MARİFETNAME'DE MUSİBETLERE KARŞI TAVSİYELER

Somuncu Baba

Manevî gelişim açısından tevekkül¸ teslimiyeti doğurmaktadır. Tevekkül¸ manevî süreç açısından bir başlangıç¸ teslimiyet ise onun tabiî neticesidir. Teslimiyet ruhuyla her şeyi Allah'a havale edip¸ yine her şeyi O'ndan bekleyen kişi¸ bu sefer teslimiyet yolunda daha ileri bir noktaya ulaşır ve bu ilerlemiş hâliyle sebepler dairesinden sıyrılır¸ vasıtaları gönlünden çıkarır ve Allah'a bütün manevî duygularıyla tam bir kulluk şuuruyla teslim olur. Böyle bir teslimiyet şuuru¸ "tefviz" olarak tanımlanmaktadır. Arapça bir kelime olan t

GİRİŞ


Maddî ve manevî bilimleri bir bütünlük içinde ele almış olmanın ötesinde tasavvufî eğitimden geçmiş olan Anadolu velilerinden İbrahim Hakkı Hazretleri (1703-1780)¸ en ünlü eseri olan Marifetname'sinde insanın gönül terbiyesine yönelik önemli tespitleri bulunmaktadır. Bununla birlikte eserinde insanın sosyal hayatında karşılaşabileceği değişik musibetlere karşı manevî tedbir içerikli koruyucu tavsiyeler de yer almaktadır. [1]İnsanın imanını kemâle ermesini de sağlayan bu dört unsur¸ tevekkül¸ teslimiyet (tefviz)¸ sabır ve rızadan oluşmaktadır. İbrahim Hakkı Hazretleri¸ musibetlerle kolayca baş edilebilmesine yönelik olarak insanlara Kuran-ı Kerim'den ve Hadis-i Şeriflerden esinlenerek¸ bu dört manevî-ahlâkî unsur üzerinden önemli tavsiyelerde bulunmaktadır.[2]


Tevekkül


İbrahim Hakkı Hazretleri¸ Marifetname'de tevekkülün üstünlüğünü¸ birçok âyet-i kerime ve hadis-i şerife dayandırarak anlatmakta ve bu bağlamda tevekkül ile ilgili tam 15'ten fazla tanım yapmaktadır. Özet hâlinde tevekkül¸ "Allah'a tam anlamıyla inanmak ve O'nun vaadini yerine getireceğine sonsuz iman etmektir."[3]Tevekkül¸ bu yönüyle her halükârda kaderine ve hâline razı olma hâlidir. Örneğin tevekkül eden hasta¸ sağlık gibi bir nimetten mahrum olmanın ıstırabını ruhunda yaşamayacaktır. Tam tersine hastalığında bile bir hikmet ve nimet görebilecektir. Nitekim mahrumiyet gibi görülen bazı şeylerin kişi hakkında hayırlı olabileceğini ifade eden âyetler de vardır. Bunlardan bir tanesi bu konuya açıkça vurgu yapmaktadır: "Bazen hoşunuza gitmeyen bir şey¸ hakkınızda iyi olabilir ve hoşunuza giden bir şey de hakkınızda kötü olabilir. Allah bilir¸ siz bilmezsiniz".[4]İlginçtir¸ İbrahim Hakkı Hazretleri¸ marifeti de tevekkül boyutuyla değerlendirir. Ona göre kişinin çabuk anlaması veya birçok şey bilmesi¸ o kişinin marifet sahibi olduğu anlamına gelmez. Marifet sahibi olmanın işaretlerinden birisi de Allah'tan başka kimseden bir şey istememektir. Yani gerçek almamda bilgili kişi¸ sadece Allah'a güvenip¸ ihtiyacını sadece O'na arz edendir.[5]


Teslimiyet (Tefviz)


Manevî gelişim açısından tevekkül¸ teslimiyeti doğurmaktadır. Tevekkül¸ manevî süreç açısından bir başlangıç¸ teslimiyet ise onun tabiî neticesidir. Teslimiyet ruhuyla her şeyi Allah'a havale edip¸ yine her şeyi O'ndan bekleyen kişi¸ bu sefer teslimiyet yolunda daha ileri bir noktaya ulaşır ve bu ilerlemiş hâliyle sebepler dairesinden sıyrılır¸ vasıtaları gönlünden çıkarır ve Allah'a bütün manevî duygularıyla tam bir kulluk şuuruyla teslim olur. Böyle bir teslimiyet şuuru¸ "tefviz" olarak tanımlanmaktadır. Arapça bir kelime olan tefviz¸ her şeyi Allah'a havale etmek¸ işi Allah'a bırakmak¸ her şeyi Allah'tan beklemek demektir. Allah'a kulluk sürecinde tevekkül bir başlangıç¸ teslimiyet onun sonucu¸ tefviz de semerisidir. Bir başka ifadeyle tefviz¸ her şeyi Allah'a havale etmenin arkasındaki asaleti¸ vicdanî bir şuurla itirafın adıdır.[6] İbrahim Hakkı hazretlerinin şu sözleri¸ tevekkül¸ teslimiyet ve tefvizin manevî önemine işaret etmektedir: "Sen Hakk'a tevekkül kıl¸ Teslim ol da rahat bul¸ Her işine razı ol¸ Mevla görelim neyler¸ Neylerse güzel eyler."[7]


Sabır


Musibetlere karşı sabır¸ tevekkül ve teslimiyetin bir neticesidir. Sabırda hiçbir şey olmasa bile¸ Allah'ın sabırlı insanlarla beraberliği vardır. Zira Allah¸ sabredenleri sevdiği için¸ hep onlarla beraberdir. Nitekim "Sabrederseniz¸ elbette bu sabredenler için daha iyidir"[8] âyeti¸ sabredenlerin en sonunda zafere ve selamete erişeceklerinin müjdesidir. "Melekler de her kapıdan yanlarına girerler: 'Sabretmenize karşılık selâm size!' (derler)"[9]âyeti de sabredenlerin¸ ahirette büyük manevî derecelere nail olacaklarını duyurur. İbrahim Hakkı Hazretleri¸ sabrı sadece hayatın problemleriyle mücadele etmek anlamında ele almaz. O daha geniş perspektiften bakarak¸ ibadete devam etmek ve haramları işlememek hususunda gösterilen sabrın yanında dünyadaki gereksiz ve anlamsız olaylara karşı gösterilen sabrı da sabrın çeşitlerinden sayar. Sabrı¸ bütün boyutlarıyla kalbinde yaşayan bir kişi¸ isyanda bulunmadığı için dünyada huzura yakalayacak¸ sevabı dolayısıyla ahirette de ebedî saadeti erişecektir. Musibet anında sabırsızlık göstermek ise¸ musibetten daha büyük bir musibettir. Böyle bir durumda endişeye ve heyecana kapılan bir kişi¸ kendisine ikinci bir zarar çekmiş olur ki¸ bu da onun maddî ve manevî kayba uğradığının işaretidir.[10]


Rıza


İbrahim Hakkı Hazretlerinin ifadeleriyle rıza¸ nimetten bulduğu zevkin aynısını musibet anında da duymaktır. Böyle bir yaklaşımın sergilenmesi hâlinde kişi¸ acı ile tatlıyı eşdeğerde görür. Allah'ın hükümlerine rıza göstermenin işaretleri¸ örneğin hastalık hâlinde sağlığı¸ yoksulluk halinde zenginliği istememektir. Kısmetine rıza olanın üzüleceği hiçbir şey yoktur¸ çünkü hâline rıza gösteren bir insan¸ kendini emniyet içinde hisseder¸ dünya ve ahiret saadetini sağlar.[11]Musibetler karşısında sarsılmayan ve kaderin tecellileri karşısında huzur duyabilecek seviyeye gelmiş olan bir kişi¸ tam anlamıyla rıza şuuruna da kavuşmuş olur. Zaten rıza da¸ başkalarının üzülüp¸ şaşırıp dehşete düştükleri olaylar karşısında gönül mekanizmasının sükûn ve huzur içinde olmasıdır. Hz. Ali¸ rıza konusunu ne güzel özetlemiş: "Kadere razı olanın inancı güçlenir. Kazaya rıza gösteren¸ rahat eder. Kazaya rızası güzel olanın¸ belaya sabrı da güzel olur. Belalar¸ ödülün anahtarıdır." [12]


NETİCE


Modern psikoloji¸ pedagoji ve sosyal hizmet bilim dallarında uhrevî ve manevî unsurlar bulunmadığından dolayı¸ bu alanlarda istihdam edilen uzmanların psiko-sosyal sorunlar yaşayan insanlara verdikleri destekler¸ özellikle etkililik ve kalıcılık açısından sınırlı kalmaktadır. Zorluklarla ve musibetlerle başarı ile mücadele edilmesi ve gerçek mutluluğun elde edilmesi¸ bundan dolayı hayli zor görünmektedir. Manevî olduğu kadar sosyal rehberlikte bulunan tasavvuf ise¸ dünyevî sorunları aşabilmek için marifetullah ve muhabetullah ekseninde kişilere her hususta Allah'ın rızasını kazanmayı bir ana hedef olarak öğütlemektedir. Bu hedefe ulaşmak için İbrahim Hakkı hazretleri¸ Marifetname adlı eserinde kişilere Allah'a itimatsızlık hastalığından kurtulup O'na tevekkül etmeyi¸ Allah'ın takdirine itibar etmeme hastalığına karşı teslimiyeti (tefvizi) ve belalara karşı şikâyetçi olma hastalığına karşı da sabrı önermektedir. (Bkz. ayrıca Tablo). İnsan¸ ne kadar marifet sahibi ise o düzeyde musibetlere karşı dayanıklı ve mutlu olabileceğini gösteren İbrahim Hakkı Hazretleri¸ "Tefvizname" isimli şirinde[13] de rıza odaklı hedefe nasıl ulaşılabileceğini kısaca ve özet hâlinde belirlemiştir: Sen Hakk'a tevekkül et¸ Tefviz et ve rahat bul¸ Sabreyle ve razı ol¸ Mevla görelim neyler¸ Neylerse güzel eyler.


 


Tablo: Marifetname'de Musibetlerle Baş Etmede Tasavvufî Yaklaşımlar ve Uygulanması/Uygulanmaması Hâlindeki Neticeleri


 













Musibet Anında Tasavvufî Yaklaşım


Uygulanması Hâlindeki Neticeleri


Uygulanmaması Hâlindeki Neticeleri


Tevekkül


Teslimiyet (Tefviz)


Sabır


Rıza


 


Huzur-Saadet


Mutluluk


Ruhî Sükûnet


İç Barış


Özgürlük


Umut


Güven


İyimserlik


Vakar-Metanet


Manevî Güç-Gelişme


Hayata Tutunma


Yüksek Motivasyon


Üzüntü-Matem


Elem-Keder


Hoşnutsuzluk


Şikâyet


Ruhî Sıkıntı-Istırap


Bağımlılık


Ümitsizlik


Korku-Endişe


Karamsarlık


Şaşkınlık-İsyan


Manevî Sapma


Depresyon-İntihar


 


 






[1] Seyyar¸ Ali; İbrahim Hakkı Hazretlerinin Marifetname'sinde Tasavvufî Sosyal Hizmet "Uluslararası Sosyal Bilimler ve İbrahim Hakkı Sempozyumu"; Siirt Üniversitesi-Valiliği; Siirt; 23-25.09.2013.



[2] İbrahim Hakkı; Marifetname; (Sadeleştiren: Abdullah Aydın); Sarmaşık Yayınları; İstanbul; t.y.:719.



[3] İbrahim Hakkı; t.y.: 698.



[4] Kuran; Bakara; (2): 216.



[5] İbrahim Hakkı; t.y.: 725.



[6]Cebecioğlu¸ Ethem; Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü; Anka Yayınları; İstanbul; 2004: 644.



[7] İbrahim Hakkı; t.y.: 757.



[8] Kuran; Nahl; (16): 126.



[9] Kuran; Ra'd; (13): 24.



[10] İbrahim Hakkı; t.y.: 736-737.



[11] İbrahim Hakkı; t.y.: 749-751.



[12] Yılmaz¸ Mehmet; Dört Halifeden Vecizeler Sözlüğü; Şule Yayınları; İstanbul; 2003: 299¸ 314¸ 322.



[13] İbrahim Hakkı; t.y.: 757.

Sayfayı Paylaş