ZEHİRLENEREK ŞEHİT EDİLEN PEYGAMBER TORUNU HZ. HASAN BİN ALİ (R.A.)

Somuncu Baba

Peygamberimiz (s.a.v.)'e çok benzeyen Hz. Hasan¸ annesi ve babası tarafından çok sevildiği gibi¸ dedesi (s.a.v.) tarafından da akrabalık bağı ötesinde özel ilgi görmekteydi. Torununun başını sık sık öpen Peygamberimiz (s.a.v.)¸ ümmetine Hz. Hasan'ı özellikle sevmeyi öğütlemiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Allah'ım¸ ben onu seviyorum¸ Sen de sev; onu seveni de sev!” Peygamberimiz (s.a.v.)'in “Dünyada sevip kokladığım reyhanımdır.”3 buyurduğu Hz. Hasan¸ sekiz yaşına kadar Peygamberimiz (s.a.v.)'in yakın ilgisi altında büyüdü. Annesini ise dedes


Dünyayı Teşrif Etmesi


Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından nikâhlanan Hz. Fâtıma ile Hz. Ali'nin evliliği üzerinden bir yıl geçmişti ki Hicret'in 3. yılında (Miladi 625)¸ Ramazan ayının ortasında Hz. Hasan dünyaya geldi. Peygamberimiz (s.a.v.) büyük bir sevinçle torununu görmek için kızının evine gitti. “Oğlum nerede¸ onu bana gösteriniz.” buyurdu. Kundak içinde getirilen Hz. Hasan'ın yüzünde bir başka güzellik vardı. Dedesi (s.a.v.)¸ “İsmini ne koydunuz?” diye sordu. Hz. Ali¸ “Harp” deyince bu ismi beğenmemiş olacak ki şöyle buyurdu: “Muhakkak siz kıyamet günü kendi isimleriniz ve babalarınızın isimleri ile çağrılacaksınız. Öyle ise çocuklarınıza güzel isimler koyunuz.” Peygamberimiz (s.a.v.) daha sonra torununun sağ kulağına ezan¸ sol kulağına da kamet okuduktan sonra “İsmini Hasan koydum.” dedi.1


Hz. Hasan'ın doğumunun yedinci gününde iki koç kurban edildi. Saçı tıraş edilerek ağırlığınca gümüş¸ sadaka olarak verildi. Aynı zamanda sünnet ettirildi. Peygamberimiz (s.a.v.) tarafından cennetle müjdelenen Hz. Hasan¸ takva ve zühtte örnek bir sahabiydi. Yirmiden fazla haccını Medine'den Mekke'ye yürüyerek yapmıştı¸ farz namazlarının dışında bol bol ibadet eder ve çoğu günler oruç tutardı.2


“Hasan Önce İstemişti”


Peygamberimiz (s.a.v.)'e çok benzeyen Hz. Hasan¸ annesi ve babası tarafından çok sevildiği gibi¸ dedesi (s.a.v.) tarafından da akrabalık bağı ötesinde özel ilgi görmekteydi. Torununun başını sık sık öpen Peygamberimiz (s.a.v.)¸ ümmetine Hz. Hasan'ı özellikle sevmeyi öğütlemiş ve şöyle buyurmuşlardır: “Allah'ım¸ ben onu seviyorum¸ Sen de sev; onu seveni de sev!” Peygamberimiz (s.a.v.)'in “Dünyada sevip kokladığım reyhanımdır.”3 buyurduğu Hz. Hasan¸ sekiz yaşına kadar Peygamberimiz (s.a.v.)'in yakın ilgisi altında büyüdü. Annesini ise dedesinin (s.a.v.) vefatından altı ay sonra kaybetti.


Hz. Hasan ve kardeşi Hz. Hüseyin¸ “Cennet gençlerinin efendileri” olarak birlikte büyüdüler. Peygamberimiz (s.a.v.) her ikisini de candan seviyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) bir gün yine torunlarını görmek¸ onları sevmek için evlerine gitti. Uyuyorlardı. O sırada Hz. Hasan uyandı¸ süt istedi. Evde bir koyun vardı fakat sütü çok azdı. Peygamberimiz (s.a.v.) koyunun yanına gidip sağdı. Koyun bol süt verdi. Sütü Hz. Hasan'a vermek üzereyken Hz. Hüseyin de uyandı ve o da süt istedi. Peygamberimiz (s.a.v.) elindeki sütü ilk önce Hasan'a verdi. Hz. Fâtıma Validemiz¸ “Ya Rasûlallah¸ herhâlde Hasan'ı daha çok seviyorsunuz!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ ikisini hiçbir surette ayırmadığını söylemek istercesine “İkisini de aynı derecede seviyorum; fakat Hasan önce istemişti!” buyurdu.4


“Çocuklar Bir İmtihandır”


Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin¸ daha yeni yürümeye başlamışlardı ki dedelerini görmek için düşe kalka Mescid-i Nebevi'ye girdiler. Peygamberimiz (s.a.v.) o esnada ashabına bir şeyler anlatıyordu. Hz. Hasan ile Hz. Hüseyin'in yanına gelirken düştüğünü görünce konuşmasını yarıda kesti ve onları kaldırdı. Sevdi¸ okşadı¸ kucağına oturttu. Sonra da şöyle buyurdu: “Cenâb-ı Hak¸ ‘Mallarınız¸ evlatlarınız fitnedir¸ birer imtihan vesilesidir.' diye ne doğru buyurmuştur! Bu iki çocuğa baktım; düşe kalka yürüyorlar. Sabredemedim¸ konuşmamı kestim¸ kaldırıp buraya getirdim.”5


“Anam Babam Size Feda Olsun”


Başka bir gün Peygamberimiz (s.a.v.) ashabıyla sohbet ederken “annemden sonra annem” diye iltifat ettiği Hz. Ümmü Eymen geldi. Heyecanlıydı¸ “Ya Rasûlallah¸ Hasan ile Hüseyin kayboldu! Bütün aramamıza rağmen bulamadık!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ sahabilere¸ “Kalkın¸ çocuklarımı arayın!” buyurdu. Onlardan her biri bir yöne gittiler. Peygamberimiz (s.a.v.) de Hz. Selman ile gitti. Bir dağ tepesine vardıklarında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin'i gördüler. Birbirlerine sarılmış vaziyette duruyorlardı. Bir yılan da hemen yanı başlarında duruyor¸ ağzından kıvılcımlar saçıyordu. Peygamberimiz (s.a.v.) hemen koştu. Yılan uzaklaştı¸ bir deliğe sağalıverdi. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ çok sevdiği torunlarının yanına gitti¸ onları okşadı ve “Anam babam size feda olsun! Bu size Allah'ın büyük bir lütfu.” buyurdu. Sonra da büyük bir sevinçle birini sağ omzuna¸ birini de sol omzuna aldı. Bunu gören Hz. Selman¸ “Ne mutlu size! Bineğiniz ne güzel!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.) ise¸ “Binenler de güzel! Babası ise onlardan daha üstün.” mukabelesinde bulundu.6


“Ha Gayret Hasan”


Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin artık iyice büyümüşlerdi. Birbirleriyle güreş tutabilecek yaşa gelmişlerdi. Peygamberimiz (s.a.v.) onları güreştiriyor¸ sonra da tebessüm ediyordu. Bir gün yine güreşiyorlardı. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ Hz. Hasan'ı gayrete getiriyor¸ “Ha gayret Hasan! Göreyim seni¸ yakala Hüseyin'i!” buyuruyordu. Hz. Ali de oradaydı. “Ya Rasûlallah¸ sizin Hüseyin'i kayırmanız gerekmez mi? Çünkü Hasan daha büyük!” dedi. Peygamberimiz (s.a.v.)¸ “Ya Ali! Baksana¸ Cebrail de Hüseyin'e ‘Ha gayret Hüseyin¸ göreyim seni!' diyor!” buyurdu.7



İhtiyaç Sahiplerinin İhtiyacını Hemen Giderirdi


Bir gün bir kişi¸ Hz. Hasan'a bir dilekçe uzattı. Hz. Hasan¸ kâğıdı okumadan hemen ona “Senin ihtiyacın görülmüştür.” dedi. Bunun üzerine Hz. Hasan'a denildi ki: “Ey Rasûlullah'ın torunu! Keşke onun kâğıdına baksaydın. Sonra kâğıtta talep ettiği miktara göre cevap verseydin.” Bunun üzerine Hz. Hasan¸ şöyle cevap verdi: “Onun huzurumdaki duruşunun mahcubiyetinden (sıkıntısından) dolayı dilekçesini okuyuncaya kadar bekletirsem Allah¸ benden sual sorar.” Böylece Hz. Hasan¸ muhtacı gereksiz yere bekletmenin doğru olmayacağına ve yardım etmede acele davranmak gerektiğine inanarak¸ şu hadis-i şerifin mesajına uygun olarak hareket etmiştir: “Muhakkak ki her şeyin bir meyvesi vardır. İyiliğin meyvesi de iyilik görecek kişiyi bekletmemek ve hemen ihtiyacını görmektir.8


Zehirlenerek Şehit Edilmesi


Hz. Hasan siyaseten aktif olmadığı hâlde¸ onu kendilerine rakip gören bazı makam sahibi kişiler¸ onun varlığından rahatsızlık duyuyorlardı. Hz. Hasan¸ Hicret'in 49. yılında (Miladi 669) bir gün yatağının yanındaki su kabının içerisine boşaltılan çok tesirli zehri bilmeden içtikten hemen sonra kıvranmaya başladı. Zehrin çok etkili olduğunu ve şifa bulamayacağını anlayan Hz. Hasan¸ hemen kardeşi Hz. Hüseyin'i yanına çağırdı ve şu vasiyette bulundu:


Benim anladığım kadarıyla Allah¸ biz ehl-i beytte nübüvvet ile hilafeti birleştirmeyecek. Ancak korkarım ki¸ Kûfe'de bulunan insanlar içerisindeki art niyetli kişiler¸ seni de rahat bırakmayacaklar. Ben daha önce Ayşe'den izin almıştım. Vefatımda yine ondan müsaade iste. İzin verirse beni Rasûl-ü Ekrem'in yanına defnet. Amma fitne korkusu olursa Müslümanların kabirleri içinde herhangi bir yere defnediver.


Hz. Hasan daha sonra çocuklarını kardeşi Hz. Hüseyin'e emanet etti. Onların eğitim ve terbiyeleriyle meşgul olmasını istedi. Kardeşi kendisini zehirleyenleri öğrenmek isteyince¸ “Bize düşen¸ sabır ve teslimiyettir. Kimseyi itham edemem. Suçsuz birinin benim yüzümden canının yanmasını istemem!” dedi. Hz. Hüseyin¸ Hz. Ayşe Validemizden Rasûlullah'ın yanına defnedilme izni aldı. Lakin Medine Valisi Mervan bin Hakem'in itirazları üzerine¸ sırf fitne çıkmasından diye¸ Hz. Hasan ısrar etmedi ve vefatından hemen sonra Baki Kabristanı'na defnedildi.9


 


Dipnot


1 İbni Esir¸ Üsdü'l-Gàbe Fi Marifeti's-Sahabe¸ C. II; Mısır 1328¸ s. 10.


2 Döğen¸ Şaban¸ Sahabe-i Kiram: Örnek İnsanlar¸ Yeni Asya Neşriyat¸ İstanbul 2003¸ s. 303.


3 Müslim¸ Fezâilü's-Sahâbe¸ s. 56.


4 İbni Esir¸ Üsdü'l-Gàbe¸ C. V¸ s. 523.


5 Tirmizî¸ Menâkıb¸ s. 31.


6 Kandehlevi¸ M. Yusuf¸ Hayatü's Sahabe¸ C. II; (Terc. Ahmet Meylani)¸ Hikmet Neşriyat¸ İstanbul t.y.¸ s. 493.


7 İbni Hacer¸ el-İsabe¸ s. 332.


8 Gazali¸ İhya-i Ulum'id-Din; (Terc.: Ali Arslan); C. I.-IV¸ Merve Yayın¸ İstanbul t.y.¸ s. 545 ve s. 542.


9 Bozgeyik¸ Burhan¸ Meşhurların Son Anları¸ Türday Yayınları¸ İstanbul 1993¸ ss. 139-142; ss. 168-170.

Sayfayı Paylaş