RÜYALARDAKİ MANEVÎ İŞARETLER

Somuncu Baba

Allah'ın velî kulları¸ nefse uymama¸ herkese âdil davranma gibi gerek şahsî¸ gerekse içtimaî meselelerde sergiledikleri örnek tutum ve davranışları itibariyle mümtaz şahsiyetlerdir. Şüphesiz evliyalar¸ Allah'ın rızasına uygun yaklaşımlarıyla bütün kararlarını akıl ve kalp süzgecinden geçirerek alırlar ve böylece hem kendilerine¸ hem de topluma hayırlı hizmetlerde bulunurlar. Bununla birlikte Allah'ın bir lütfu olarak belki de ihtiyaca binaen¸ gördükleri sadık rüyalar sayesinde de manevî dünyalarını daha da zenginleştirme imkânı bulurlar. İşte siz

Allah'ın velî kulları¸ nefse uymama¸ herkese âdil davranma gibi gerek şahsî¸ gerekse içtimaî meselelerde sergiledikleri örnek tutum ve davranışları itibariyle mümtaz şahsiyetlerdir. Şüphesiz evliyalar¸ Allah'ın rızasına uygun yaklaşımlarıyla bütün kararlarını akıl ve kalp süzgecinden geçirerek alırlar ve böylece hem kendilerine¸ hem de topluma hayırlı hizmetlerde bulunurlar. Bununla birlikte Allah'ın bir lütfu olarak belki de ihtiyaca binaen¸ gördükleri sadık rüyalar sayesinde de manevî dünyalarını daha da zenginleştirme imkânı bulurlar. İşte size sunacağımız birkaç evliyanın rüyası¸ söylemek istediklerimize bir delil niteliğindedir:


Cüneyd-i Bağdadî'nin Rüyası


 Cüneyd-i Bağdadî¸ mescitte bir gencin fakirler için tahsis edilen yardım sandığından para aldığını gördü. Bunun üzerine aklından şunları geçirdi: "'Bu sağlam bir gençtir. Neden çalışıp da kazanmaz ki? Ertesi gece rüyasında önüne örtülü bir tabak konulur¸ örtüyü kaldırdığında altında pişmiş bir beden görür. Kendisine: "Ey Cüneyd! Bu yemeği ye!'" denir. Cüneyd-i Bağdadî¸ "Ben ölü eti yemem!" der. Kendisine "Dün mescitte nasıl yedin? Şimdi de yiyeceksin!" denir. Cüneyd-i Bağdadî¸ gıybet ettiğinin farkına varır ve kan ter içinde uyanır. Derhal abdest alır¸ namaz kılar¸ tevbe ettikten sonra dışarıya çıkar. Her yerde o genci arar. Nihayet Dicle kenarına varır ve onu orada görür. O genç¸ suya atılan sebze artıklarını toplayıp yemekle meşguldü. Cüneyd-i Bağdadî: "Yanına vardım. Tam hakkını helal etmesini isteyecektim ki¸ bana şöyle dedi: ‘Ya Cüneyd! Mescitte içinden geçenden tevbe ettin mi?' "Pişman oldum! Tevbe eyledim! Bana hakkını helal et!" dedim. Genç: "Öyleyse üzülme artık! Var git yoluna. Ben sana hakkımı helal ettim." dedi ve şu âyeti okudu: ‘Ve O¸ kullarının tevbelerini kabul eden ve seyyielerini (günahlarını) affedendir. Ve yaptığınız şeyleri bilir.'[1]Ardından bir de ne göreyim¸ genç gözden kaybolmuştu."[2]


 Merkez Efendi'nin Rüyası


İstanbul Koca Mustafa Paşa'daki bir tekkede şeyhlik yapan Sünbül Sinan'ın şöhretini işiten Merkez Efendi¸ bazı kimselerin onun hakkında yaptıkları dedikoduların etkisi altında kaldığı için¸ sohbetlerine fazla itibar etmiyordu. Bir gün rüyasında Sünbül Efendi'nin¸ kendi evine geldiğini gördü. Sünbül Efendi'yi içeri almamak için hanımı ile kapının arkasına pek çok eşya dayadılar ve üzerine oturdular. Fakat Sünbül Efendi kapıyı zorlayınca¸ kapı arkasına kadar açıldı ve onlar da yere yuvarlandılar. Bu sırada irkilerek uyanan Merkez Efendi¸ yaptığı hatayı anladı. Bu rüya¸ kendisi için bir uyarı ve manevî çağrı niteliği taşıyordu. Üstelik eleştirdiği ve beğenmediği Sümbül Efendi kendisini dergâhına davet ediyordu. Sabah olunca Sünbül Sinan'ın camisine gidip¸ vaaz ettiği kürsünün arkasına¸ o görmeden oturdu. Sünbül Sinan¸ vaaz esnasında Tâhâ Suresi'nin bazı âyet-i kerimelerini tefsire başladı. Tefsirden sonra; "Ey cemaat! Bu tefsirimi siz anladınız. Hatta Merkez Efendi de anladı." buyurdu. Sonra aynı âyet-i kerimeleri daha yüksek manalar vererek tefsir ettikten sonra tekrar; "Ey cemaat; Bu tefsirimi siz anlamadınız¸ Merkez Efendi de anlamadı." buyurdu. Merkez Efendi¸ hakikaten ikinci defa anlatılanlardan bir şey anlamamıştı. Sünbül Sinan¸ o gün Tâhâ Sûresi'ni yedi türlü tefsir etti. Vaaz bitti¸ namaz kılındı¸ herkes camiden çıktı. Sadece Sünbül Efendi kalınca¸ Merkez Efendi huzura varıp elini öptükten sonra af diledi. Sünbül Efendi de: "Ey Muslihuddîn Musa Efendi! Biz seni genç ve kuvvetli biri sanırdık. Meğer sen ve hanımın çok yaşlanmışsınız. Akşam bizi kapıdan içeri sokmamak için gösterdiğiniz gayrete ne dersiniz? Fakat neticede kapı açıldı ve ikiniz de yere yuvarlandınız!" diye buyurunca¸ Merkez Efendi iyice şaşırdı. Kalpten özür dileyerek¸ ağlamaya başladı¸ affına sığınıp talebeliğe kabul edilmesi isteğinde bulundu. Sünbül Efendi de kendisini kabul ettiğini¸ dergâhta hizmete başlamasını söyledi.[3]


 Abdullah Bin Mübarek'in Rüyası


 Abdullah bin Mübarek¸ zengin ve aynı zamanda çok cömert bir veli idi. Hayattayken bütün servetini yoksullara dağıtmıştı. Bir kere kendisine yoksul bir misafir geldi. O da her şeyini misafirine verdi. Hanımı¸ bu davranışından dolayı epey rahatsızlık duymaya başladı. O ise şöyle dedi: "Misafirler¸ Aziz ve Celil olan Allah tarafından gönderilirler." Buna rağmen hanımı onunla çekişti. Bu anlaşmazlık¸ daha uzun bir süre devam etti. Bunun üzerine Abdullah¸ "Hayra engel olan bir kadınla daha fazla birlikte yaşayamam." diyerek eşine hak ettiği mehrini vererek ondan boşandı. Bir gün asilzadelerden birinin kızı onun meclisine geldi ve sohbetini dinledi. Sohbetten etkilenen kız¸ eve gidip babasından "Beni onunla evlendir." diye rica etti. Babası elli bin altınla birlikte kızı ona nikâhladı. Nikâhtan sonra Abdullah¸ rüyada şu sözleri duydu: "Bir kadını bizim için boşadın¸ işte bu onun karşılığıdır. Bilesin ki¸ bizimle alışveriş yapan hiç kimse zarar etmez."[4]


 Süfyân-ı Sevrî'nin Rüyası


Naklederler ki¸ züht ve takva ehli bir genç¸ hacda iken Allah aşkı ile bir ‘Âh' edip ölmüş. Süfyân¸ onun ruhuna hitaben "Dört kez hac yaptım¸ bunları sana bağışladım¸ sen de şu ‘Âh'ı' bana veriyor musun?" dedi. Genç¸ manevî âlemde "Verdim gitti." dedi. Süfyân¸ o gece gördüğü rüyasında kendisine şöyle dediklerini duydu: "Kâr ettin¸ haydi bakalım¸ eğer bunu tüm Arafat'takilere bölüştürsen hepsi zengin olur."[5]


 Malik Bin Dinar'ın Rüyası


 Mâlik bin Dinar¸ bir gece rüyasında kendisine gizli bir ses; "Ey Mâlik! Sen bir mahlûksun. Allahu Teâlâ'dan kork. Masivayı (dünyaya bağlılığını) bırak¸ Allahu Teâlâ'dan başkasının sevgisini terk edip bize dön. Yoksa helâk olursun." buyruldu. O¸ sabahleyin erkenden hocası Hasan Basrî Hazretlerine giderek rüyasını anlattı. Hocası da rüyanın doğru olduğunu bildirdi. Demek ki¸ bütün samimî ibadetlerine rağmen Mâlik'in gönlünde az da olsa dünyaya ait bir meyil kalmıştı. Mâlik¸ bundan sonra ömrünün sonuna kadar kalbi¸ Allahu Teâlâ'nın sevgisi ile dolu yaşadı. Kimseden bir şey kabul etmedi. Hattatlık yaptı ve kazandığı ile ihtiyaçlarını karşıladı.[6]


 Mâlik Bin Dinar'ın Bir Başka Rüyası


 Mâlik bin Dinar'ın şöyle naklettiği rivayet edilir: "Yıllardan beri gazaya gitme arzusunu taşırdım. Rum diyarında savaş olduğu gün tesadüfen ateşli bir hastalığa yakalandım ve gazaya gitme imkânı bulamadım. Kendi kendime¸ ‘Ey bedenim! Eğer senin Allah katında bir değerin olsaydı şu humma hastalığına yakalanmazdın.' diye uyudum. Gördüğüm rüyada hatiften (gaipten) gelen bir ses¸ ‘Şayet sen bugün harp yapmış olsaydın esir düşecektin. Sana domuz eti vereceklerdi¸ domuz eti yiyince de günahkâr olacaktın. Bu humma senin için (Hak'tan gönderilen) muazzam bir lütuf oldu.' dedi. Bunun üzerine uykudan uyandım ve yüce Allah'a şükrettim.[7]


 


 






[1]42/Şura¸25.



[2]Attâr¸ Feridüddîn; Evliya Tezkireleri; (Terc.: Süleyman Uludağ); Kabalcı Yayınevi; İstanbul; 2007: 396.



[3] İslam Âlimleri Ansiklopedisi; C. 14; 1985: 196-197.



[4] Attâr; 2007: 217.



[5] Attâr; 2007: 222.



[6] İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; C. II: 288. Hilyet-ül-Evliyâ; C. II: 357.



[7] Attâr; 2007: 81.


Sayfayı Paylaş