VELÎLER VE KORUNMAYA MUHTAÇ KADINLAR

Somuncu Baba

"Velîlerin öncülüğünde kurulan bazı özel tekkeler¸ bilhassa şiddet
gören kadınları sosyal koruma kapsamına almaktaydı. Osmanlı
Devleti'nde kadınlara yönelik ilk sığınma evi¸ 18. yüzyılda İstanbul
Eyüp'te açılmıştır. "Hatuniye Dergâhı" olarak bilinen sığınma
evinde şiddet gören ve zor durumda olan kadınlara zanaat öğretilip
onların kendi ayakları üzerinde durmaları sağlanmaktaydı."

Toplumda insan ilişkilerinde bazen istenilmeyen nahoş hadiseler yaşanabilmektedir. Böyle olumsuz durumlarda zalimler olabileceği gibi mazlumlar da olabilmektedir. Velîler ve maneviyat büyükleri¸ böyle durumlarda özellikle mazlum durumda olan insanları özel koruma kapsamına almayı uygun görürlerdi. Mesela¸ büyük günah işlemiş¸ zina yapmış¸ tecavüze uğramış veya şiddete maruz kalmış kadınların daha büyük tehlikelere itilmelerine engel olabilmek adına onları en kısa zamanda manevî ve sosyal yönden rehabilite etmek çok önemlidir. İşte velîler¸ bilerek veya bilmeyerek böyle zor duruma düşmüş kadınları toplum hayatına yeniden kazandırabilmenin ve kendi ruh halleriyle yeniden barışık olmalarının yollarını ararlardı.


Bu bağlamda velîlerin öncülüğünde kurulan bazı özel tekkeler¸ bilhassa şiddet gören kadınları sosyal koruma kapsamına almaktaydı. Osmanlı Devleti'nde kadınlara yönelik ilk sığınma evi¸ 18. yüzyılda İstanbul Eyüp'te açılmıştır. "Hatuniye Dergâhı" veya "Karılar Tekkesi" olarak bilinen sığınma evinde şiddet gören ve zor durumda olan kadınlara zanaat öğretilip onların kendi ayakları üzerinde durmaları sağlanmaktaydı. Ayrıca burada kimsesiz ve sahipsiz kadınlar barınabildikleri gibi psikolojik rahatsızlıkları olan yaşlı kadınlara da maddî ve manevî tedavi hizmetleri verilmekteydi. Yüz kadını ağırlayabilme kapasitesine sahip olan bu dergâha¸ 18 yaşın üzerindeki bütün kadınlar alınabilmekteydi. Rivayete göre Hoca Hüsamettin tarafından yapılan bu dergâh¸ daha sonra sığınma evi olarak kullanılmıştır.[1]


Hz. Ahmed Bin Mehdi'den Örnek Bir Olay


Geçmişte korunmaya muhtaç kadınlara kurumsal bakım hizmetleri sunulmuş olduğu gibi bazı velîlerin şahsî girişimleriyle de özel manevî himaye hizmetleri de verilmiştir. Hz. Ahmet bin Mehdi'nin[2] sergilemiş olduğu örnek bir olay burada kayda değer olduğunu düşünüyorum:


Şeyh Ahmed bin Mehdi'nin Bağdat'taki hanesinin kapısını bir gece çaresizlik içinde başka gidecek kapı bulamayan bir kadın çalar. Kadıncağız¸ gözyaşı içinde tecavüz edildiğini ve hamile kaldığını söyler. Kadıncağız¸ başına gelen bu acı olayın toplum tarafından duyulmasını istemez ve Hz. Ahmed bin Mehdi'ye şu itiraflarda bulunur:


"Ben¸ başka bir yol göremediğim için sizden habersiz olarak sizin benim kocam olduğunuzu halka duyurdum. Biliyorum hamileliğim sizinle hiç bir ilgisi yok¸ ama çok zor durumdayım¸ beni bu durumdan kurtarırsanız ve halimi gizleyip örterseniz Allah da sizleri affeder."


Hz. Ahmed bin Mehdi¸ büyük bir sükûnetle kadının sözlerini dikkatle dinler¸ sıkıntılı durumunu hafifletmek ümidiyle topluma söylediklerini inkâr etmeyeceğini ve kendisini zahiren de olsa eş olarak kabul ettiğini müjdeler. Hamile kadın¸ Hz. Ahmed bin Mehdi'nin evine yakın bir yerde kendisine tahsis edilen müstakil bir evde yaşamını sürdürür ve bir erkek çocuğu doğurur.


Bunun üzerine mahallenin imamı¸ cemaati ve komşular¸ hayırlı uğurlu olsun demek için Hz. Ahmed bin Mehdi'ye ziyarete gelirler ve kendisini tebrik ederler. Hz. Ahmed bin Mehdi de "La ilahe illallah" diyerek şükrünü dile getirir. Hz. Ahmed bin Mehdi¸ ertesi gün mahallenin imamına giderek¸ eşinden boşandığını duyurur ve kendisine nafaka olarak iki dinar teslim ederek şunları söyler: "Bunları al¸ doğum yapan o hanıma ver. Artık onunla benim aram bitmiştir."


Hz. Ahmed bin Mehdi¸ bundan böyle mahallenin imamı aracılığıyla doğum yapmış olan kadına her ay iki altın göndermeye devam eder. Etraftakiler¸ kendisinin niçin bu kadar cömertçe davrandığını sorduklarında o: "Bu paralar¸ doğan çocuğun nafakasıdır." derdi. Bu aylık ödemeler¸ çocuğun vefatına kadar devam eder. İki yıl aradan sonra çocuk vefat ettiğinde mahalledeki insanlar kendisine taziyeye gelirler. Hz. Ahmed bin Mehdi¸ "Başa gelen çekilir." diyerek kaderine rıza gösterir.


Bir gece kadın yine Hz. Ahmed bin Mehdi'nin evine gelir ve büyük bir mahcubiyet içinde mahallenin imamı aracılığıyla aldığı bütün altınları iade etmek ister ve şöyle der: "Ey Allah'ın mübarek kulu¸ bana kimsenin yapamayacağı bir iyilikte bulundun. Benim günahımı örttün¸ Allah da seni örtsün. Bu gönderdiğin altınları ben hak etmiyorum. Bunları iade etmek için kapına geldim."


Hz. Ahmed bin Mehdi¸ bu sözlerden çok etkilenir¸ ancak verdiği altınları yeniden geri almayı hiç düşünmez ve kadına şu ibretli sözleri söyler: "Ey mübarek kadın¸ bunlar doğan çocuk için verdiğim paralardır. Artık hepsi senindir. Çünkü onun varisi sensin! Dilediğin gibi onları harcayabilirsin."


Hz. Sadüddîn-i Kaşgarî'den Örnek Bir Olay


Türkistanlı Şeyh Sadüddîn-i Kaşgarî'nin müritlerinden olan Pir Ali¸ yaşadığı bir olayı şöyle nakletmiştir: "Hanımım üç aylık hamile idi. Haberim yokken çocuğu düşürmek için bazı çarelere başvurmuş. Fakat başvurduğu çareler¸ tam tersine netice verince¸ sancılar içinde kıvranmaya başlamış. Eve vardığımda¸ vaziyeti hiç iç açıcı değildi. Başına¸ yakın akraba ve komşular gelmiş ağlıyorlar¸ maneviyatını daha çok bozuyorlardı. Benim de elimden bir şey gelmiyordu. Hemen hocam Sadüddîn-i Kaşgarî Hazretlerinin huzuruna gittim. Yanında misafirleri bulunduğu için hiçbir şey söylemeden bir kenarda beklemeye başladım. Bir müddet sonra o kimseler yanından ayrıldıklarında hocam kendiliğinden bana dönerek şöyle dedi; ‘Hanımınıza gidip deyiniz ki; ‘Bu işi daha önce yine yapmak istemiştin. O zaman seni affetmiştik. Şimdi de affediyoruz. Eğer bir daha yapmak istersen¸ senin için kurtuluş yoktur.' Hocamın bu sözleri beni rahatlattı. Hemen eve koştum ve eşimin iyileştiğini gördüm. Ona durumu anlattım. Dedi ki; ‘Hocamız doğru buyurmuş. Daha önce yine böyle bir iş yapmış ve ölümden kurtulmuştum. Demek ki hocamızın himmeti bereketiyle kurtulmuşum. Şimdi de bir anda iyileştiğimi hissettim. Hocamızın büyüklüğü karşısında yaptığım bu işten dolayı utanıyorum. Artık böyle bir iş yapmaktan Cenab-ı Hakk'a sığınırım.' dedi."[3]


Sûfîlerin hoşgörülü ve aynı zamanda uyarıcı yaklaşımları¸ insanları yaptıklarından dolayı ümitsizliye sevk etmeyen ve-fakat manevî yönden rehabilite eden bir tavırdır. Buna binaen kürtaj yapmış olan hanım¸ şeyhi tarafından dışlanmamış¸ fakat son kez uyarılıp aynı günahın yeniden işlenmesi hâlinde dünyada himmetten¸ ahirette ise şefaatten mahrum olacağı işareti kendisine iletilmiştir. Kürtaj kararı eşiğinde olan anne adayları¸ bu süreçte büyük psiko-sosyal sıkıntılar yaşamaktadır. Bu gelgitler içinde böyle bir eylemi gerçekleştirmiş olan kadınların birçoğu daha büyük bunalımlar yaşamakta ve bazen de pişmanlık bile duyabilmektedir. Dolayısıyla kürtaj yapma eğilimi içinde olan anne adaylarının bu süreçte dünyevî ve uhrevî sonuçları açısından bilgilendirilmeleri ve bu kararlarından vazgeçmelerine yönelik bugün de kendilerine manevî ve sosyo-ekonomik destek sağlanması gerekmektedir.


 


 






[1]Şentürk¸ S; "Osmanlı'nın İlk Kadın Sığınma Evi: Karılar Tekkesi". Zaman Gazetesi; 20.09.2011.



[2]Ahmed bin Mehdi hazretlerinin ne zaman doğduğu ve vefat ettiği hakkında fazla bilgi olmamakla birlikte Ebu Nuaym el-İsfahani'ninHilyetü'l Evliya ve İbnü'l-Cevzi'ninSıfatü's-Safve kitaplarında Hz. Ahmed bin Mehdi'nin varlıklı bir âlim ve bütün servetini ilme sarf eden bir Allah dostu olduğu¸ kırk sene boyunca uyumayıp ilim ve ibadetle meşgul olduğu ve birçok hadis rivayet ettiği belirtilmektedir. Daha fazla bilgi için bkz.: Ebu Nuaym el-İsfahani; Sahabe'den Günümüze Allah Dostları (Hilyetü'l Evliya. İbnü'l-Cevzi: Sıfatü's-Safve); (Terc.: Said Aykut ve diğerleri); Şule Yayınları; İstanbul; Cilt VI; 1995: 96-97.



[3] İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; C. 13; 1985: 3.

Sayfayı Paylaş