İSLÂM MÎRÂS HUKÛKUNDA KADIN

Somuncu Baba

"İslâm mîrâs hukûkunda 40 hâl kanunu vardır. Kişinin ölen kimseye yakınlık derecesine göre yapılan bu hesaplamaya göre¸ kız ve kadın her zaman erkeğin yarısı kadar pay almaz¸ erkekten fazla aldığı durumlar da vardır. Fakat erkek kardeş ile bulunduğunda yarı pay alır. Ancak özellikle Hanefîler rızâî taksim diye bir usulden bahsederler."


İslâm'dan önce Araplar kız çocuklarına mîrâstan hisse vermezlerdi. Mîrâs erkek çocuklara kalırdı. Bunun dışında birisine veya başka bir yakınına mal bırakmak isteyen kimseler vasiyette bulunurlardı. Rivâyet edildiğine göre; Sa'd b. Rebî' (r.a.)¸ Uhud savaşında şehid düşmüştü. Geride iki kız evlat¸ bir erkek kardeş ve bir de hanımını bırakmıştı. Malının tamamını kardeşi almıştı. O gün bir ailenin gelir kalemlerinin başında savaştan sonra alınan ganimetler ve kan bedeli denilen diyet. Bu sebeple sadece erkekler mîrâsçı olabiliyor¸ kadınlar ve çocuklar¸ savaşa katılıp yararlılık gösteremedikleri ve evin bütçesine doğrudan katkı sağlayamadıkları için mîrâstan bir şey alamıyorlardı. Hatta mîrâs âyeti inip kadına belirlenen pay verildiğinde mü'minlerin annesi Ümmü Seleme şöyle demişti: “Erkekler savaş yapıyorlar fakat kadınlar savaşamıyor; sonuçta bize de mîrâsın ancak yarısı düşüyor.” Bunun yanında Kur'ân'ın yarım pay vermesini bile hazmedemeyenlerden biri Rasûl-i Ekrem'e gelip şöyle demişti: “Yâ Rasûlallah! Kıza yarım pay mı vereceğiz? Hâlbuki o¸ ata binemez ve savaşamaz.” Her ne olursa olsun ortada ciddî bir mağdûriyet ve zâlimce bir anlayış ve uygulama vardı. Bunun üzerine Sa'd'ın hanımı¸ Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle demişti: “Ya Rasûlallah! Şunlar Uhud harbinde şehid düşen Sa'd'ın iki kızıdır. Babalarından kalan malın tamâmını amcaları aldı. Malları olmadan da kimse bunlarla evlenmez.” Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) da ona; “Dön bakalım. Umarım ki¸ bu mes'ele hakkında Allah (cc) hüküm verecektir. buyurdu. Bu hanım sahâbînin feryâdı¸ ulaşması gereken makâma yani Dergâh-ı İlâhî'ye ulaşmış¸ asırların hukuksuzluğuna son verecek mîrâs hükmünü bildiren âyetler1 nâzil olmuştu. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.)¸ o iki kızın amcalarına haber salarak; “Malın üçte ikisini o iki kıza¸ sekizde birini annelerine ver. Kalanı da senin olsun.buyurdu ve bu¸ İslâm tarihinde taksim edilen ilk mîrâs oldu.2



Hayatın Her Alanında İslâm'ın Hükümleri


İslâm mîrâs hukûkunda erkek kardeşe iki kız kardeş kadar pay¸ kocaya da karısının aldığı payın bir kat fazlasının verilmesi Kur'ân'ın emridir.3 Asr-ı Saâdet'ten itibaren Müslümanlar bu hükmü kabul etmiş¸ buna gönülden iman etmiş¸ bunu da olduğu gibi uygulamış ve değiştirilmesini akıllarından geçirmemişlerdir. Mîrâsla ilgili hükümler¸ aksine yorumlar bulunmakla birlikte¸ Kur'ân'ın kesinlik ifade eden değiştirilemez hükümleri arasındadır. Bu sebeple tarih boyunca İslâm âlimleri bunları ictihâda kapalı tutmuşlardır. Dinin değişmezleri arasında olan bu hükmün ancak farklı hikmetleri üzerinde durmuşlardır. Buna göre¸ söz konusu hükmün şu şekilde birtakım hikmetleri olabilir:


1. Erkek; kendisinin¸ hanımının¸ çocuklarının hatta gerektiğinde yakın akrabalarının nafakasını teminle mükelleftir. Kadın ise evli olsa ve kendi malı bulunsa bile¸ kendi nafakasını ödemekle yükümlü değildir.


2. Erkek hem cihad ile hem de akrabalarından birinin hatâ yoluyla öldürdüğü bir kimseye ödemek durumunda olduğu diyete (kan bedeli) katılmakla mükelleftir. Kadının böyle bir yükümlülüğü yoktur.


3. Kadın malını artırmak için ticaret¸ ziraat vb. meşrû yollara başvurma hakkına sahiptir.


4. İslâm¸ mîrâs kalemine hiç alınmayan kadını ve kızı ilk defa bu kaleme dâhil etmiştir.


5. İslâm mîrâs hukûkunda 40 hâl kanunu vardır. Kişinin ölen kimseye yakınlık derecesine göre yapılan bu hesaplamaya göre¸ kız ve kadın her zaman erkeğin yarısı kadar pay almaz¸ erkekten fazla aldığı durumlar da vardır. Fakat erkek kardeş ile bulunduğunda yarı pay alır. Ancak özellikle Hanefîler rızâî taksim diye bir usulden bahsederler. Buna göre¸ mîrâsçılar aralarında anlaşarak daha mağdûr olana fazla pay verebilirler. Şâyet anlaşamazlarsa kazâî taksim (yani İslâm mahkemesinin Kur'an'a göre yapacağı taksim) geçerli olur. Bu gün bu görüşten yararlanmak mümkündür.


6. Karı koca arasındaki farka gelince; günümüzde çalışan kadınları düşündüğümüz zaman¸ evlilik esnâsında edinilmiş olan mallarda “mal ortaklığı” rejimi vardır. Dolayısıyla kocası ölen kadın zaten maldan kendisine ve payına düşeni alır4¸ kocanın payından da ¼ veya 1/8 oranında hisse alır.


7. İslâm'ın hükümleri hayatın diğer alanlarıyla ve bütün hâlinde düşünüldüğü zaman ciddî bir problem olmaz. Babadan kalan şey sâdece terekeden yani mîrâs malından ibaret de değildir. Baba¸ hayatında iken¸ mağdur kızına dilediği kadar yardım edebilir. Koca da karısına aynı şekilde ölmeden önce istediği kadar mal bağışlayabilir. Mîrâs taksimi¸ ölen kimsenin defin masrafları¸ borçları ve 1/3 oranında vasiyeti yerine getirildikten sonra geriye kalan mal üzerinden yapılır. Şâyet baba veya koca sağlığında mallarını taksim etmiş ve geriye yüklü bir şey de bırakmamışsa fazla bir problem de yaşanmaz.


Şu şekilde yorumlar da vardır: “Mîrâs hisselerinin farklı olduğu elbette doğrudur. Ancak bu farklılık hukuk bakımından bir farklılık değil¸ paylaşım farklılığıdır.”


Mîrâs Hisselerindeki Farklılık


Hukuk insanların ehliyetlerine göre olur; ama paylaşım¸ ihtiyaçlarına göre olur. Farklı vazîfelere göre ihtiyaçlar da farklılık arz ederse mîrâstan alınacak payların da farklı olması zorunlu olur. Farklı ihtiyaçlara rağmen eşit pay alınırsa¸ bu¸ adalet olmaz¸ belki büyük bir zulüm olur.


Mîrâs hisselerindeki farklılık¸ gerçekliğe uygun bir zorunluluktur. Erkeklerin de hiçbiri paylaşım bakımından bir diğerine eşit değildir. Ancak herkes hukuk bakımından eşittir.


Buna göre¸ mülkiyet hakları bakımından herkes eşit ise de mülkiyet paylaşımı her yerde farklılık arz eder. Bu hem erkekler hem de kadınlar için böyledir.”5


İslâm¸ böyle bir süreçten sonra hükmünü vermiş¸ hakkı olduğu kabul edilmeyen kadını mîrâs kalemine dâhil etmiş ve onu hak sahibi kılmıştır. Tarih boyu ve bugün kadınlar¸ Kur'ân'ın verdiği payın azlığından çok¸ kendilerine sırf kadın oldukları için pay verilmemesinden muzdariptirler. Özellikle bazı yörelerde kadına asla mîrâs payı verilmediği veya çok sembolik şeyler verildiği için kadınlar ve kızlar Allah'ın takdir ettiği haktan bile mahrum bırakılmaktadırlar.


Günümüzde özellikle mîrâs taksimi noktasında medenî hukuk ve şer'î hukuk arasında ikilem yaşanmaktadır. Genelde kadınlar medenî taksimi tercih etmektedirler. Erkekler ise¸ dinin diğer hükümlerinde hassas olmasalar bile¸ mîrâs meselesinde şer'î hukûka mürâcaat etme yoluna gitmektedirler. Her iki taksim şekli taraflar arasında olumsuzluklar meydana getirmektedir. Çünkü insanların içinde bulunduğu ekonomik durumlar ve ana-babayla olan münâsebetleri farklılık arz etmektedir. Meselâ ana-babasına hastalığında hiç bakmayan veya onlarla gerektiği gibi ilgilenmeyen erkekler var. Ancak bunların tam aksine¸ hayatı boyunca ana-babasına bakan¸ özellikle hastalıklarında kendi rahatını onlara fedâ eden kızların bulunduğu da bir gerçek. Böylesi dengesiz durumlar¸ Kur'ân temelli taksimin bazı kimseler tarafından sorgulanmasına sebep olmaktadır. Burada hukuk ve ahlâk arasında bir çatışma meydana gelmektedir. Elbette hukuk duygusal durumu değil¸ gerçek durumu dikkate alır. Burada kız ve erkeğin payı nasıl belirlenmişse hukuk ona göre hüküm vermek zorundadır. Ancak bu taksim böyle özel durumu olan kadınları tam olarak tatmîn etmemektedir. Sonuçta mesele imanla alakalı olduğu için buna teslim olanlar olmaktadır. Özellikle medenî kanun alternatifini dikkate alarak sorgulayanlar da gittikçe artmaktadır. İşte böylesi bir durumda¸ baba veya kocanın hayatında iken kızına veya hanımına bulunacağı bağışlarla bunu çözme imkânı vardır. Hayatında bunu yapamayanların rızâî taksimi tavsiye etmeleri de mümkündür.


 


Dipnot


1. 4/Nis⸠11-12


2. Buhârî¸ “Vasây┸ 6; Tirmizî¸ “Ferâiz”¸ 3.


3. 4/Nis⸠11-12.


4. 4/Nis⸠32.


5. Bk. Musa Carullah¸ Hatun.

Sayfayı Paylaş