BÜYÜK DEVLET ADAMI NİZAMÜ'L-MÜLK

Somuncu Baba

“Nizamü'l-Mülk¸ İslâm dinine büyük hizmetlerde bulunmuştur. O zamanki Selçuklu İmparatorluğu'nun siyasî¸ dinî ve fikrî hasmı olan¸ bozguncu Mısır Fatımîleri'ne ve ülke içindeki Batinîlere karşı çalışmalar yapmış; ülke halkını sağlam ve hakiki İslâm inançları çevresinde toplamağa gayret etmiştir. O emsalsiz idarî dehasıyla¸ yükselmenin ancak¸ ilim ve ahlâk ile sağlanabileceğini görmüş; huzur ve nizamı temin için gerekli kadroyu ve diğer manevî güçleri sağlayacak olan eğitime önem vermişti. “


Nizamü'l-Mülk¸ Büyük Selçuklu İmparatorluğu'nun ünlü vezirlerinden ve Müslüman Şark'ın yetiştirdiği en büyük devlet adamlarındandır. 1018-1092 yılları arasında yaşayan bu değerli insan¸ Horasan'ın eski kültür merkezlerinden Tûs şehrine bağlı¸ Nukan adlı bir kasabada dünyaya geldi. Asıl adı ‘'Hasan” olup¸ babası kasabanın dihkanı¸ yâni idarecisi idi. Varlıklı ve itibarlı bir aileye mensup olduğundan iyi bir tahsil yapma imkânı buldu. 11-12 yaşlarında Kur'an-ı Kerim'i ezberleyip hıfzını tamamladı. Kısa zamanda fıkıh ilminde temayüz etti. Edebiyat ve hitabette ileri bir seviyeye ulaştı.


Yönetici olduğu dönemlerde âlimleri himaye ettiği gibi onlara geniş maddî imkânlar sağladı. Vezirlik görevini sürdürdüğü yıllarda da “Nizamiye” adıyla ün salan üniversiteler açtırdı. Böylece yüksek öğretim bu medreselerde yapılmaya başladı. Binlerce talebenin öğrenim gördüğü bu eğitim kurumlarından yüzlerce büyük âlim ve mütefekkir yetişti. Bağdat¸ Nişabur¸ Herat¸ Merv¸ Belh¸ Isfahan ve Musul'da açılanları bunların önde gelenleriydi. Bu okulların bir benzerleri Anadolu Selçukluları tarafından Konya¸ Kayseri¸ Sivas ve Erzurum'da açılmıştı. Buralarda uygulanan ders programları da oldukça kapsamlı idi. Dinî ilimlerin yanı sıra pozitif ilim dallarından tıp¸ astronomi¸ matematik¸ felsefe tarih vb. gibi dersler de okutulmaktaydı. Yine bu müesseselerde hocalık yapacakların yabancı dil bilmesine ve ahlâkî yönüyle fazilet sahibi kimselerden olmasına dikkat edilirdi. Talebeleri de zekâ yönüyle ileri seviyede olanlar arasından seçilip belirlenirdi. Bir dönemin bilim merkezi olarak toplumu aydınlatan Nizamiye Medreseleri Osmanlı¸ medreselerine de örnek olmuştur.


İyi ve kuvvetli bir dinî tahsil temelinde¸ zamanla yüksek bir edebî kültür ve idarî kabiliyet kazanmış olan Nizamü'l-Mülk¸ 1083 yılında Sultan Alparslan'ın vezirliğine kadar yükseldi. Şehzade Melikşah'a da atabek olarak¸ siyaset ve idare işlerinde onun yetişmesine nezaret etti. Vezirliği¸ tahta geçmesine yardımcı olduğu Sultan Melikşah zamanında da devam ederek¸ toplam 29 yıl kadar sürdü. Nizamü'l-Mülk'ün askeriye¸ adliye ve devlet teşkilâtında yaptığı yenilik ve düzenlemeler¸ daha sonraki bütün İslâm-Türk devletlerine esas ve örnek olmuştur. O¸ Selçuklu İmparatorluğu'nun idarî¸ siyasî¸ askerî¸ malî¸ içtimaî ve kültürel yönleri için kıymetli bir vesika mahiyetinde olan; devlet idaresi ve toplum yapısı hakkındaki kendi görüşlerini ve icraatının gerekçelerini ihtiva eden¸ Siyasetnâme adlı¸ çok değerli bir eser de kaleme almıştır. Kendi sahasındaki diğer eserlerden muhtevaca çok yüksek olan bu kitabın Farsça aslı birkaç defa neşredilmiş ve çeşitli Garp dillerine tercümeleri yapılmıştır. Türkçe tercümesi de vardır. Tahsilinin ve yetişme tarzının tabiî bir sonucu olarak Nizamü'l-Mülk¸ İslâm dinine büyük hizmetlerde bulunmuştur. O zamanki Selçuklu İmparatorluğu'nun siyasî¸ dinî ve fikrî hasmı olan¸ bozguncu Mısır Fatımîleri'ne ve ülke içindeki Batinîlere karşı çalışmalar yapmış; ülke halkını sağlam ve hakiki İslâm inançları çevresinde toplamağa gayret etmiştir. O emsalsiz idarî dehasıyla¸ yükselmenin ancak ilim ve ahlâk ile sağlanabileceğini görmüş; huzur ve nizamı temin için gerekli kadroyu ve diğer manevî güçleri sağlayacak olan eğitime önem vermişti. Bu maksatla¸ başta Bağdat olmak üzere¸ Basra¸ İsfehan¸ Nişabur¸ Belh¸ Merv ve Herat'ta kendi adıyla anılan¸ meşhur Nizamiye medreselerini açtırmış¸ kütüphaneler tesis etmiştir. Ayrıca tasavvufa ve erbabına da büyük ilgi göstermiştir. O¸ böylece ilmî çalışmaya ve ahlâkî terakkiye büyük hız ve canlılık kazandırdı. İslâm âlemi bu hayırlı hamlenin¸ feyizli meyvelerinden uzun zaman istifade etmiş; büyük âlimlerin¸ ihlâslı bir kadronun yetiştirmesine¸ değerli eserlerin vücuda getirilmesine şahit olmuştur. Örnek olarak¸ Kuşeyrî¸ Gazalî¸ Abdullah-ı Ensarî¸ Pezdevî¸ Serahsî¸ Ebû İshak-ı Şirazî¸ Cüveynî¸ Şehristânî gibi dev isimleri zikredebiliriz.


Siyasetname / Siyerü'l-Mülük


“Siyasetname” veya diğer ismiyle “Siyerü'l-Mülük”¸ Büyük Selçuklu Devleti veziri Nizamü'l-Mülk'ün eseridir. Siyasetname; siyasetle¸ devlet yönetimi ile ilgili eser anlamına gelmektedir. Siyasetnameler¸ yazıldığı devrin padişahlarına¸ ileri gelenlerine¸ dolayısıyla daha sonra bu görevi üstlenecek olanlara yol göstermek¸ tavsiyelerde bulunmak amacıyla kaleme alınırlar. Siyasetnameleri yazanlar¸ devirlerinin gereklerini¸ en iyi devlet idaresinin nasıl olması gerektiğini¸ halkın yaşadıklarını dile getiren; başta hükümdar olmak üzere devletin diğer memurlarına adaleti öğreten¸ hemen hemen her devirde idarecileri uyaran¸ nasihat eden¸ yol gösteren fikir adamlarıdır. Siyasetnameler esas konu olarak¸ devlet yönetimini ele aldığına¸ devletin bütün güç ve yetkisi de hükümdarda bulunduğuna göre¸ hükümdarlar için kaleme alınmış eserler olarak kabul edilirler. Bu eserlerden¸ çağın sosyal ve toplumsal hayatını¸ askerî ve malî örgütlerini¸ yasa ve tüzüklerini¸ toplumun dayandığı gelenek ve görenekleri öğrenmek mümkündür. Siyasetname¸ belirttiğimiz özelliklerinden dolayı¸ özellikle Selçuklular üzerine çalışanlar ve siyasetnamelerle ilgilenenlerin dikkatini çekmiş ve zamanımıza kadar üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Eserinde Nizamü'l-Mülk¸ yalnız nasihat vermekle yetinmemiş¸ dönemindeki bazı olayları da nakletmiştir. Yine eserinde¸ Selçuklu Devleti'nin işleyişi¸ aksayan tarafları¸ alınması gereken tedbirler¸ müesseselere işlerlik kazandırmak için yapılması gereken düzenlemeler üzerinde de durmuştur.



Ebu Ali Fârmedî Hazretleri'nin Nizamü'l-Mülk ile Görüşmesi


Ebu Ali Fârmedî Hazretleri Merv'e giderek Büyük Selçuklu Veziri Nizamü'l-Mülk ile görüştü ve onun yanında büyük itibar gördü. Cüveynî ve Kuşeyrî gibi devrin âlimlerine ve şeyhlerine saygı gösteren ve onlar huzuruna geldiklerinde ayağa kalkan Nizamü'l-Mülk¸ Fârmedî Hazretleri geldiğinde ise hürmetle ayağa kalkmakla birlikte¸ onu kendi makamına da oturturdu. Nizamü'l-Mülk'e Fârmedî Hazretleri'ne gösterdiği bu saygının sebebi sorulduğunda şu karşılığı verirdi: “Diğer âlim ve şeyhler beni yüzüme karşı övüyorlar. Bu da nefsimin hoşuna gidiyor. Fârmedî Hazretleri ise beni yüzüme karşı övmediği gibi kusurlarımı¸ yanlışlık ve haksızlıklarımı da söylüyor ve beni ikaz ederek irşad ediyor. Ben de onun bu söylediklerinde hayır görerek ona saygı göstermeye çalışıyorum.”


Hacca İzin Yok!


Abdullah Es-Savecî şöyle anlatır: “Bir gün Nizamü'l-Mülk hacca gitmek için Sultan Melikşah'tan izin istedi. Sultan Melikşah'ın rızası üzerine hazırlanarak yola çıktı. Yanında benden başkaları da vardı. Dicle kenarına gelince¸ çadırlarımızı kurduk. Bir müddet orada kalacaktık. Bir gün ben çadırımdan çıktım. Nizâmül-Mülk'ün çadırının kapısında fakir bir zât duruyordu. Hâlinden tasavvuf ehli olduğu anlaşılıyordu. Bana: “Nizâmül-Mülk'ün bende bir emaneti var sana versem¸ verir misin?” dedi. Ben evet deyince¸ katlanmış bir kâğıt uzattı. Nizamü'l-Mülk'ün yanına varıp¸ kâğıdı verdim. Açıp okuyunca¸ ağlamaya başladı. Ben¸ emanet olduğundan¸ kâğıtta neler yazılı olduğuna bakmamıştım. Onu böyle ağlar görünce¸ keşke kâğıdı açıp okusaydım. Eğer kötü bir şeyler yazılı olduğunu bilseydim¸ hiç vermezdim.” diye düşündüm. Daha sonra bana dönerek¸ “Bu mektubu kimden aldın?” diye sordu. Ben de: “Şöyle şöyle bir zâttan aldım.” dedim. “O fakiri yanıma getirin.” deyince¸ dışarı çıktım fakat onu bulamadım. Tekrar Nizamü'l-Mülk'ün yanına girdim. Onu bulamadığımı söyleyince¸ o kâğıdı okumam için bana uzattı. Kâğıtta: “Ben Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.)'i rüyamda gördüm. ‘Sen Vezir Hasan'ın yanına git ve ona de ki: ‘Neden Mekke'ye hac etmek için gider. Onun haccı buradadır. Ona: ‘Bu Türk olan padişahın yanında kal ve ümmetimin muhtaçlarına yardım et dememiş miydim?” yazıyordu. Bunun üzerine hemen geri döndü ve hacca gitmekten vazgeçti. Daha sonra Nizamü'l-Mülk: “Eğer o zâtı görürsen¸ yanıma getir. Onunla tanışalım.” dedi. Bir gün¸ o zâtı Dicle kenarında gördüm. Eski ve yamalı elbisesini yıkıyordu. Yanına gidip; “Vezirimiz Nizamü'l-Mülk sizi görmek istiyor.” dedim. Bana; “Ne ben onunla görüşürüm¸ ne de o benimle! Bende bir emaneti vardı. Onu kendisine verdim. Başka bir şey yapmadım.” dedi.

Sayfayı Paylaş