyelerini aldı¸ isim listeleri bitti. Fakat hükümdar¸ bu gelenler arasında Peygamberimiz tarafından rüyada kendisine gösterilen iki kişiyi göremedi. Bunun üzerine; “Hediye almayan kimse kaldı mı?” diye sordu. Orada bulunanlar¸ “Kimse kalmadı. Ancak Endülüs'ten gelen iki kişi var. Onlar kimseden bir şey almazlar. İhtiyaç sahiplerine sadaka verirler.” dediler. Hükümdar¸ onların da yanına getirilmesini istedi. Onlar huzura getirildiler. Hükümdar onların rüyada kendisine gösterilen kişiler olduğunu gördü ve kendilerine¸ nereli olduklarını sordu. Onlar da:


“Biz Endülüs'ten hac maksadıyla geldik ve bu sene Peygamberimiz (s.a.v.)'in yakınında bulunmayı arzu ettik.” dediler. Hükümdar nerede kaldıklarını sordu. Mescidin yakınında olduklarını söylediler. Hükümdar onlarla beraber evlerine gitti. Evde süslü kitaplar ve değerli eşyalar gördü. Bu arada halk¸ onların her gün oruç tuttuklarını¸ namazları mescitte kıldıklarını ve hiçbir dilenciyi boş çevirmediklerini söyleyerek onları övüyordu. Nureddin Zengî¸ odayı dolaştı ve burada serilen hasırı kaldırdı. Baktı ki¸ altında kazılmış bir tünel var. Tünel¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabrinin yanına kadar uzanıyordu. Bunu gören insanlar mahcup olup başlarını önlerine eğdiler ve artık söyleyecek bir şey bulamadılar. Bunun üzerine hükümdar bu iki kişiyi sorguladı. Onlar da gerçekten Müslüman olmadıklarını ve Peygamberimiz'in naaşını buradan alıp ülkelerine kaçırmak için görevlendirildiklerini itiraf ettiler. Bunu yapabilmek için derviş kıyafetine bürünerek halkı kandırdıktan sonra geceleri tünel kazmaya devam ettiklerini ifade ettiler ve “Peygamber'in kabrine iyice yaklaştığımız gece¸ gök gürültüsü ve şimşekler öyle bir sarsıntı meydana getirdi ki¸ sanki dağlar yerinden oynayacaktı. Bundan fena hâlde korktuk ve sabahleyin de sizin geldiğinizi haber aldık.” dediler. Nureddin Zengi¸ bundan sonra da Peygamberimiz (s.a.v.)'in kabrinin çevresinde derin bir hendek kazdırdı ve bu hendeği kurşun eriterek doldurdu. Böylece Kabr-i Saadet¸ çepeçevre kurşunla muhafaza altına alınmış oldu.


 


Kaynaklar


Eyüp Sabri Paşa¸ Miratü'l-Harameyn¸ c. 2¸ s. 684.


Evliya Çelebi¸ Seyahatname¸ c. 9-10¸ s. 132¸ 133.


Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi¸ c. 7¸ s. 550-561.


İslam Ansiklopedisi¸ Nureddin Zengî maddesi¸ c. 9¸ s. 360.


Mehmet Sılay¸ “Ortadoğu Barışının Mimarı Selahaddin Eyyubi”¸ İstanbul 2009.


Seyyid Şerif Şihabuddin İbnü'l-Abbas Ahmed Hüseynî¸ Vefâü'l-Vefa Bi Ahbâr-i Dârü'l-Mustafa¸ c. 2¸ s. 648.

Sayfayı Paylaş