İSLÂM'DA BORÇLU-ALACAKLI İLİŞKİLERİ

Somuncu Baba

"Ödeme gücü olduğu halde¸ borcunu vâdesinde ödemeyen
kimse alacaklıya zulüm yapmış olur. Çünkü onun malını âdetâ
gaspedip onu malından mahrum bırakmış ve gereksiz yere
hapsetmiştir. Bu bir zulümdür. Durum böyle olunca alacaklı bu
varlıklı kimseden alacağını mahkeme yoluyla zorla alabilir."

İslâm¸ bir yönüyle tüccar medeniyetidir. Ticâret helâl kazanç yollarından biri olduğu için¸ İslâm ticâreti teşvik etmiştir. Ticâreti dürüst yapan ve kazancına hile karıştırmayan tüccarın peygamberlerle¸ sıddîk ve şehidlerle beraber olduğu ifade edilmiştir. Dürüst bir tüccar¸ dinini¸ ahlâkını ve mânevî değerlerini ticârî hayatına yansıttığı için aynı zamanda bu değerlerin taşıyıcısıdır. O¸ inancına ve ahlâkî değerlerine bağlılığını bu yolla gösterdiği için başkalarına örnek olmaktadır. Müslüman her yönüyle örnek insandır. Ticâret her gün başvurulan bir işlem ve hileye müsait bir sektör olduğu için bu alanda örneklik son derece önemlidir. Bunun içindir ki¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) ticâret hayatına katılarak da ümmetine örnek olmuştur.


İnsanlar normal hayat şartlarında ticâret yapmasalar da alacak-verecek ilişkisi içine girerler. Bu ilişki bazen tarafların tanışmasına¸ dost ve akraba olmasına da sebep olabilir. Ancak bazen de tam tersi sonuçlar doğurarak tarafların hasım olmaları sonucunu doğurur. Zaman zaman rastlandığı üzere¸ bazen maalesef silahlar konuşur can ve mal telef edilir. Alacaklı ve verecekli tarafları dost haline getiren ilişki¸ elbette dürüstlük esasına dayanan ticârettir. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.) de zaman zaman borçlanmış ve borcunu en güzel şekilde ödeyerek bu konuda örnek olmuştur.


Sevâbını Allah'tan Bekleyerek Borç Verebilmek


Bir Müslüman günlük ihtiyaçlarını karşılamak için borçlanabilir. Bunun için Kur'ân¸ borçlanmanın normal olduğunu anlatmış ve ihtiyacı olan Müslümana karşılıksız kredi¸ yani karz-ı hasen verilmesini teşvik etmiştir. Sevâbını yalnız Allah'tan bekleyerek bir Müslümanın borç ihtiyacını karşılayana büyük mükâfatlar va'd edilmiştir. Böyle bir kimse âdetâ Allah'a borç vermiş gibi gösterilmiştir. İlgili âyetler şöyledir:


"Allah yolunda cihad edin ve bilin ki¸ Allah her şeyi hakkıyla işitir¸ her şeyi hakkıyla bilir. Malını Allah rızası için harcayıp da Allah'a güzel bir borç verecek kim vardır? İşte onun karşılığını Allah kat kat verecektir. Rızkı kısan da¸ bollaştıran da Allah'tır. Hepinizin dönüşü O'nadır."[1]


"Allah onlara buyurdu ki: ‘Ben sizinle beraberim. Eğer namazı dosdoğru kılar¸ zekâtı verir¸ peygamberlerime iman edip onlara yardım eder ve mükâfatını Allah'tan almak üzere O'nun yolunda bağışta bulunarak Allah'a güzel bir borç verirseniz¸ elbette sizin günahlarınızı örterim ve sizi¸ altından ırmaklar akan Cennetlere sokarım. Bu ahidden sonra¸ sizden kim inkâra giderse¸ dümdüz yolun ortasında sapmış olur."[2]
"Malını Allah rızası için harcamak suretiyle Allah'a güzel bir borç verecek kim var ki¸ Allah da onun karşılığını kat kat artırsın ve ona pek değerli bir mükâfat versin?"[3]
"Sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah rızası için bağışta bulunmak suretiyle Allah'a güzel bir borç verenlere bunların karşılığını Allah kat kat verecektir. Onlar için pek değerli bir mükâfat da vardır."[4]


"Eğer siz¸ Allah rızası için bağışta bulunmak suretiyle Allah'a güzel bir ödünç verirseniz¸ bunun karşılığını O size kat kat verir ve günahlarınızı bağışlar. Allah iyilik ve şükrün karşılığını bol bol verir ve günahlarınızı hemen cezalandırmayıp size yumuşaklıkla muâmele eder."[5]


"Kur'ân'dan kolayınıza geleni okuyun; namazı dosdoğru kılın¸ zekâtı verin ve Allah yolunda bağışta bulunmak suretiyle Allah'a güzel bir ödünç verin. Kendiniz için hayır olarak ne gönderirseniz¸ onu Allah katında daha hayırlı ve daha sevaplı bulursunuz. Allah'ın mağfiretini dileyin. Muhakkak ki¸ Allah çok bağışlayıcı¸ çok merhamet edicidir."[6]


Borçlanma her zaman günlük ihtiyacı karşılamak için olmaz. Aksine bir Müslüman¸ yatırımlarını büyütmek¸ daha fazla mal alarak cirosunu arttırmak gibi amaçlarla da borçlanabilir. Ödeme gücünü aşmayacak şekildeki borçlanmalarda dinen bir sakınca olmaz. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.v.)'in de zaman zaman ihtiyaç yüzünden borçlandığını bilmekteyiz. Mesel⸠Allah Rasûlü (s.a.v.) bir Yahudi'den veresiye buğday satın almış ve zırhını rehin olarak bırakmıştır.[7] Yine bir bedevînin Hz. Peygamber (s.a.v.)'de üç yaşlarında bir deve alacağı vardı. Bu hayvana denk olanı bulunamayınca¸ onun yerine daha değerli olanın verilmesini emir buyurdu. Bundan çok memnun kalan bedevî şöyle dua etmiştir: "Sen bana hakkımı en güzel şekilde verdin. Allah da sana mükâfatını eksiksiz versin!" [8]


Alacaklı Borçlusunu Hiçbir Şekilde Ezmemeli


Borç almak¸ insan için bir eksiklik ve ayıp değildir. Önemli olan borçlu ahlâkına riâyet etmektir. Bunun için alacaklı borçlusunu hiçbir şekilde ezmemeli¸ küçümsememeli¸ onun bu durumunu fırsat bilerek onun başka türlü imkânlarından yararlanma fırsatçılığına düşmemelidir. İmkân dâhilinde ödemede kolaylık göstermeli ve rüşvet sayılacak davranışlardan kaçınmalıdır. Ödeme güçlüğü içinde olan borçluya gerekli kolaylığın gösterilmesi gerektiğini ifade eden bir âyette şöyle buyurulur: "Eğer borçlu darlık içindeyse¸ ona eli genişleyinceye kadar süre vermek vardır. Bilirseniz¸ borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır." [9]


Borçlu ise bütün bu iyi niyetlere benzer davranışla cevap vermelidir ki denge sağlanabilsin. Buna göre gerek borç olarak alınan ve gerekse veresiye mal almaktan doğan borçların vâdesinde ödenmesi gerekir. Ancak şuna da dikkat edilmelidir: Karz-ı hasen olarak verilen borç¸ karşılığı Allah'tan beklendiği için maddî açıdan karşılıksız sayılır. Bunun için borç verenin tanıdığı vâde bağlayıcı değildir. Yani alacaklı dara düştüğü takdirde¸ alacağını vâdesinden önce de isteme hakkına sahiptir. Çünkü İslâm hukukçularının çoğunluğuna göre karz-ı hasende vâde şartı bağlayıcı değildir.


Ödeme gücü olduğu halde¸ borcunu vâdesinde ödemeyen kimse alacaklıya zulüm yapmış olur. Çünkü onun malını âdetâ gaspedip onu malından mahrum bırakmış ve gereksiz yere hapsetmiştir. Bu bir zulümdür. Nitekim konuyla ilgili bir hadiste şöyle buyurulur: "Ödeme gücü olduğu halde borcunu ödemeyen imkân sahibinin (zenginin) borcunu ertelemesi bir zulümdür. Bu zulüm onun saygınlığını ihlale yol açar" [10].


Durum böyle olunca alacaklı bu varlıklı kimseden alacağını mahkeme yoluyla zorla alabilir. Bu kişi servetini gizleyip borcunu erteliyorsa cezası Allah'a aittir. Ebû Hanîfe şöyle demiştir: "Borçlu borcundan dolayı hapsedilmemeli¸ bir ödeme plânı içinde ödemesi sağlanmalıdır." Onun bu görüşüne getirdiği bir istisnâ vardır. O da imkânı olduğu halde ödemeyen borçluyla ilgilidir ki¸ böyle bir kişi Ebû Hanîfe'ye göre de ödemeye zorlamak amacıyla hapsedilebilir. 


İyi niyetli ve ödemek niyetiyle borçlanan kimseye Cenab-ı Hak yardımcı olur. Ebu Hureyre (r.a.)'ın naklettiği bir hadiste şöyle buyurulmuştur: "Kim ödemek niyetiyle borçlanırsa¸ Allah onu bu borcu ödemeye muvaffak kılar. Kim de başkasının malını telef etmek niyetiyle alırsa¸ Allah onu telef ettirir¸ ödemeye muvaffak olamaz."[11]


Borçlanmada niyetin önemi Ebû Ümâme (r.a.)'ın naklettiği şu hadiste daha da açık bir şekilde ifade edilmiştir: "Bir kimse ödeme için borçlanır¸ fakat borcunu ödeyemeden ölürse¸ Allah onun borcundan vazgeçer ve istediği bedeli vererek alacaklısını razı eder. Buna karşılık ödeme niyeti olmaksızın borçlanan kimse¸ borcunu ödemeden ölürse¸ Yüce Allah ondan alacaklıların hakkını alır." [12]


Şuna dikkat etmek gerekir ki¸ bu duâ ve sakındırmalar¸ İslâm'da borçlanmanın câiz olmadığı anlamına gelmez. Aksine bir ihtiyaç olan borçlanmada ölçünün kaçırılmaması ve ödeme gücünü aşacak borç yükü altına girilmemesi istenir. İlgili hadislerin dikkat çektiği husus budur. Nitekim peygamberlikten sonra en şerefli makam olan şehidlikte¸ şehidin bütün günahları bağışlanır. Ancak kul borçları bunun dışında tutulur. Bu da¸ İslâm'ın kul haklarına ne kadar önem verdiğini gösterir. Ayrıca Allah Rasûlü¸ borcun ödenmesi veya borca karşılık kefâlet gösterilmesini teşvik etmiştir. Meselâ borcunu ödememiş ve buna karşılık kefil de göstermeden ölen bir sahâbenin cenâzesini kıldırmak istememiş¸ ölen kimsenin borcuna orada bulunan sahâbelerden birinin kefil olması üzerine cenâzeyi kıldırmıştır. Bu olay¸ borcu ödemenin ne kadar önemli ve borçlu ölmenin ise ne kadar tehlikeli olduğunu göstermesi bakımından da ilginçtir.


Borcu ödeme konusunda Hz. Peygamber (s.a.v.) ashâbını böyle eğitmiştir. Tarih boyu Müslüman tâcirler de bu alanda iyi sınav vermişlerdir. Fakat son asırlarda bu konuda Müslümanlar olarak iyi ve örnek olacak durumda olmadığımızı üzülerek ifade etmek durumundayız. Fakat bu¸ bütünüyle ümitsiz olmamız anlamına gelmez. Düştüğümüz yerden kalkarak¸ yeniden emîn¸ sadûk (dürüst) tüccar örneğini insanlığa göstermeliyiz.


 






[1] 2/Bakara¸ 244-245.



[2] 5/Mâide¸ 12.



[3] 57/Hadîd¸ 11.



[4] 57/Hadîd¸ 11.



[5] 64/Teğâbun¸ 17.



[6] 73/Müzzemmil¸ 20.



[7]. Buhârî¸ İstikrâz¸ 1¸ Büyû'¸ 14¸ 33¸ 37¸ 88¸ Selem¸ 6¸ Rehn¸ 1; Müslim¸ Müsâkât¸ 124-126.



[8]. Buhârî¸ Vekâle¸ 5¸ 6¸ İstikrâz¸ 13¸ 67¸ Hibe¸ 25; Müslim¸ Müsâkât¸ 122.



[9]. Bakara¸ 2/280.



[10]. Buhârî¸ Havâle¸ 1¸ 2¸ İstikrâz¸ 12; Müslim¸ Müsâkât¸ 33; Ebû Dâvûd¸ Büyû'¸ 10; Tirmizî¸ Büyû'¸ 68.



[11]. Buhârî¸ Zekât¸ 18¸ İstikrâz¸ 2; İbn Mâce¸ Sadakât¸ 11.



[12]. Kâmil Miras¸ Tecrîd-i Sarîh Tercümesi¸ Ankara 1984¸ VII¸ 273.


 

Sayfayı Paylaş