GELENEKSEL AİLE YAPIMIZ ÇÖZÜLÜYOR MU?

Somuncu Baba

Aile¸ insanların en yakınlarıyla birlikte oluşturdukları
sıcak¸ samîmî ve yakın birlikteliğin adıdır. En dar anlamıyla
bu birliktelikte ana¸ baba ve çocuklar vardır. Çocuk olmasa
da çekirdek bir aile ana ve babadan meydana gelir.
Çocuklardan sonra halka genişleyeceği için geniş ailelere
geçilir. Çekirdek ailedeki çekirdek kelimesini tohum¸ ilk nüve
anlamına da alabiliriz. Bu durumda aile toplumun ilk hali ve
atomu olur. Koca bir toplum çekirdek bir aile ile başlar."

Günümüzde aile huzursuzluklarının giderek artmakta olduğunu üzülerek müşâhede ediyoruz. Bunu tasvîr edenler geleneksel İslâm ailesinin çözüldüğünü söylüyorlar. Bu ailenin çözülmesinde bir takım etkenlerin olduğu muhakkaktır.


Geleneksel ailede ne vardı?


Geleneksel ailemizde ne vardı ki¸ bugün bir yıkılmadan veya çözülmeden söz ediyoruz. Geleneksel aile yapımıza sevgi¸ muhabbet¸ saygı¸ merhamet¸ vef⸠tahammül¸ sır saklama¸ aşk ve komşu hukûku gibi üstün değerler hâkimdi. Günümüzde bunların önemli ölçüde aşındığına şâhit olmaktayız.


Geleneksel İslâm ailesinin mutluluk sırrını oluşturan ilkeler vardır. O ilkeler genellikle şu olumsuzlukların meydana gelmesiyle zedelenmektedir:  


1. Eşin inatçı olması (Sadece kendi görüşünü beğenip eşiyle istişâre etmemesi)


2. Kıskançlık- Yalancılık


4. Erkeğin eşine yardımcı olmaması


5. Eşlerin birbirinin ailesine saygı göstermemesi


6. Kocanın kötü ahlaklı olması ve eşine kötü davranması


7. Eşin çok cimri olması¸ eşlerin savurgan olması ve alış-verişten doymaması (kanaatsizlik)¸ eşin hanımının tüm gelirine el koymak istemesi


8. Hanımın özenti içinde olması ve bunu tekrarlaması


9. Eşin ihmâlkâr olması


10. Evlilik hayatının monotonlaşması ve bıktırıcı hale gelmesi


11. Evliliklerde denkliğe dikkat edilmemesi


12. Evliliğin ne olduğu bilinmeden¸ yeterince olgunlaşmadan ve getireceği sorumluluk kavranılmadan bu işe girişmek(küçük yaşta)


13. Ailenin evlilik kararına ve aile hayatına ya çok müdâhil ya da çok ilgisiz olması


14. Ebediyet mantığının yerini zihinlerde gizli geçici heves ve planların alması


15. kadın ve erkeğin sosyal rollerinin sâbitlenmesi ve güncellenememesi


16. Erkek çocuğu tutkusu


17. Karşılıklı saygısızlık 


18. Eşitlik ve üstünlük iddiâsı


 


Dış etkenler


İslâm dışı güçler bizi kendilerine benzetmeyi bir siyâset haline getirmiş¸ Müslümanları parçalamanın en önemli yolu olarak aileyi dağıtmayı hedef seçmişlerdir. Ülkemizde yapılan bilinçsiz taklîde dayalı bazı aile ve tele-vole türü programlar da bu konuda çok etkili olmaktadır. Bu programlar âdetâ hukuk dışı cinsel hayatı teşvik etmekte¸ ebediyet anlayışı ve "bir yastıkta kocama" idealine dayanan aile yapısını çekilmez olarak sunmaktadır. Yine bu programlarda boşanma en tabîî bir işlem olarak sunulmakta¸ çok basit nedenlerle evlilik hayatının sona ermesi normal karşılanmaktadır. Halbuki ailenin yıkılması¸ Müslümanlar adına büyük bir felakettir. Böyle bir işe ancak şeytânî duygulara sahip insanlar tevessül eder ve karı kocanın arasının bozulmasından ancak onlar mutlu olur. Bu gerçeği Hz. Peygamber bir hadislerinde şöyle dile getirmişlerdir: "Şeytan üssünü suya kurar ve ordularını insanların üzerine gönderir. Ordusu içinde insana en yakın olan en büyük kötülüğü yapandır. Nitekim elemanlarından biri gelir ‘Şununla uğraştım sonunda onu zinâya sürükledim.' der. Şeytan¸ ‘Bu yaptığın bir şey ifade etmez çünkü sonunda o tevbe edebilir.' der. Sonra bir başkası gelerek karı ile kocanın arasını ayırdığını söyler. Şeytan onu tebrîk eder ve ona şöyle der ‘Aferin! Ne güzel iş başardın."[1]


Bu gün özellikle facebook denen ve sosyal medya olarak isimlendirilen¸ ancak aslında sosyal dedikodu ve sır ve özel hayat düşmanı sistem¸ aileleri ciddî anlamda tehdîd etmektedir.


İç etkenler


Ailenin çözülmesinde iç etkenler de en az dış etkenler kadar önemlidir. Şunu da akıldan çıkarmamak gerekir ki¸ evlilik problemlerin kaynağı olmadığı gibi¸ hiç problemsiz de değildir. Hz. Peygamber dahi kendi hanımlarıyla zaman zaman gerek kıskançlıklarından gerekse aşırı dünyevî taleplerinden kaynaklanan bazı problemler yaşamış ve onları sabırla¸ tahammülle ve örnek davranışlarıyla çözmüştür. Zira o¸ her konuda olduğu gibi¸ aile reisliği¸ ideal eş ve baba olma bakımından da en büyük önderimiz ve örneğimizdir. Sahâbenin de zaman zaman aile problemi yaşadığını ve çözüm için Hz. Peygamber'e mürâcaat ettiğini görmekteyiz. Bazı kadınlar kocalarının kendisini dövdüğünü¸ ihmal ettiğini¸ mizaç uyuşmazlığı yaşadıklarını¸ hanımlarının başka erkeklere karşı serbest davrandıklarını şikâyet etmişler ve Hz. Peygamber her birine uygun tavsiyelerde bulunmuştur.


Aileye Neden İhtiyaç Duyulur?


Tarih boyunca ve bugün ailelerdeki mutluluk veya mutsuzluğun aileye neden ihtiyaç duyulduğu sorusuna verilecek cevapla yakın ilişkisi vardır. Bu sorunun içinde eşlerin birbirini ne olarak gördükleri ve neden bir arada bulundukları sorusu da önem arzeder. Önce şunu sormak gerekir: Koca hanımını ne olarak görüyor? Eş mi¸ cinsel tatmin aracı mı¸ hizmetçi mi¸ arkadaş mı?


Sonra hanım kocayı ne olarak görüyor? Geçimini sağlayan bir işçi ve hizmetkâr mı¸ gücünden yararlandığı bir hamal mı? Kendisini koruyan bir badigard mı? Yoksa kendisini tamamlayan bir eş mi?


Sonra her iki taraf şu soruların cevabını vermeli: Aile ne işe yarar? Aileyi ne olarak görüyoruz? Cinsel tatmin aracı mı? Bir geleneksel mecbûriyet mi? Yemeği ucuza mal ettiğimiz bir lokanta mı? Anahtarı dâimâ cebimizde olan bir otel mi? Yoksa bu basit düşüncelerin ötesinde fıtrat gereği birlikte yaşayıp mutlu olmak için türlü fedakârlıklarla¸ aşk ve muhabbetle oluşturduğumuz bir yuva mı? Allah'a birlikte kul olmak için başımıza çektiğimiz kutsal bir şemsiye mi? Göz aydınlığı nesiller yetiştirmek için bir vesîle mi?


Kadını ne olarak algılıyoruz? Allah'ın emâneti mi¸ hayatın zorluk ve mutluluklarını beraber paylaştığımız bir hayat arkadaşı¸ dert ortağı¸ yoldaş mı yoksa cinsel obje mi¸ köle mi¸ çamaşır makinası mı¸ aşçı mı¸ sitres topu mu?


Bakın şair ne diyor:


Kimi der ki kadın


Uzun kış gecelerinde yatmak içindir.


Kimi der ki kadın


Yeşil bir harman yerinde


Dokuz zilli köçek gibi oynatmak içindir.


Kimi der ki ayâlimdir¸


Boynumda taşığıdım vebâlimdir.


Kimi der ki hamur yoğuran¸


Kimi der ki çocuk doğuran¸


Ne o¸ ne bu¸ ne döşek¸ ne köçek¸ ne ayâl¸ ne vebâl.


O benim kollarım¸ bacaklarım¸ başımdır.


Yavrum¸ annem¸ karım¸ kızkardeşim¸ hayat arkadaşımdır.


O halde şu soruyu tekrar soralım ve cevaplayalım: Aile Nedir?


Aile¸ insanların en yakınlarıyla birlikte oluşturdukları sıcak¸ samîmî ve yakın birlikteliğin adıdır. En dar anlamıyla bu birliktelikte ana¸ baba ve çocuklar vardır. Çocuk olmasa da çekirdek bir aile ana ve babadan meydana gelir. Çocuklardan sonra halka genişleyeceği için geniş ailelere geçilir. Çekirdek ailedeki çekirdek kelimesini tohum¸ ilk nüve anlamına da alabiliriz. Bu durumda aile toplumun ilk hali ve atomu olur. Koca bir toplum çekirdek bir aile ile başlar.


Mutasavvıf-fakih âlimlerimizden Zile'li Muharrem Efendi¸ Hz. Ömer ve huysuz hanımı arasında geçen bir ibretli hikâyeyi anlatır ve Hz. Ömer'in onun yedi hayrını gördüğü için ona tahammül ettiğini söyler. Bu hayırlar şunlardır:


a) Allah¸ cefâya sabredenlere hesapsız mükâfât verir.


b) Beni haramdan korur.


c) Emînimdir¸ ben olmadığım zaman malımı mülkümü korur.


d) Çocuklarımı ücretsiz emzirir¸ yedirir¸ besler.


e) Aşçım ve ekmekçimdir.


f) Elbisemi yıkar


g) Söküğümü diker. İyi işlerimde yardımcımdır¸ bilmediğimde bana işaret edenimdir¸ unuttuğumda hatırlatanımdır¸ gurbette can yoldaşımdır. Akıllı olan onun bir kötü sözüne sabretmeyip bu iyilikleri zâyî eyler mi? O kötü sözünden dolayı azap görürken¸ ben sabrımdan ötürü sevap alırım.


Sonuç: Rum suresinin 21. âyetinde geçen¸ Sekinet-meveddet-rahmet olmazsa aileler felah bulamaz. Bu âyetin bir âilede tecellîsinin eşlerin diliyle ifadesi şudur:


Aradığımı buldum-onu seviyorum-onunla mutluyum!


 


 






[1] Müslim¸ Sıfatü'l-münâfıkîn¸ 67.

Sayfayı Paylaş