İMAM-I RABBÂNÎ HAZRETLERİ (K.S.)

Somuncu Baba

Tenzih yollarına süluk eden¸ teşbih ayıplarını örten¸ şerîatın hâllerini koruyan¸ tarîkat erbâbına yardım eden¸ güzellik ve iyilikleri toplayan¸ kayyumluk ve kutupluğa sahip olan¸ soyu Fârûkî¸ terbiyesi Üveysî¸ mezhebi Hanefî ve meşrebi Nakşbendî¸ acâibliklerin mazharı¸ garipliklerin menbaı¸ sırlar ve mârifetlerin mahzeni¸ makâm ve mânâların kâşifi¸ muhakkiklerin yardımcısı¸ âriflerin kutbu¸ Muhammedî velâyetin delîli¸ Mustafavî şerîatın hücceti¸ İslâm ve Müslümanların şeyhi olan Pir Efendimiz


Tenzih yollarına süluk eden¸ teşbih ayıplarını örten¸ şerîatın hâllerini koruyan¸ tarîkat erbâbına yardım eden¸ güzellik ve iyilikleri toplayan¸ kayyumluk ve kutupluğa sahip olan¸ soyu Fârûkî¸ terbiyesi Üveysî¸ mezhebi Hanefî ve meşrebi Nakşbendî¸ acâibliklerin mazharı¸ garipliklerin menbaı¸ sırlar ve mârifetlerin mahzeni¸ makâm ve mânâların kâşifi¸ muhakkiklerin yardımcısı¸ âriflerin kutbu¸ Muhammedî velâyetin delîli¸ Mustafavî şerîatın hücceti¸ İslâm ve Müslümanların şeyhi olan Pir Efendimiz¸ ikinci bin yılın müceddidi eş-Şeyh Ahmed el-Fârûkî İbn eş-Şeyh Abdulahad es-Serhendî¸ Nakşbendî silsilemizde yirmi dördüncüdür.1


Gelir her yüz yıl içre bir tecdâd eder dânâ


Velî böyle müceddid binde bir ancak gelir hakkâ


Müceddid ne demektir? Müceddid demek; tecdîd müddetinde feyiz kısmından ümmete her ne zuhur ederse onun tavassutu ile olur. Vaktin aktâb¸ evtâd¸ büdelâ ve nücebâsı olsa da böyledir.


Doğumu


921 senesinin Aşûre günü Serhend beldesinde doğmuştur. Serhend¸ Hindistan'ın kuzeyinde Lahor eyâletine bağlı bir şehirdir. Aklî ve naklî ilimleri babası Abdulahad ve diğer muhakkik âlimlerinden tahsil etti. Kâdirî¸ Sühreverdî ve Çiştî tarîkatlarının terbiyesini babasından alıp tamamlayarak mezun oldu. Bu sırada 17 yaşındaydı. İlimleri neşr¸ sâlikleri terbiye ve tâlipleri irşâd ile meşgûl oldu. Ancak Nakşbendiyye tarîkatına kuvvetli bir meyli vardı.


Muhammed Bâkî Billâh (k.s.) Efendimiz'le görüştü ve onun vasıtasıyla Nakşbendî tarîkatına intisab etti. İki ay kadar terbiyesinde kalınca şeyhi onun murâdiyyet ve mahbûbiyyet mertebesinde olup kemâl bulduğunu ve tekmîl makâmına erdiğini bildirerek kendi müridlerinin terbiyesini ona havale etti. Hatta kendisine de imdâd etmesini talep etti. Ona en büyük kutup (kutb-i a'zam) olduğunu müjdeledi. Bu sûretle şeyhi hayatta iken irşâd ile meşgul oldu.


Şeyh Muhammed Bâkî Billâh (k.s.)'ın halîfelerinden Şeyh Mir Hüsâmeddîn şöyle dedi: Rüyamda Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüm ki¸ minber üzerinde İmam Rabbânî'ye senâ edip şöyle buyuruyor: “Ben onun varlığıyla övünürüm. Cenâb-ı Hak onu ümmetim içinde müceddid kılmıştır.”


Meziyetleri


Âlim ve âriflerin önderi Şeyh Ahmed el-Câmî (k.s.) şöyle buyurmuştur: “Benden sonra on yedi ehlullâhın ismi Ahmed olacak. Sonuncusu hepsinin en üstünü olacaktır.” Ehl-i keşften birçoğu hükmetmişlerdir ki¸ onun murâdı İmam-ı Rabbânî Hazretleri'dir. İsmi Ahmed'dir. Yukarıda zikredildiği gibi¸ Hacegî İmkenekî (k.s.) dahi Hâce Muhammed Bâkî (k.s.)'ye İmâm-ı Rabbânî'nin zuhur edeceğini müjdelemiş ve onun terbiyesi için Hz. Hâce Muhammed Bâkî'yi Hindistan'a göndermişti.


İmâm-ı Rabbânî'nin şeyhi Hâce Muhammed Bâkî (k.s.) ona şöyle buyurmuştur: “Serhend'e girince müşâhedemde gördüm ki¸ büyük bir meş'ale yakılmış¸ doğu ve batıdan insanlar o büyük meş'aleden kendi kandillerini yakıyorlar. İşte o meş'ale sensin. Buna dair hakkında işaret ve müjdeler çoktur.”


İmam-ı Rabbânî Hazretleri¸ şeyhi Muhammed Bâkî Hazretleri'nin terbiye ve gözetimi altında mânevî açıdan öyle mesâfe katedip yükseldi ki¸ bütün geçmiş ehlullâhın mertebelerini birer birer geçti. Her bir makâm ve hakikati keşfetti. Onun bu tecrübelerinin açıklamaları Mektûbât'ında zikredilmektedir. Kendisi şöyle buyurdu: Çok vakit büyük arşın üstüne çıkardım. Bir defasında büyük arşın üstüne arşın dünyadan uzaklığı kadar yükseldim. Orada tarîkatın imamı Hz. Şâh-ı Nakşbend (k.s.) Hazretleri'nin makâmını gördüm. Ondan pek az yukarıda bazı şeyhlerin makâmlarını gördüm. Şeyh Ma'rûf-i Kerhî (k.s.)¸ Şeyh Ebû Saîd el-Harrâz (k.s.) onlardandı. Bazı şeyhlerin makâmlarını da onun hizasında gördüm. Şeyh Necmeddîn-i Kübrâ (k.s.)¸ Şeyh Alâeddîn-i Attâr (k.s.) ondan az aşağıdaydılar. Bu makâmların üstünde Ehl-i Beyt ve Raşid halîfelerin makâmlarını gördüm. Enbiyâ-yı kirâmın makâmları Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'in makâmının bir tarafında göründü. Diğer tarafında melâike-i kirâmın makâmları vardı. Efendimiz (s.a.v.)'in makâmı cümle makâmlardan üstte ve yüksekti. Her ne zaman bu makâmlara yükselmek istesem kolay olurdu. Bazen de kendi kasdım olmadan yükseliş gerçekleşirdi.


İmâm-ı Suyûtî'nin Cem'u'l-Cevâmi-el-Câmiu'l-Kebîr kitabında tahrîc ettiği hadîs-i şerifte Efendimiz (s.a.v.) buyurmuştur: “Ümmetimden bir kimse bulunacak. Ona sıla denilecek. Onun şefâati ile şöyle şöyle kişiler cennete girecekler.” Sıla iki topluluğun arasını bulan kimsedir. İmâm-ı Rabbânî Hazretleri âlimler (ulemâ) ile velîler (evliyâ) arasındaki vahdet-i vücûd tartışmasını çözmüştür. Kendisi mektuplarının birinde şöyle yazmıştır: “Elhamdülillah¸ Hak Teâlâ beni iki deniz arasında sıla kıldı. İki nurdan nurlar iktibâs ettirdi. Bu iki deniz ulemâ ve evliyâdır. İki nur da zâhir ilminin ve bâtın ilminin nurudur.”


Cenâb-ı Hak İmâm-ı Rabbânî Hazretleri'ni dinî ilimlerin neşri¸ ledünnî ilimlerin keşfi¸ risâlet ve nübüvvetin kemâlleri¸ velâyet mertebeleri¸ ulü'l-azmın kemâlleri¸ sevgi ve dostluk dereceleri¸ zâtın sırları¸ ilâhî hâdiseler¸ Kur'ân'ın mukattaalarının sırları ve Furkân'ın müteşâbihlerinin beyanı¸ hulâsa evvelde geçmiş ehlullahın anlayamadığı yüce mânevî zevkler ve ledünnî yollar ile tahsis etti. Bunlardan sarf-ı nazar elf-i sânîyi (ikinci bini) tecdîd rütbesi kendisine kâfiydi.



Her Yüz Sene Başında Dininin Emrini Tecdîd Eden Bir Kimse Gelir


Ebû Dâvûd¸ Efendimiz (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivâyeten nakletti: “Allah Teâlâ her yüz sene başında bu ümmete dininin emrini tecdîd eden bir kimse gönderir.”2 “Lakin yüz başı müceddidi ile bin başı müceddidi arasında yüz ile binin birbirinden farkı kadar belki daha büyük fark vardır.”


İmâm-ı Rabbânî şöyle buyurmuştur: “Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz müşâhedemde bana şöyle buyurdu: “Sen kelâm ilminde muhakkiklerdensin. Senin şefâatinle binlerce kimse kıyâmet gününde mağfiret olunacaktır.” Mübârek hatt-ı şerîfiyle irşâd icâzeti yazdı ve buyurdu ki: “Senden başka bir kimseye bunu yazmadım.”


Yine İmâm-ı Rabbânî'nin kendisi şöyle buyurmuştur: “Bizden sâdır olan ilim ve mârifetler velâyet tavrının dışındadır. Nübüvvet nurları Aleyhi's-salâtü ve's-selâmın mişkâtından iktibâs edilmiştir. Tâbi olma¸ verâset ve elf-i sânînin teceddüdüyle teceddüd etmiştir. İdrâkinden ulemâ gibi evliyâ da âcizdir. Zira âlimlerin ilimleri ve velîlerin mârifetlerinin ötesindendir. Belki her iki tâifenin ilimleri bu ilimlere nisbetle kabuk ve bu özüdür. Şerîat-ı mutahharaya muhâlif değildir. Belki dinin esası¸ Yüce Zât ve sıfatlarının ilminin hulâsasıdır. Büyüklerden bir kimse bundan bahsetmedi. Ancak Cenâb-ı Hak onu bu kuluna îsâr eyledi. Zira müceddid o kimsedir ki¸ Cenâb-ı Hak bütün âleme o müceddidin tecdîdi müddetince onun vasıtasıyla feyiz verir. Bu abde Kur'an'ın müteşâbihlerinin gizlilikleri ve Furkân'ın mukattaalarının sırları keşfedildi. Her harfin altında Yüce Zât'a delâlet eden bir deniz gördüm. Eğer o sırlardan bir şey size göstersem boğazım kesilir. Hz. Ebû Hureyre'nin sözü buna delildir.3 Cenâb-ı Hak kıyâmete kadar bizim silsilemizde gidecek kimselerin isimlerini bize bildirdi. Bizim nisbetimiz mânevî evladımız vâsıtalarıyla kıyâmete kadar bâkî kalacak ve hatta İmâm-ı Mehdî bu nisbet üzerine gelecektir.


“Bir defa zikir meclisinde bulunuyordum. Hatırıma geldi ki¸ biz kusur ve noksanlık içindeyiz. Hemen kalbime ilkâ olundu ki: Biz sana vâsıtasız veya vâsıtayla kıyâmete kadar tevessül edenlere mağfiret ettik.”


“Bana gösterdiler ki¸ Kâbe-i muazzama geldi. Etrâfımı tavâf etti. Bu¸ Hak Teâlâ'dan teşrîf ve tekrîmen olmuştu.”


“Bana dendi ki: Sana hassaten vermiş olduğumuz kemâller¸ senden sonra Mehdi'den başka kimseye verilmeyecektir.”


“Hak Teâl⸠bana hidâyet babında büyük kuvvet verdi. Kuru bir ağaca teveccüh etsem yeşil olur.”


Şeyhlerden biri Hz. İmâm-ı Rabbânî (k.s.)'ye yazdı ki: “Senin bildirdiğin makâmlara sahâbe-i kirâm dahi nâil oldular mı? Bir defa Hz. Rasûl'ü görmekle mi veya tedrîcen mi buldular?” Cevap olarak yazdı ki: “Bu suâlin cevâbı senin huzûruna mutevakkıftır.” O şeyh bulunduğu yerden kalkıp İmâm-ı Rabbânî'yi ziyârete geldi. Huzûruna varınca Hz. İmâm-ı Rabbânî ona cemiyet makâmı ile teveccüh etti. O şeyh¸ o anda ayağına kapanıp dedi ki: “Sizi görene bu büyük hâl verilirse Hz. Rasûl'ü görene ne verilir?” Tasdîk ettim ki¸ ashâb-ı kirâmın Rasûlullah (s.a.v.)'ı görmeleri her vechile kendilerine kâfiymiş. Bütün makâmları o nazarla defaten geçerlermiş.


İmâm-ı Rabbânî şöyle buyurdu: “Hz. Ali (kv.)'nin ruhaniyeti teşrif etti ve bana buyurdu ki: Sana isimler ilmini öğretmek için gönderildim.”


“İmam-ı Azam Ebu Hanife ile hocaları ve talebeleri¸ İmam-ı Şafii ile hocaları ve talebelerinin ruhaniyetleriyle buluştum. Bana imdad ettiler ve bereketlerinden bana feyiz verdiler. Ta ki¸ onların nurlarına gark oldum.”


“Nakşbendî¸ Kadirî¸ Çiştî ve Sühreverdî mürşidlerinin ruhaniyetlerinden terbiye olundum. İstesem sâlikleri her birinin nisbetleriyle ayrı ayrı terbiye edebilirim. Lakin Nakşbendîlik en faziletli ve nisbeti en üstün olduğundan onunla iktifa olundu.”


 


Dipnot



1. Mustafa Hâki Efendi'nin oğlu¸ Mehmet Bahattin (YARAŞ) Efendi'nin Tasavvuf ve Menâkıb başlıklı defterinin 227-234. sayfalarından sadeleştirilerek aktarılmıştır.


2. Ebû Dâvûd¸ Sünen¸ Melâhim 1.


3. Hz. Ebu Hureyre buyurdu: “Rasûlullah (s.a.v.)'tan iki kap ilim aldım. Birini size neşrettim. Diğerini söylersem boğazım kesilir.”

Sayfayı Paylaş