YÜZBEŞİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

Mevlid Kandili¸ Müslümanların en büyük bayramıdır¸ sevinç günlerinden biridir. Mevlid demek dünyada en büyük¸ en şerefli ve en feyizli bir inkılâp vücûda getiren Hazret-i Muhammed (s.a.v) efendimizin doğduğu mübarek gün demektir.

Mevlid¸ yerlere ve göklere nur saçan Peygamberler sürürü Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in dünyaya geldiği tarihî bir gündür. Mevlid¸ beşerin semâyı efkârını kaplayan küfür ve cehalet bulutlarının parçalandığı en şerefli gündür. Mevlid¸ zulüm namına¸ istibdâd namına yükselen kalelerin temelinden sarsıldığı¸ putların ye


Muhterem Cemâat-i Müslimîn!


Mevlid Kandili¸ Müslümanların en büyük bayramıdır¸ sevinç günlerinden biridir. Mevlid demek dünyada en büyük¸ en şerefli ve en feyizli bir inkılâp vücûda getiren Hazret-i Muhammed (s.a.v) efendimizin doğduğu mübarek gün demektir.


Mevlid¸ yerlere ve göklere nur saçan Peygamberler sürürü Hazret-i Muhammed (s.a.v)'in dünyaya geldiği tarihî bir gündür. Mevlid¸ beşerin semâyı efkârını kaplayan küfür ve cehalet bulutlarının parçalandığı en şerefli gündür. Mevlid¸ zulüm namına¸ istibdâd namına yükselen kalelerin temelinden sarsıldığı¸ putların yerlere serildiği binlerce seneden beri durmadan yanan sapkınlık¸ ateşinin söndüğü harikalar mucizeler günüdür.


Zaman-ı hâzırdan bin dört yüz otuz altı sene evvel Nisan ayının yirmisine müsadif Rabiyyü'l-evvelin onikinci Pazartesi gecesi Mekke-i Mükerreme'de Benî Hâşim nam mahallede “Daru'n-Nâbığa” denilen evde nur-ı hüda pertev-efzâ-yı tulü' oldu. Yani serâir-i vahdâniyyetin hâsıl-ı zî-şerefi Hazret-i Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz arsa-i şuhûda kadem bastı.


Müslüman Kardeşler!


Allâhu Teâlâ ve tekaddes Hazretleri bu yeri ve bu gökleri ve başka nesneleri yaratmadan önce kendi nurundan Peygamberimizin nurunu yaratmış ve Âdem (a.s.)'ı topraktan halk ettikten sonra arkasına tevdî etmiş idi. Bu nûr daima Âdem (a.s)'in alnında parlar ve ondaki nurların hepsinden ziyâde bal kar idi. Bu nûr; Âdem (a.s)'den¸ Şit (a.s)'e geçti. Ondan da Peygamberimizin babalarına geçe geçe en sonra büyük babası Abdulmuttalib'e ve ondan da kendi babası Abdullah'a geçmiş idi.


Babası Abdulmuttalib¸ Abdullah'a Kureyş'in en asil kızlarından biri olan Amine'yi almış ve kadınların en bahtiyarı olan bu kadın ezelden beri gelen “Nur-ı Muhammedf'ye hâmil olmuş idi. “Nür-ı Muhammedi”nin bu kadına intikâl eylediği gece yerler gökler sevinç içinde kaldı ve gök kapıları açıldı ve âlemlere rahmet saçıldı. Peygamberimiz anasının karnında iki aylık iken babası Abdullah Medine'de vefat etti. Melekler Allâhu Teâla'ya niyaz edip “Ey bizim İlâhımız..! Ey bizim Rabbimiz..! Peygamberin yetim kaldı.” dediler.


Allâhu Teâlâ bunlara; “Onun koruyucusu ve görüp gözetici-si benim…” buyurdu. Altı aylık iken validesi Âmine anamız bir rüya görmüş ve kendisine; dünyanın en hayırlı bir evlâdına yüklü olduğu müjdelenmiş ve doğduğu zaman adını “Muhammed” koyması kendisine söylenmiş idi. Âmine validemiz diyorlar ki: “Günüm dolduğu zaman ben evde yalnızdım. Kayınbabam Abdulmuttalib Kâbe'yi tavaf ediyordu. Bu sırada büyük bir gürültü duydum yüreğimi ağzıma getiren helecan içinde kaldım¸ arkamı bir akkuş¸ kanadıyla sığadı. Bende bu helecan ve korkudan eser kalmadı. Bir de baktım ki bana kardan ak ve berrak soğuk bir şerbet sundular. Bu şerbeti içtim. Baştan aşağı dek nûr kesildim. Fidan gibi boylu güzel kadınlar çevremde dolaşıyor ve beni kuşatıyorlardı. Benden başka¸ evde kimse yoktu. Bunlar benim hâlimi nereden duydular? Nereden geldiler¸ diyorken bu kadınlardan biri kendisinin “Âsiye” olduğunu¸ öteki de “Meryem” hatun olduğunu söyledi. Ben korkuyordum. Fakat her dakika birbirinden daha büyük daha korkunç gürültüler duyuyordum.


Ben bu hallerin içinde iken beyaz bir kumaştan havada bir döşek döşendi¸ yine havada ellerinde gümüşten ibrikler bulunan birtakım kimseler görüyordum. Bunlarla beraber yine havada gördüğüm bir kimse de ‘Alın onu¸ kimseye göstermeyin.' diyordu. Odamda birçok cennet kuşları uçuşuyorlardı. Gözümden perde çekilmiş ve önümdeki âlem değişmişti. Yeryüzünün her tarafı bana açılmış ve her ma'nâ önümde açılmıştı.


Biri maşrıkta biri mağripte biri de Kâbe'nin üzerinde üç bayrak dikilmiş olduğunu gördüm. Bu esnada¸ Muhammed'i doğurdum. Doğar doğmaz secdeye kapandı. Cenâb-ı Hakk'a yalvarır gibi iki parmağını göğe kaldırmıştı. Gökten bir akbulut geldi onu sardı¸ bu sırada birinin ona ‘Âdemin yaratılışını¸ Şit'in ma'rifeti-ni¸ Nuh'un şecaatini¸ İbrahim'in Allah (c.c) dostluğunu¸ İsmail'in lisânını¸ İshâk'ın rızâsını¸ Salih'in safuetini¸ Lût'un hikmetini¸ Yakub'un müjdesini¸ Musa'nın şiddetini¸ Eyüb'ün sabrını¸ Yusuf'un tâatini¸ Yu'şa'nın cihâdını¸ Davud'un korunuşunu¸ Danyal'in muhabbetini¸ İlyas'ın vakarını¸ Yahya'nın ismetini ve İsa'nın zühdünü ve bütün peygamberlerinin güzel huylarını ve faziletlerini verin.' dediğini işittim.


Sonra bu ak bulutun içinden çıktı. Baktım ki sıkı sıkı bir yeşil ipeğe kundaklanmış¸ ay parçası gibi yüzünden nûr balkıyor. Misk gibi güzel bir kokusu var. Bu arada üç kimse göründü. Birinin elinde gümüşten bir ibrik var. İkincisinin elinde zümrütten bir tas var. Üçüncüsünün elinde beyaz ipekten bir kumaş var. Bu kumaşı bu kimse açtı. İçinden bakanları hayran edecek kadar güzel bir mühürü çıkarıp bu gümüş ibrikten yedi kez yıkadı. Sonra bu mühür ile oğlum Muhammed (s.a.v) ‘in arkasını iki küreği ortasından mühürledi. Ve tekrar kundaklayarak bir müddet gabadının altında tuttu sonra oğlumu bana verdi.”


İşte bu mübarek Mevlid¸ âlemlerin şahı ve gönüller burcunun mâhı olan seyyidü'l-beşer¸ şefi'-i arsa-i mahşer¸ Hatemü'l-enbiyâ ve'l-mürselin efendimiz hazretleridir.


Allâhu Teâlâ hepimizi kıyamet gününde şefâat-i seniyye-i Muhammediyelerine mazhar eyleye.

Sayfayı Paylaş