TASAVVUF DÜNYASINDA SOSYAL HİZMETLERİN ÖNEMİ

Somuncu Baba

Sosyal tasavvufta başkaları için var olmak ve herkesin yükünü çekmek¸ nafile ibadetlerden üstün bir sosyal ibadet olarak görülmüştür. Sûfîler¸ insanlara hizmet etmeyi¸ genel anlamda ibadet kategorisinde değerlendirdikleri gibi¸ sosyal amaçlı bu gibi hizmetleri de genelde bireysel-şahsî ibadetlerden daha üstün görmüşlerdir. İbn Atâ'nın şu sözleri bu bağlamda önem arz etmektedir: "Bir kimsenin yirmi yıl münafıklık yolundan ayrılmayıp¸ bu süre içinde bir kardeşinin çıkarı için bir kerecik bir adım geri atması¸ altmış yıl ihlâslı bir şekilde kendi kurtu

İslâm âlimleri ve mutasavvıflar¸ Kur'an-ı Kerim ve sünnetten esinlenerek¸ sosyal hizmetlerin hangi temel esaslar doğrultusunda nasıl icra edileceğini hem teorik¸ hem de pratik alanda ortaya koymuşlardır. Sûfîlerin manevî ve sosyal rehberi konumunda olan son Peygamber Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ İslâmî sosyal hizmetlerin de efendisidir. Bu bağlamda Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ halkın bütün üyelerini bir aile ferdi gibi görülmesini istemiştir. Sosyal hizmette hedef olarak toplumun bütün fertlerinin esas alınması gerektiğini Hz. Muhammed (s.a.v.) şu hadis-i şeriflerinde beyân etmiştir: "Bütün halk¸ Allah'ın ailesi durumundadır. Onların Allah'a en sevimlisi¸ O'nun ailesine (fertlerine) en faydalı olandır."[1]


Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ bir başka hadis-i şerifinde sosyal hizmette bulunanları şu şekilde övmüştür: "İnsanların en hayırlısı¸ diğer insanlara en faydalı olandır."[2] Allah rızası için bir insanın ihtiyacını karşılamak kadar manevî yönden kazançlı bir iş olmadığını bizzat Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ şu hadis-i şeriflerinde ortaya koymuştur: "Bir mü'min kardeşimin ihtiyacını görmek için yürümem¸ bana şu mescidde oturup bir ay itikâfa girmekten daha sevimlidir."[3]


Bu bağlamda sûfîler¸ tasavvufu tanımlarken mutlaka bir sosyal boyutuna da işaret etme gereğini duymuştur. Buna göre bazı sûfîler¸ sosyal boyutlu tasavvufa kısa ve öz olarak "Herkesin yükünü çekmek¸ kimseye yük olmamak." ve(ya) "Kimseden incinmemek¸ kimseyi incitmemektir." demiştir.[4] Bu anlayış ekseninde sosyal hizmet sûfîleri¸ yaşlıları baba¸ gençleri kardeş¸ çocukları evlat ve kadınları da anne ve(ya) bacı olarak görmüşlerdir.[5]


Sosyal tasavvufta başkaları için var olmak ve herkesin yükünü çekmek¸ nafile ibadetlerden üstün bir sosyal ibadet olarak görülmüştür. Sûfîler¸ insanlara hizmet etmeyi¸ genel anlamda ibadet kategorisinde değerlendirdikleri gibi¸ sosyal amaçlı bu gibi hizmetleri de genelde bireysel-şahsî ibadetlerden daha üstün görmüşlerdir. İbn Atâ'nın şu sözleri bu bağlamda önem arz etmektedir: "Bir kimsenin yirmi yıl münafıklık yolundan ayrılmayıp¸ bu süre içinde bir kardeşinin çıkarı için bir kerecik bir adım geri atması¸ altmış yıl ihlâslı bir şekilde kendi kurtuluşu için ibadet etmesinden daha erdemlidir."[6]


Âlim sûfîler¸ uygulamalı sosyal tasavvufu¸ ilmî (teorik) olarak (sosyal) İslâm'ın bir parçası olarak görmüşlerdir. Şeyhlerin imamı olarak kabul edilen İbn At⸠(tasavvuf) ilmini dört kısma ayırmıştır:[7]


1.) Marifetullaha dair ilim¸ yani Allah'ı anlamaya odaklanan bilim.


2.) İbadete dair ilim.


3.) Kulluğa dair ilim.


4.) Hizmete dair ilim.


Şüphesiz İslâm'da hizmete dair ilim¸ tasavvufî sosyal hizmet bilimi ile yakından ilgilidir. İslâm'ın dünya görüşünden etkilenip¸ insan ilişkilerini ahlâkî bir zemine oturtan tasavvuf hareketi¸ kulluk şuurunu ve(ya) ibadet anlayışını halka hizmet bağlamında değerlendirmiş ve insanlığa hizmet etmeyi bireysel ve toplumsal gelişimin bir parçası olarak görmüştür. Bu doğrultuda Horasan erenlerinden Şeyh Ebu Said'e Allah'a ulaşmanın yolları sorulduğunda o¸ şöyle cevap vermiştir: "Allah'a ulaşmanın yolları çoktur. Fakat bunlardan en kısa ve en kolay olanı başkalarına yardım etmektir. Yani diğerlerini zor durumda bırakmak yerine onlara yardım etmek için uğraşılmalıdır."[8]


Gerçek kerametin ve marifetin¸ insanların arasına karışıp¸ onlarla birlikte olabildiği halde Allah'ı bir saniye bile aklından çıkarmamak olduğunu söyleyen Şeyh Ebu Said¸ muhtaç insanlara dönük sosyal hizmet faaliyetlerinin manevî faydalarını gösterebilmek için¸ vaazlarında gerektiğinde ilginç çıkışlar da yapmıştır. Nitekim bir gün sohbetinin tam ortasında kendisini dinleyenlere birden bire "Hankâhın her tarafına mücevherler yayılmış¸ neden toplamıyorsunuz?" diyerek insanlara bu değerli taşları elde etmelerini tavsiye etmiştir. Dinleyiciler hemen dışarıya fırlayıp¸ etraflarına bakmışlar¸ ne var ki kıymet teşkil edebilecek herhangi bir şey görememişler ve nihayetinde şikâyet etmeye başlamışlar. Şeyh Efendi onları şu sosyal içerikli sözlerle sakinleştirmiştir: "Muhtaçlara hizmet edin¸ birbirinizle yardımlaşın¸ ahirette manevî mücevherlere nasıl erişilebileceği hususunu bu şekilde anlatmak istedim ve söylemek istediğim aslında bu."[9]


Sûfîler¸ belirli bir süre inzivaya çekilmeyi ve yalnız başına ibadet ederek yaşamayı¸ her ne kadar manevî gelişim için önemli bir araç olarak görseler de toplumdan kendilerini hiçbir zaman soyutlamamışlardır. Mürşitler de müritlerine halktan uzaklaşmamaları yönünde hep uyarıda bulunmuşlardır. Nitekim "İnzivaya çekilmek istiyorum." diyen birine şeyh İbn Atâ: "Halktan ayrılıp da kiminle birlikte olacaksın?" diye cevap verince o kişi "Peki¸ o halde ne yapayım?" der. Şeyh İbn At⸠gerçek inzivanın nasıl olması gerektiğini kısa olduğu kadar doyurucu şu cevabıyla açıklar: "Zahirde halkla¸ bâtında Hak'la ol."[10]


Velîler serdarı Ebu'l Hasan Harkânî de bireysel ve sosyal ibadetlerin bir bütünlük içinde ve yerli yerinde yapılması gerektiğini müritlerine şu şekilde izah etmiştir: "Her gün akşama kadar halkın beğendiği ve memnun kaldığı işler yapasın. Her gece de sabaha kadar Hakk'ın beğendiği amel ile olasın!"[11]


Ebu Said b. Ebil Hayr de konuya şöyle bir açıklık kazandırmıştır: "Allah dostları halk içinde oturur¸ halka karışır¸ alışveriş eder¸ evlenir ve bir nefes dahi Hakk'tan gâfil olmaz."[12] Çağındaki dervişlerin en kâmili olan Şeyh Ebu Bekir Vâsitî'nin sözleri de bu çerçevede zikre değerdir: "Davasında sadık olan sûfînin alâmeti¸ aralıksız olarak cismen kardeşlerle¸ kalben yalnızca Allah'la bulunmaktır."[13]


Sosyal hizmetin¸ İslâm'ın manevî ve ahlâkî dünyasını yansıtan tasavvuf ile iç içe olduğunu âbid ve zâhit bir sûfî olan Bayezid-i Bistami'nin şu sözlerinden de kolayca öğrenebiliriz: "Her kim Kur'an okur da Müslümanların cenazelerinde hazır bulunmaz¸ hastaları ziyarete gitmez¸ öksüzleri soruşturmaz ve buna rağmen tasavvuftan dem vurursa onun bir sahtekâr olduğunu biliniz."[14]


Görüldüğü üzere sosyal hizmetlere odaklanmış bir tasavvuf anlayışında bir sûfî¸ elini eteğini dünyadan çekmediği gibi dini¸ dünya işlerinden ayırmaksızın¸ hem manevî ilimlerle¸ hem de insanların sorunlarıyla meşgul olmuştur. Bu yönüyle bir sûfî aynı zamanda hem sürekli olarak ilim tahsil eden bir öğrenci (mürit)¸ hem bir bilim adamı (âlim)¸ hem bir manevî rehber (mürşit)¸ hem de halkına faydalı olmak isteyen bir sosyal hizmet elemanıdır (hadimdir).


İnsan ve cemiyeti ele alan¸ sosyal bilimleri manevî bilimlerle zenginleştiren sosyal hizmet sûfîleri¸ bağlı oldukları tasavvuf mektebinin (tarikatın) özel ilkelerine göre muhtaç insanların sorunlarının çözümüne yönelik değişik yöntemler geliştirmişler ve uygulamışlardır. Bu açıdan bakıldığından tasavvuf¸ tarihte geliştiği şekliyle teorik anlamda sadece manevî bilimlere değil aynı zamanda fiilî olarak sosyal hizmetlere de katkısı olmuş bir disiplindir. Bu bakımdan tasavvufî sosyal hizmet ilkeleri ve uygulama biçimleri¸ günümüzün sosyal hizmet bilimine de önemli yenilikler kazandıracak boyuttadır.


 


 






[1]Taberani; El-Kebir; Nr. 10033.



[2]Taberani; el-Evsat; Nr. 7583.



[3]Taberani; El-Kebir; Nr. 13646.



[4] Karagöz¸ İsmail; Dinî Kavramlar Sözlüğü; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları; Ankara; 2005; s. 634.



[5]Attâr¸ Feridüddîn; Evliya Tezkireleri; (Terc.: Süleyman Uludağ); Kabalcı Yayınevi; İstanbul; 2007; s. 115.



[6] Attar; 2007: 449.



[7] Attar; 2007: 451.



[8] Bayat¸ Mojdeh ve Jamnia¸ Muhammed Ali; Sufi Diyarından Hikâyeler; İnsan Yayınları; İstanbul; 2003; s. 53.



[9] Bayat-Jamnia; 2003: 16.



[10] Bursalı¸ Mustafa Necati; Kâdiriyye Yolunun Başbuğ Velileri-İstanbul ve Anadolu Erenleri; Çelik Yayınevi; İstanbul; t.y.; s. 452.



[11] Bursalı; t.y.: 50.



[12] Bursalı; t.y.: 46.



[13] Attar; 2007: 666.



[14] Attar; 2007: 187.

Sayfayı Paylaş