CÖMERTLİKLE HAYSİYETİNİ KORUYAN PEYGAMBER TORUNU HZ. HÜSEYİN BİN ALİ (R.A.)

Somuncu Baba

"Rasûlullah'ın ev halkası olan ehl-i beyt¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in evlatları¸ eşleri¸ torunları ve damadı Hz. Ali'den oluşmaktadır. Bu âyet iner inmez Peygamberimiz (s.a.v.) hemen kızı Hz. Fatıma'yı¸ Hz. Ali'yi¸ Hz. Hasan ve Hüseyin'i mübarek elbisesinin altına aldı ve şöyle bir duada bulundu: "Ya Rab¸ bunlar benim ehl-i beytimdir. Bunlardan günah kirini gider ve onları tertemiz yap!"


Hüzün Dolu Hayatı


Hz. Hüseyin (r.a.)¸ Hicret'in 4 yılında (626) Medine'de dünyaya gelmiştir. Doğduğu zaman Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ ağabeyi Hz. Hasan (r.a.)'a yaptığı gibi adını kulağına bizzat ezan okuyarak koydu ve doğumunun yedinci gününde akika kurbanı kestirip kızı Hz. Fatıma (r.anha)'dan saçının ağırlığınca fakirlere gümüş dağıtmasını istedi. Hz. Hüseyin ile Hz. Hasan¸ ilk iki halife döneminde cereyan eden önemli olaylarda fiilen yer almadılar. Hz. Hüseyin¸ Halife Hz. Osman (r.a.) zamanında Kufe'den Horasan'a yapılan bir sefere (30/651) ağabeyi ile birlikte katıldı. Halife Hz. Osman'nın evini kuşatan isyancılara karşı¸ babası Hz. Ali tarafından yine ağabeyi ile birlikte halifeyi korumak ve evine su taşımak üzere görevlendirildi.


Babasının halifeliği sırasında Hz. Hüseyin¸ Kufe'ye giderek onun bütün seferlerine katıldı. Şehadetinden sonra da yine onun vasiyetine uyarak ağabeyine itaat etti. Bu arada ağabeyi Hz. Hasan¸ Muaviye ile anlaştıktan sonra onunla birlikte Medine'ye geri döndü. Hz. Hasan'ın vefatından (49/669) sonra Hz. Muaviye'nin oğlu Yezid'in hilâfet makamına gelişine kadar (60/680) kendini ibadete vererek¸ züht ve takvaya dayalı bir hayat sürdürdü. Ancak Hz. Hüseyin¸ Halife Hz. Muaviye'ye karşı takındığı olumlu tavır¸ Hicrî 56 (Miladî 676) yılından sonra değişmiştir. Çünkü bu yılda anlaşmalara aykırı olarak Muaviye¸ kendinden sonra pek güvenilmeyen oğlu Yezid'e biat edilmesini istemiştir. Bu durum birçok sahabiyi rahatsız ettiği gibi Hz. Hüseyin'i de tedirgin etmiştir.


Ancak Hz. Hüseyin¸ ağabeyi Hz. Hasan ile Hz. Muaviye'yle yaptığı barış anlaşmasına sadık kalmıştır. Hz. Hasan şehit olduğunda Iraklılar Hz. Hüseyin'e mektup yazıp Hz. Muaviye'ye karşı kıyam etmesi halinde kendisini destekleyeceklerini bildirdiler. Hz. Hüseyin¸ bu teklifi reddederek¸ “Benimle Muaviye arasında imzalanmış bir anlaşma var. Muaviye hayatta olduğu sürece benim ahdime sadık olduğumu göreceksiniz!” dedi. Aslında bu anlaşma Hz. Hasan ile Muaviye arasında imzalanmıştı ama dolaylı olarak Hz. Hüseyin'i de bağlıyordu. Hz. Hüseyin¸ Hz. Hasan'ın verdiği sözü¸ bizzat kendisinin verdiği bir söz olarak kabul ediyordu.


Sonra korkulan oldu. Muaviye vefat etti ve oğlu Yezid¸ anlaşmalara aykırı olarak kendisini halife olarak ilan etti. Dolayısıyla Hz. Hüseyin¸ Yezid'in halifeliğini kabul etmedi ve Kufelilere güvenerek¸ hilafet davası için harekete geçti. Ne var ki hilafet sorunu¸ bu sefer siyasî bir anlaşma ile çözülemedi. Hz. Hüseyin¸ Hicret'in 61. yılında Yezid'in askerleri tarafından Irak'ın Kufe bölgesinde bulunan Kerbela'da şehit edildi. Hz. Hüseyin'in soyu Hz. Ali Zeynelabidin vasıtasıyla devam etmiştir.1



Kendisi ve Ehl-i Beyt Hakkında Âyet İnmesi


Peygamberimiz (s.a.v.) hemen her gün torunlarını görmek isterdi. Bunun için bazen kendisi kızının evine gider¸ bazen de Hz. Fatıma onları Peygamberimiz (s.a.v.)'in yanına getirirdi. Bir gün Peygamberimiz hanımı Hz. Ümmü Seleme'nin yanında iken Hz. Fatıma¸ çocuklarının ellerinden tutup¸ eşi Hz. Ali ile birlikte dedelerinin yanına getirdi. Hep birlikte yemek yediler. Bu sırada bir âyet indi:


“Evlerinizde oturunuz¸ eski Cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayınız. Namazı kılınız¸ zekâtı veriniz; Allah'a ve Peygamberine itaat ediniz. Ey Ehli beyt! Allah¸ sizden sadece günah kirini gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor.”2


Bu âyet¸ özel olarak ehl-i beyt için gönderilmiştir. Rasûlullah'ın ev halkası olan ehl-i beyt¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'in evlatları¸ eşleri¸ torunları ve damadı Hz. Ali'den oluşmaktadır. Bu âyet iner inmez Peygamberimiz (s.a.v.) hemen kızı Hz. Fatıma'yı¸ Hz. Ali'yi¸ Hz. Hasan ve Hüseyin'i mübarek elbisesinin altına aldı ve şöyle bir duada bulundu: “Ya Rab¸ bunlar benim ehl-i beytimdir. Bunlardan günah kirini gider ve onları tertemiz yap!” 3



Haysiyetini Korumak İçin Darda Olana Yardım Etmesi


Ensardan birisi Hz. Hüseyin (r.a.)'e ihtiyacını karşılaması için ricada bulunmak istediğinde¸ O şöyle buyurdu: “Ey Ensarî kardeş¸ yüzünün suyunu dökme¸ isteğini bir kâğıda yaz¸ ben Allah'ın izniyle seni sevindirecek bir şey yaparım.” Ensarî şöyle yazdı: “Ya Eba Abdullah¸ filan adamın benden beş yüz dinar alacağı vardır¸ beni sıkıştırıyor; durumum düzelinceye kadar bana mühlet vermesi hakkında onunla konuş.” Hz. Hüseyin¸ mektubu okuyup evine girdi ve içerisinde bin dinar olan bir kese getirip Ensarî'ye verdi ve ona şöyle bir nasihatte bulundu: “Bu beş yüz dinarla borcunu öde¸ geri kalan beş yüz dinarla da geçimini sağla. Bu üç kimsenin dışında hiç kimseye ağız açma: Dindar¸ yiğit ve soylu. Çünkü dindar kendi dinini koruması için ihtiyacını karşılar. Yiğit de (seni ümitsiz etmeyi) kendi yiğitliğine sığdırmaz¸ utanır. Soylu ise ihtiyacın için yüzünün suyunu dökmeye mecbur kaldığını bildiğinden¸ haysiyetini korumak için seni eli boş geri çevirmez.”4


Medine Halkının En Mert İnsanı Olması


Bir bedevi¸ Medine'ye gelip şehrin en cömert insanının kim olduğunu sordu. Sokaktakiler “Hüseyin bin Ali.” dediler. Bedevi¸ Hz. Hüseyin (r.a.)'i camide buldu¸ namaz kılmakla meşguldü. Bedevi¸ Hz. Hüseyin'in namazını bitirmesini bekledi¸ selam verir vermez derdini anlatıp “Size bel bağlayan pişman olmazmış diye söylediler.” dedi. Hz. Hüseyin¸ hemen kalkıp evinin yolunu tuttu¸ bedevi de onu takip etti. Evine ulaştığında bedevi kapıda durmuş¸ Hz. Hüseyin de içeri girmiş ve hizmetçisi Kanber'e “Hicaz malından bir şey kalmış mıdır?” diye sordu. Kanber de “Evet¸ dört bin dinar kalmıştır.” dedi. Hz. Hüseyin “O paraları getir; o mala bizden daha müstahak olan bir kimse gelmiştir.” buyurdu. Çok kısa bir süre sonra Hz. Hüseyin¸ içinde 4.000 dinar sarılı bir bohçayla geri dönüp onu bedeviye verdi ve eğer az olursa onu affetmesini istedi. Bedevi neye uğradığını şaşırarak bohçayı eline aldı ve gözyaşı içinde şöyle dedi: “Böylesine mert bir insanın günün birinde toprağın bağrına gitmesi yazık olmaz mı?” Sonra şöyle bir şiir okudu: “Mertlik ölür mü hiç? Cömertlik toprağın altında kalır mı? İnsanlığını toprağa gömebilmek mümkün müdür insanın? Mertlik güneşe benzer¸ geceleri gündüze çevirip insanların yolunu aydınlatır.”5


 


Dipnot



1 Türkiye Diyanet Vakfı; İslâm Ansiklopedisi; C. XVIII; ss:518-524.


2 33/Ahzab¸ 33


3 Tirmizî; Menâkıb: 32.


4 Nasıri; Bihar; Nasırî¸ Mahmud; Dastanha-i Biharu'l-Envar; (Terc.: Fahrettin Altan); İmam Ali Kuruluşu Yayınları; 1999.; C. 78; s. 118.


5 Nasıri; Bihar; C. 44; s. 190.

Sayfayı Paylaş