MUSTAFA TAKÎ EFENDİ'DE ÇEVRE BİLİNCİ

Somuncu Baba

Takî Efendi'ye göre çevre kirliliğine sebep olan bataklıkları kurutmak¸ gerekli yerlere köprü¸ yol¸ misafirhane ve çeşmeler yapmak¸ ağaç yetiştirmek suretiyle ormanlar meydana getirmek ve bu işleri kolaylıkla yapabilmek için ziraat ve sanat aletleri geliştirmek hayra vesile olma anlamına geldiğinden inanan insana büyük mükâfatlar kazandıracak davranışlardır. O¸ "Hayra delalet eden¸ ön ayak olan o hayrı kendisi yapan gibidir. Şerre delalet eden¸ ön ayak olan da o şerri yapan gibidir."

Sûfîler manevî hayatlarını hiçbir zaman maddî hayatlarındaki gelişim ve değişimden ayrı düşünmemişlerdir. Bir başka ifadeyle onlar¸ ‘manevî gelişim için maddî şartların gözetilmesi gerektiği' hususunu her zaman ve zeminde vurgulamışlardır. Onlar¸ bu düşünceleri ile ‘başka canlıları ilgilendiren hususları göz ardı etmediklerini' ve ‘yaratılana hizmeti Yaratana hizmet' olarak gördüklerini göstermişlerdir. Sûfîlerin maddî âlem ile ilgili birçok kural koydukları ve bütün canlıları ilgilendirmesi yönü ile üzerinde ısrarla durdukları konulardan bir tanesi ise ‘Çevre Bilinci' konusudur. Onlara göre tabiatın¸ güzellikleri ile varlığını sürdürebilmesi dünyada örnek ve lider insanlar olabilme açısından önemli olduğu kadar manevî ilerleme ve gelişme açısından da son derece önemli bir husustur. Bu konuyu enine boyuna tartışan ve bu konuda söz söyleyen isimlerden bir tanesi de sûfî kimliği ve maddî şartlara bağlılığı ile yakın tarihimizde müstesna bir konuma sahip olan Mustafa Takî Efendi'dir. Bu çalışmamızda Takî Efendi özelinde sûfîlerin çevreye olan duyarlılıklarını dile getirmek istiyoruz. 


Mustafa Takî Efendi'de Çevre Bilinci


Öncelikle Takî Efendi'nin içerisinde bulunduğu maddî çevreyi hatırlamanın isabetli olacağı kanaatindeyiz. Takî Efendi¸ Osmanlı'nın çöküş dönemi¸ I. Dünya Savaşı ve Cumhuriyetin kurulduğu ilk yıllara şahitlik eden birisidir. Onun hayatını devam ettirdiği dönemde savaşlar nedeniyle açlık ve fakirlik memleketin dört bir tarafını sarmış durumdaydı. Toplum¸ kişiliğini olduğu kadar çevre düzeni ile vatanını da tekrar inşa etme sürecini yaşıyordu. Bu kritik süreçte Takî Efendi¸ ilmî¸ siyasî ve manevî kişiliğinin kendisine yüklediği sorumlulukla kişilik ve kimliklerin inşası kadar çevre bilincine sahip olarak yeniden bu vatanın inşası noktasında da dikkatli davranılması gerektiğinin altını çizmiştir.


Takî Efendi¸ çevreye yani insan¸ hayvan¸ bitki ve cansız eşyaya karşı takınılması gereken tavrı Hz. Peygamber (s.a.v.)'in "Halkın hepsi Allah'ın iyali¸ fukarasıdır. Halkın Allah'a en ziyade sevgilisi Allah'ın iyaline yani yarattığı kullarına menfaati¸ iyiliği çok olandır."[1] hadisinde zikredilen ‘iyâl' kavramı ile izah etmeye başlamıştır. Ona göre¸ Müslüman olsun olmasın bütün insanlar¸ hayvanlar hatta bitkiler ve cansız eşyalar bu kavramın içerisine girmektedir. Dolayısıyla ‘yaratılmışa hizmet' dinin bir emridir. Bu emir ise çevreye karşı duyarlı olmayı zorunlu kılmaktadır. Takî Efendi¸ hadisin şerhindeki şu ifadeleri ile çevremizdeki insanlara¸ hayvanlara ve bütün eşyaya nasıl davranılması gerektiğini şöyle izah etmiştir: ‘Öyle ise kardeşler! Hiçbir mezhep¸ hiçbir cins aramayıp insanlara iyiliğe çalışmalı hakkı elimizde bulunan biçare hayvanlara da iyilik etmeliyiz. Onların yemelerine¸ yerlerine¸ tımarlarına¸ üremelerine iyi bakmalıyız. İşimizde kullanırsak iyi işlerde eza ve cefa etmeksizin kullanmalıyız. Allah'ın cansız mahlûklarına da iyilik etmeliyiz. Ormanlarda genç fidanları kesmemeli¸ onların büyümelerine mani olmamalı¸ köklerinden kesmemeli¸ devrilmelerine engel olmalı¸ otları ekinleri ezip büzmemeli¸ onlardan insanca istifade etmeliyiz. Bunun içindir ki¸ fıkıh kitaplarımızda tarlası olup da sürmeyip boş bırakan ve ekmiş olduğu şeylerini ve ağaçlarını sulamayıp kurumasına sebep olan ve dükkân ve değirmen gibi yerlere bakmayıp harap eden kimselerin günahkâr olacağı açıklanmıştır.'[2]


Takî Efendi'nin bu ifadelerinde İslâm'ın insan¸ hayvan ve bütün yaratılmışa kısacası çevreye bakışını özlü bir şekilde dile getirdiğini görmekteyiz. Takî Efendi¸ meselenin zahir kısmına dair bu ifadelerinden sonra şu anlattığı hikâye ile çevre bilincinin manevî boyutuna da dikkat çekmiştir: "Şeyhin biri müritlerinden birine¸ ‘Bana şöyle bir ot parçası getir.' demiş. Mürit sahralara çıkmış¸ bir ot koparamamış. Şeyhin yanına eli boş gelmiş. Şeyhin sorusuna karşı¸ ‘Elimi hangi ot parçasına uzattımsa o ot parçasının Yaratanı zikrettiğini gördüm. Hiç birini koparmaya cesaret edemedim.' demiş. Bu¸ bir hikâye ise de hisse almalı¸ Yaratanın her yarattığına riayet etmeliyiz."[3]


Takî Efendi'ye göre çevre kirliliğine sebep olan bataklıkları kurutmak¸ gerekli yerlere köprü¸ yol¸ misafirhane ve çeşmeler yapmak¸ ağaç yetiştirmek suretiyle ormanlar meydana getirmek ve bu işleri kolaylıkla yapabilmek için ziraat ve sanat aletleri geliştirmek hayra vesile olma anlamına geldiğinden inanan insana büyük mükâfatlar kazandıracak davranışlardır. O¸ "Hayra delalet eden¸ ön ayak olan o hayrı kendisi yapan gibidir. Şerre delalet eden¸ ön ayak olan da o şerri yapan gibidir."[4] hadisinden hareketle bu güzel işleri yapmaya gücü yetenlerin yapmalarını¸ yapmaya gücü olmayanların hayra teşvik suretiyle o hayrı yapanlar gibi sevap kazanmalarının mümkün olduğunu dile getirmiştir.[5]


Takî Efendi'ye göre¸ aynı vatan üzerinde yaşayanlar ‘ortak unsurları' korumakla yükümlüdürler. Buna göre vatan topraklarını koruma altına almak¸ ulaşım amacıyla yollar yapmak¸ deniz¸ liman¸ ırmak¸ dağ¸ ova ve diğer unsurları faydalanabilecek derecede genel hizmete hazır hale getirmek ve düşman saldırılarından vatanı koruyacak tedbirleri almak vatandaşların sahip olduğu ‘ortak unsurları' korumak anlamıma gelir ki Hz. Peygamber (s.a.v.)'in; "(Allahu Teâlâ buyurdu ki)¸ ‘İki ortaktan birisi diğerine hıyanet etmediği müddetçe Ben o iki ortağın üçüncüsüyüm."[6] hadisinde dile getirdiği rahmet ve huzur ortamı ancak bu hizmetlerin hayata geçirilmesine bağlıdır. Takî Efendi'ye göre kasaba¸ mahalle¸ köylerde meralar¸ sular¸ ormanlar¸ yollar ve sokaklar da ‘ortak unsurlar' içerisinde değerlendirilmeli ve bu mekânların temiz ve düzenli bir hale getirilmesine dikkat edilmelidir.[7] 


Takî Efendi¸ çevre bilincini İslâm'ın temizliğe verdiği önem açısından da değerlendirmiştir. Takî Efendi'ye göre¸ Hz. Peygamber (s.a.v.): "İslâmiyet temiz ve paktır. Öyle ise temiz ve pak olunuz. Zira Cennet'e ancak temiz ve pak olanlar girer."[8]  hadisi ile temiz olma konusunda uyarıda bulunmuştur. Bu emri layığı ile yerine getirmek için ev¸ sokak¸ mahalle ve köyler her türlü pislikten arındırılmalıdır. Bu konuda hizmeti belediye¸ hükümet veya başka kurum/kimselerden beklememelidir. Kişi ancak bu şekilde yani her yeri temiz tutmaya gayret ettiği sürece temiz bir insan olarak Cennet'e girmeye hak kazanabilir. Takî Efendi'ye göre¸ bu hadis sadece dış temizliğe değil iç temizliğe de işaret etmektedir. Dolayısıyla yürekler/kalpler de temizlenmelidir ki insan Cennet'e layık hale gelsin.[9] Takî Efendi'nin bu ifadelerinden onun huzurlu bir hayat sürülebilmesi için fizikî çabaların yanı sıra manevî unsurların da göz ardı edilmemesi gerektiği fikrine sahip olduğu sonucunu çıkarabiliriz.[10]


Sonuç


İslâm'ın ana kaynakları ile sistemlerini şekillendiren sûfîlerin üzerinde durdukları önemli konulardan bir tanesi de ‘çevre bilinci ile hayatı idame ettirme' hususudur. Takî Efendi özelinde çevre bilincini dile getirmeye çalıştığımız sûfîlerin bu konudaki yaklaşımlarından şu sonuçları çıkarmamız mümkündür: 


Sûfîler¸ çevreye olan duyarlılıklarını daima manevî gelişimleri ile bağlantılı olarak değerlendirmişlerdir. Onlar¸ maddî unsurları göz ardı etmeyen kimseler olduklarını çevre konusundaki açık ve net tavırları ile gözler önüne sermişlerdir. "Dünya ahiretin tarlasıdır."[11] ilkesi ile hayatlarına yön veren sûfîlerin önemli halkalarından birisi olan Takî Efendi ve onun gibi ilmî ve manevî kişiliği ile örnek olan şahsiyetlerin fikirleri derinlemesine incelenmeli ve günümüz insanına yön veren mesajları daha dikkatli bir şekilde ortaya çıkarılmalıdır. Çevreye olan duyarlılığımızın azaldığı şu teknoloji çağında sûfîlerin konuya bakışlarındaki hassasiyeti yakalayıp bu kriterler ile hayatımıza anlam katmanın İslâm dünyasını eski günlerindeki ihtişamlı günlerine kavuşturacak önemli hususlardan birisi olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır.


 






[1] Beyhaki¸ Şuabu'l-iman¸ c.VI¸ s.42¸ no: 7444. (Hadislerin tercümeleri Takî Efendi'nin ‘Kırk Hadis' isimli eserinden aynen alınmıştır.)



[2] Mustafa Takî¸ Kırk Hadis¸ Mithat Paşa Sanayi Mektebi Matbaası¸ Sivas 1327¸ s.16 (11 Numaralı hadisin şerhi)



[3] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.17.



[4] Tirmizi¸ İlim¸ 14; Suyûtî¸ Câmiu's-Sağîr¸ c.I¸ s.300¸ no:1966.



[5] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.27–28.



[6] Ebû Davud¸ Sünen¸ Büyû'¸ 26; Hâkim¸ el-Müstedrek ale's-sahihayn¸ Beyrut 1990¸  c.II¸ s.60¸ no:2322/191.



[7] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.38–40. (25 numaralı hadis ve şerhi)



[8] Aclûnî¸ Keşfu'l-Haf⸠c.I¸ s.341¸ no:922.



[9] Takî¸ Kırk Hadis¸ s.44–45 (30 numaralı hadis ve şerhi) 



[10] Takî Efendi'ye göre¸ "Bir kimse bir şey diker veya eker¸ ondan bir adam ve Allah'ın yarattığı mahlûkattan birisi ondan yerse yedikleri onu diken¸ eken kimseye sadaka olur" (Buhari¸ Edeb¸ 27; Tirmizi¸ Ahkâm¸ 40)  hadisinde İslam'ın çevreye ne denli büyük bir önem verdiği açık bir şekilde belirtmiştir. Ona göre¸ bu hadis¸ bağ¸ bahçe¸ orman oluşturma¸ sebze ve meyve yetiştirme kısacası çevreyi ihya etme konusundaki önemli teşviklerden bir tanesidir. Takî¸ Kırk Hadis¸ s.64. (48 numaralı hadis ve şerhi)



[11] Aclunî. Keşfü'l-Haf⸠c.I¸ s.490 (Hadis No:1320); Hâkim¸ Müstedrek¸ c.IV¸ s. 312.

Sayfayı Paylaş