DÎNÎ HÜKÜMLERİN SEBEP VE HİKMETLERİ (HİKMET-İ TEŞRÎ')

Somuncu Baba

"Yüce dinimiz İslâm¸ insanları yükseltir¸ insanları melekler
kadar temiz bir hayata erdirir¸ insanların ruhlarını en rûhânî
ve ulvî duygular ile aydınlatır. Bütün kâinâtın mukaddes
Yaratıcısına kullukta bulunmalarını emreder. İbâdet etmek
üzere hazırlanıp niyetlenmek ve ikrâmı bol olan ezelî
yaratıcımızın mânevî huzurunda kabul edilmek¸ insan için
ne büyük bir nimet¸ ne büyük bir şereftir. İşte ibadet ve it âat¸
insana bu nimet ve şerefi kazandırır."

Yüce Rabbimiz kâinâtı ve içindekileri boşuna yaratmadığı gibi¸ peygamberleri vâsıtasıyla gönderdiği hükümlerini de sebepsiz ve hikmetsiz bırakmamıştır. Dinde var olan her emir ve nehyin mutlaka bir sebebi ve hikmeti vardır. Fıkıh literatürümüzde dînî hükümlerin sebep¸ hikmet ve sırlarını açıklayan ilmin adı "Hikmetü't-teşrî'" ilmidir. Bundan sonraki yazılarımızda bu hikmetleri özetle anlatmaya çalışacağız. 


İnançla İlgili Hükümlerin Sebep ve Hikmetleri


İtikatla¸ yani inançla ilgili hükümlerin sebepleri¸ bizim varlığımızdır. Aynı zamanda bizleri her yönüyle kuşatan yaratıcımızın varlığına şâhitlik eden âlemin¸ evrenin ve içindekilerin varlığıdır. Yani¸ Yüce Allah'a îmân için¸ O'nun varlığını¸ birliğini ve diğer sıfatlarını tasdîk ve ikrâr için içinde yaşadığımız bu âlemin sonradan meydana gelmiş olması (hudûsü)¸ önceden var olmaması¸ bir sebeptir. Bu sebeple şanı yüce o yaratıcıya îmân etmek¸ her akıllı kimse için bir vazifedir. Hattâ iyi ile kötüyü¸ faydalı ile zararlıyı birbirinden ayırt edebilecek yaşa gelmiş (mü­meyiz) bir çocuğun bile îmânı sahihtir. Çünkü bu îmânın sebebi olan içte ve dışta (âfak ve enfüste) nice deliller kesin vardır. Bu îmânın rükünleri olan tasdîk ve ikrâr da mevcut bulununca çocuğun îmânı bile geçerli olur. Ancak bu yaştaki bir çocuk¸ hakkında henüz teklif bulunmadığı için îmân ile muhâtap değildir. Fakat kendisi düşünüp taşınmaya müstaid ol­duğu için vukû bulacak îmânı şer'an muteberdir.[1]


İtikatlara ait hükümlerin hikmet ve maslahatı¸ hak dini korumak¸ dünyada ve âhirette selâmete ve ebedî saâdete nâil olmaktır. Dünya hayatındaki selâmet ve saadet: "İnsanlar kelime-i şehâdeti söyledikleri zaman mallarını ve canlarını (kanlarını) benden korumuş olurlar." hadîs-i şerîfinden anlaşılmaktadır. Buna göre bir şahıs¸ bir toplum¸ kelime-i şehâdeti söyleyerek İslâmiyet'i kabul ettiği zaman hem ca­nı hem de malı Müslümanlar arasında dokunulmaz (masum) bir hale gelir. İslâm câmiasına dâhil olur. Müslümanların himâyesini ve kardeşliğini elde eder.


Âhiret hayatındaki saâdete gelince: Bir mü'min¸ âhirette cennete girer¸ Allah'ı görme (ru'yetullah) şerefine nâil olur. Artık bundan yüksek bir saâdet düşünülebilir mi? Bir mü'min¸ dünyadaki bazı günahlarından dolayı âhirette azap görse de bu¸ nisbeten hafiftir ve ebedî değildir. Bazı günahkâr mü'minler hak­kında ilâhî affın tecellî edeceği de umulmaktadır. İşte bunlar¸ bütün güzel iti­katların birer hikmeti ve birer ebedi faydasıdır.[2]


İbâdetlerin Hikmetleri


İslâm dini¸ Hak Teâla'ya ibadetten¸ itâattan ve teslîmiyetten ibaret en ulvî bir dindir. Bu mukaddes din¸ insanların Allahu Teâlâ'yı bilmek¸ O'na ibadet ve tâatta bulunmak için yaratılmış olduklarını bildirmektedir.[3]


Yüce dinimiz İslâm¸ insanları yükseltir¸ insanları melekler kadar temiz bir hayata erdirir¸ insanların ruhlarını en rûhânî ve ulvî duygular ile aydınlatır. Bütün kâinâtın mukaddes Yaratıcısına kullukta bulunmalarını emreder.


İbâdet etmek üzere hazırlanıp niyetlenmek ve ikrâmı bol olan ezelî yaratıcımızın mânevî huzurunda kabul edilmek¸ insan için ne büyük bir nimet¸ ne büyük bir şereftir. İşte ibadet ve itâat¸ insana bu nimet ve şerefi kazandırır.


Uyanık bir ruhun ferahlığı¸ sağlam düşünceli bir insanın kalben huzur bulması¸ gerçek bir neşeye ve bir mutluluğa kavuşması¸ ancak Yüce Allah'a ibadet sayesinde elde edilir. İbadet ve itâat zevkinden yoksun olanlar¸ kendi yaratılışlarındaki hikmetten habersiz olan zavallılardır.[4]


Yüce Allah'a kulluk ve ibadette bulunmayanlar¸ borçlu oldukları şükür görevini terk etmiş¸ sonsuz âhiret hayatlarını tehlikeye düşürmüş mutsuz kimselerdir. Şüphesiz¸ insanların mutluluk ve selameti¸ Yüce Allah'a güzel niyet ve samimi bir kalp ile ibadet ve itâat etmekle kazanılmış olur. Bu sebeple ibâdetlerin bir kısmı da temizliğe ve pak olmaya bağlıdır.


İslâm'da ibâdetler temizlikle başlar. İbadetlerin hedefi¸ insanın mânen temizlenmesidir. Bunun için maddî ve mânevî özel bir temizlik olan abdest bazı ibâdetlerin ön şartı sayılmıştır. Abdest hem temizlik hem de ibadettir. 


Temizliğin Hikmeti


Müslümanlık¸ temizliğe büyük bir önem vermiştir. "Tahâret"¸ maddî ve mânevî kirlerden arınmak demektir; bir kısım ibadetlerin şartı¸ başlangıcı ve anahtarıdır. Temizlik bulunmadıkça bu ibadetler yerine getirilemez. Temizlik bulunmadıkça insan Yüce Allah'ın mânevî huzuruna giremez. Nitekim bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: "Temizlik îmândandır"[5] Diğer bir hadîs-i şerifde de: "Namazın anahtarı temizliktir."[6] buyurulmuştur. Aynı zamanda temizlik sağlık için yararlıdır. Rızkın çoğalmasına sebeb olur. Nitekim bir hadîs-i şerifde: "Temizliğe devam et ki¸ rızkına genişlik verilsin."[7] buyurulmuştur.


Abdestin Hikmeti


Abdest belli organları usulüne göre yıkamaktan ve meshetmekten ibaret bir temizliktir. Aynı zamanda bir ibadet ve itâattir. Abdeste¸ güzel oluşundan ve temizliğe yardımcı olmasından dolayı "Vuzû" adı verilmiştir. Abdestin mânevî birçok faydaları ve sevapları olduğu gibi¸ maddî olarak da pek çok yararları vardır. Zaman zaman abdest alan bir Müslüman temizliğe riâyet etmiş¸ temizliği alışkanlık haline getirerek kendisini¸ birçok hastalıklara sebebiyet verecek kirli hallerden korumuş olur.


Abdest¸ Kur'an-ı Kerîm'de namazın bir ön şartı olarak şöyle zikredilir: "Ey îmân edenler¸ namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın¸ başınızı meshedin ve topuklara kadar ayaklarınızı yıkayın… Eğer su bulamazsanız temiz toprakla teyemmüm edin."[8]


Bir hadiste: "Abdest üzerine abdest¸ nur üzerine nurdur." buyurulmuştur. Bir hadîs-i şerifte ise şöyle denilmiştir: "Her kim emrolunduğu gibi abdest alır ve emrolunduğu şekilde namaz kılarsa¸ geçmiş günahları bağışlanır."[9]


Namaz gibi bir kısım dînî görevleri yerine getirmek için abdest almak farzdır. Bu görevlerden her birinin yapılması¸ abdestin bir sebebidir. Abdestsiz bir kimse namaz kılamaz¸ Kâbe'yi tavaf edemez¸ bir mahfaza içinde olmaksızın Kur'an'ı tutamaz¸ Kur'an'ın tam bir âyetinin veya bir kısmının yazılı bulunduğu bir levhaya el süremez. Bunları yapmak İslâm hukukçularının çoğu tarafından haram sayılmıştır. Fakat abdestisiz kimse Kur'an-ı Kerim'i ezber olarak veya karşıdan mushaf'a bakarak okuyabilir. Aklı olan ve bülûğ çağına eren ve suyu kullanmaya gücü yeten her Müslüman¸ gerektiği zaman abdest almakla yükümlüdür.[10]


Namazın Başlıca Hikmetleri


Namazın temel hikmeti¸ Allahu Teâlâ'ya ta'zîm¸ nimetlerine¸ şükür ve uhrevî sevâba nâiliyettir. Namaz vâsıtası ile mü'min¸ Yüce Allah'a yönelir. Ta'zîmini¸ samîmî saygısını¸ bağlılığını¸ emrine hazır oluşunu arz edilmiş olur. Allah'ın dışındaki varlıklardan (mâsivâ) kavlen¸ fîlen¸ zâhi­ren ve bâtınen yüz çevirerek Hakk'a teveccüh etmiş olur. Namaz¸ mü'minlerin mîrâcıdır¸ bir mü'minin mânevî yakınlığa nâil olması bu vesîle ile kâbil olabilir. Bunun maddî ve sağlık önünden olan faydaları malûmdur.[11]


Bilindiği gibi Yüce Allah'ı bir kabul etmek¸ O'nun eşsiz varlığını bilip tasdîk etmek¸ farz olan en büyük bir görevdir. Bundan sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz¸ îmânın alametidir¸ kalbin nûrudur¸ rûhun kuvvetidir¸ mü'minin mîrâcıdır. Mü'min bu namaz sayesinde Yüce Allah'ın mânevî huzuruna yükselir. Yüce Allah'a yalvararak mânevî yakınlığa erer. Mü'min için bu ne yüksek bir şereftir!


Gerçek şu ki¸ namaz çok mukaddes bir ibadettir. Namazın fazîletleri anlatılmakla bitmez. Namaz¸ aklı yerinde olan ve bülûğ çağına ermiş bulunan her Müslüman için belli vakitlerde yapılması gereken şerefi yüksek farz bir görevdir. Bu önemli farzı yerine getirenler¸ Yüce Allah'ın pek büyük ikram ve ihsanlarına kavuşacaklardır. Bunu kasden terk edenler de¸ azâbı çok şiddetli olan Allah'ın acıklı cezâsını çekeceklerdir.


İnsan¸ her an Yüce Allah'ın sayısız nimet ve ihsanlarına kavuştuğunu düşünmelidir. Öyle ikrâmı bol¸ merhameti geniş olan yaratıcımızın tükenmeyen lütuflarına karşı teşekkürde bulunmak gerekmez mi? İşte insan¸ namaz yolu ile şükür borcunu ödemeye¸ yaratıcısının lütuf ve nimetlerini tatlı bir dil ile anarak kulluk görevini yerine getirmeye çalışmış olur. Bu bakımdan: "Namaz¸ şükrün bütün çeşitlerini bir araya toplar" denilmiştir.


Bununla beraber namaz ruhu temizleyen¸ kalbi aydınlatan¸ îmânı yüksek duygulardan haberdar eden¸ insanı kötülüklerden alıkoyan¸ insanı hayırlara¸ düşünceye¸ tevâzu ve intizâma götüren en güzel bir ibadettir. İnsan namaz sâyesinde nice günahlardan kurtulur ve Yüce Allah'ın nice ihsan ve ikramlarına kavuşur.


Namaz¸ mânevî hayattan başka maddî hayata da canlılık verir. İnsanın temizliğine¸ sağlığına ve intizamla hareket etmesine sebep olur.[12]


 


 






[1] Bilmen¸ Hukûk-ı İslâmiyye¸ I¸ 203-204.



[2] Bilmen¸ Hukûk-ı İslâmiyye¸ I¸ 204.



[3] 51/Zâriyât¸ 56.



[4] Bilmen¸ Büyük İslam İlmihali¸ İstanbul ts.¸ 41-42.



[5] Müslim¸ Tahâre¸ 1.



[6] Ebû Dâvûd¸ Salât¸ 73; Tirmizî¸ Tahâre¸ 3.



[7] Bilmen¸ Büyük İslam İlmihali¸ 43.



[8] 5/Mâide¸ 6.



[9] Buhârî¸ Vüdû'¸ 28; Tevhîd¸ 24; Ebû Dâvud¸ Tahâre¸¸ 51



[10] Bilmen¸ Büyük İslam İlmihali¸ 74-75.



[11] Bilmen¸ Hukûk-ı İslâmiyye¸ I¸ 204-205; a.mlf.¸ Büyük İslam İlmihali¸ 103-106.



[12] Bilmen¸ a.g.e.¸ 103-106.

Sayfayı Paylaş