HAÇLI ZİHNİYETİ VE ÖNYARGILARI

Somuncu Baba

"Batı'nın bilinçaltındaki İslâm'a ve Müslümanlara karşı nefret ve saldırganlık duyan zihniyet ve ruh hâlâ canlılığını korumaktadır. Bunun temsilcisi konumundaki köktendinci ve ırkçı çevreler¸ İslâm'ı ve Müslümanları tehdit ve "terörist" olarak görmeye ve bu istikametteki faaliyetlerine devam etmektedirler. "


2013 yılında İsveç'te iki başörtülü kadının saldırıya uğraması ve İspanya'da “aşırı dinci” bir Müslüman'ın nasıl tanınacağına dair çizimlerin yer aldığı bir kitapçığın yayımlanması Batı'da bir süredir tırmanış gösteren “İslâmofobik” hareketleri tekrar gündeme taşımıştır. Bilhassa 2012 yılı Eylül ayında Amerika'da hazırlanan İslâm'a¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'e ve Müslümanlara hakaret içeren “Müslümanların Masumiyeti” isimli provokatif filmle bir kez daha görüldü ki¸ Batı'nın bilinçaltındaki İslâm'a ve Müslümanlara karşı nefret ve saldırganlık duyan zihniyet ve ruh hâlâ canlılığını korumaktadır. Bunun temsilcisi konumundaki köktendinci ve ırkçı çevreler¸ İslâm'ı ve Müslümanları tehdit ve “terörist” olarak görmeye ve bu istikametteki faaliyetlerine devam etmektedirler. Bu makalede söz konusu çevrelerdeki saldırganlığın kadim köklerinden başlayarak “11 Eylül”2001 sonrasında kendisini gösteren “İslâmfobik” hareketlerin tehlikeli tırmanışını analiz etmeye çalışacağım.


Haçlı Zihniyeti ve Oryantalist Yargılar


Haçlı Seferleri¸ Hıristiyan Batı'nın¸ İslâm'a ve Müslüman Doğu'ya düzenlediği taarruzların ilki ve en büyüğüdür. Haçlı taassubunun ve sömürgeci zihniyetin müzmin bir maraz olarak Batı'nın fikrî-ruhî bünyesine musallat olmasında; saldırganlık¸ tahakküm ve yok etme tabiatının psiko-sosyal alt yapısını hazırlamada seferler mühim rol oynamıştır.


19-20. yüzyıllarda ortaya çıkan ve bugün de varlığını koruyan Oryantalist akım¸ Doğu'yu ve İslâm'ı tek taraflı bir yaklaşımla¸ kilise anlayışı çerçevesinde şematize etmiştir. Oryantalistlerin kafasını dokuyan semantik alan bakımından İslâm¸ tam bir zıt tip¸ Hıristiyan Batı'nın düşmanı olarak tanımlanmış ve konumlandırılmıştır. Oryantalist Avrupa'nın Müslüman'ı¸ Osmanlı'yı ve Arap'ı anlatış biçimi¸ şirazeden çıkmış duygu ve düşüncelerin etkisiyle öylesine korku verici ve tahrik edici bir kıvama getirilmiştir ki¸ sürekli olarak Batılıların İslâm'ı ve Müslümanları denetlemesine¸ eleştirmesine¸ hakaret etmesine ve nihayet zapturapt altına almasına sebebiyet vermiştir.


11 Eylül'le Başlayan Saldırılar


1992'de “Tarihin Sonu” tezinin sahibi Fukuyama ile 1995'te “Medeniyetler Çatışması” görüşünün savunucusu Huntington'un ortaya attıkları köktenci/radikal komplo teorileri İslâm'a/Müslümanlara karşı başlatılacak global ölçekteki post-modern saldırıların siyasî-ideolojik altyapısını hazırlamıştır.11 Eylül Hadisesi ve bundan sonra George Bush'un 1991'de dile getirdiği “Yüz yıl sürecek yeni bir dünya düzeni kuruyoruz.” stratejisi kapsamında ABD'nin¸ Afganistan¸ Sudan ve Irak'a karşı misilleme harekâtına soyunmasıyla mezkûr global savaş uygulamaya konmuştur. Bu süreçte Batı kamuoyu var gücüyle İslâm'a ve Müslümanlara saldırmış; İslâm ile “terör” aynileştirilerek¸ İslâm'ın kutsallarına hakaret içeren karalama kampanyalarına kalkışılmıştır.


11 Eylül'ün¸ başta ABD olmak üzere topyekûn Batı Dünyası'nı¸ Müslümanlar için yaşanılmaz hale getirdiği; Müslümanların “ötelenmesine” sebebiyet verdiği; en kötüsü de bugün hâlâ devam eden Müslümanları “terörist” kabul eden¸ İslâmiyet'e “İslâmofobi” penceresinden bakan bir Batı kamuoyu bıraktığı ve nihayet Batı Âlemi'nde menfi bir İslâm-Müslüman imajı/algısı meydana getirdiği aşikârdır. Hâlbuki FBI raporlarına göre ABD'de 1980-2005 arasında meydana gelen terör saldırılarının % 94'ünün Müslümanlarla herhangi bir ilgisinin olmadığı; ABD Dışişleri Bakanlığı'nın raporlarına göre de dünyada ABD'ye karşı işlenen terör suçlarının sadece % 7'sinin İslâm dünyasından kaynaklandığı kayıtlara geçmiş ve basında yer almıştı.


Oslo Dönemeci ve Güçlenen Hareketler


22 Temmuz 2011'de Norveç'in başkenti Oslo'da; Avrupa'yı ve Hıristiyanlığı¸ Müslümanların hâkimiyetinden kurtarma ve İslâmiyet'in yayılışını engelleme adına 77 kişiyi katleden Anders Behring Breivik'in¸ kendisini bir “Tapınak Şövalyeci” olarak nitelendirmesi¸ tezimizi haklı çıkaran müşahhas gelişmelerden olmuştur. Breivik¸ internet sitesinde “İsa'nın ve Süleyman Mabedi'nin Şövalyeleri” imzasıyla yayımladığı “2083 Bir Avrupa Bağımsızlık Bildirgesi” başlıklı 1.518 sayfalık manifestosunda ırkçı ve köktenci fikirler ortaya koymuştur. Avrupa'nın büyük bir “İslâmlaşma” tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ve Müslümanların¸ Hıristiyan Batı medeniyetini tahrip etmek için Avrupa'ya sızdıklarını iddia etmiştir.


Breivik'in¸ “İslâmofobik ırkçı” çıkması; 30 Eylül 2005'de Danimarka'nın¸ Jyllands Posten gazetesinde Hz. Muhammed (s.a.v.)'e hakaret eden karikatürlerin yayımlanmasına sözde demokrasi adına müsamaha göstermesi; 29 Kasım 2009'da İsviçre'de referandumla minarelerin¸ Fransa'da ise 13 Nisan 2011'de peçenin yasaklanmasına karar verilerek din ve ibadet özgürlüğünü baltalanması¸ Avrupa'da İslâmofobinin tırmanışa geçtiğinin tehlike çanlarından sayılmıştır.


İslâmofobik partiler artık neredeyse bütün Avrupa'ya yayılmış vaziyettedir. Yüzlerce aşırı sağcı parti¸ İslâmofobik ırkçılığı¸ temel ideolojilerinden biri olarak benimsemiş durumdadır. Konunun uzmanları¸ ırkçı partilerin¸ İslâm ve çok kültürlülük karşı söylem ve faaliyetlerinin¸ Oslo katliamına benzer eylemlerin tekrarlanması ve çoğalması için elverişli bir zeminin meydana gelmesine katkıda bulunduğunu ifade etmektedirler.


Breivik'in de 2004-2006 yılları arasında üyesi olduğu Norveç'teki aşırı sağcı İlerici Parti (PP)¸ ülkenin en büyük ikinci siyasi partisi konumundadır. Belçika'daki Flaman Menfaati Partisi (VB)¸ 30 burkalı Müslüman kadın için yasak çıkartmayı başarmış ve cami inşaatlarına karşı tertip ettiği mitinglerle gündeme gelmiştir. Danimarka'ya baktığımızda¸ “İslâm'ın girdiği yerde hoşgörü olmaz; İslâm Avrupa'nın yeni vebası” sözünü slogan haline getiren Pia Kjaersgaard'ın¸ ırkçı Danimarka Halk Partisi'nin (DHP) liderliğini yaptığı ve hükümeti dışarıdan desteklediği göze çarpmaktadır.


Kimler Körüklüyor?


Almanya'da bulunan Friedrich-Ebert Vakfı'nın Kasım 2011'de yaptığı bir araştırmada; “Müslüman karşıtlığının¸ Avrupa'da sadece aşırı sağ gruplar arasında değil¸ halkın önemli bir kısmında taraftar bulduğunun ve geleneksel ırkçılığın geri döndüğünün” ortaya çıkması¸ yukarıda ifade ettiğimiz ürkütücü gerçeğin son çarpıcı delillerindendir. Araştırmaya göre¸ Avrupa'da Müslüman karşıtlığının en fazla olduğu ülke¸ % 61'le Macaristan iken¸ bunu % 50 ile İtalya ve % 47 ile Polonya izlemiştir. Milyonlarca Müslüman'ın yaşadığı Almanya'da halkın % 46'sı¸ İngiltere'de % 45'i¸ Fransa'da ise % 38'i Müslümanları “sorun” olarak görmektedir.


Karikatür krizleriyle gündeme gelen Danimarka'da vatandaşların % 45'i “başörtüsü yasaklanmalı ve Müslümanlar toplumda huzursuzluk meydana getiriyor” görüşünü paylaştıkları ortaya çıkmıştır. Araştırmayı gerçekleştiren Danimarkalı Jens Peter Frölund Thomsen¸ 11 Eylül'den sonra Müslümanlara karşı nefretin arttığını vurgulamıştır: “Müslüman korkusu 11 Eylül¸ Londra ve Madrid saldırılarından sonra giderek arttı. İnsanların büyük kısmı bilmeden korkuyor ve nefret ediyor. Büyük bölümünün Müslümanlarla irtibatı yok.”


Diğer taraftan Amerika'da¸ Center For American Progress (CAP) düşünce kuruluşunun 11 Eylül'ün 10. yıldönümü vesilesiyle hazırlattığı “Korku Şirketi: Amerika'daki İslâmofobi Ağının Kaynakları” başlıklı raporda¸ İslâm düşmanlığını körükleyen yayın organlarına maddî destek veren vakıfların aynı olduğu ve bunların son 10 yılda toplam 42¸6 milyon dolar kaynak aktardıkları belgelerle ispatlanmıştır. Rapora göre¸ İslâm karşıtı çalışmalara en çok yardım yapan kurumların başında 2007'den itibaren 21 milyon 318 bin dolar destek vererek dikkatleri üzerine çeken Donors Capital Fund gelmektedir. Listede 3. sırada yer alan The Russell Berrie Foundation adlı kuruluşun çok sayıda Yahudi yardım kuruluşunu desteklediği belirtilmiştir.


Washington Post Gazetesi'nin ABC News ile birlikte yaptıkları bir araştırma sonucu Amerikalıların % 49'unun İslâm hakkında olumsuz kanaatlere sahip olmasının ve bunun 2002'den bu yana % 39 artmasının temel sebebi olarak da organize dezenformasyon faaliyetlerinin etkili olduğuna işaret edilmiştir. Raporda görüşlerine başvurulan eski CIA görevlisi Marc Sageman¸ bu tür çalışmaların Breivik gibilerin terörizmine altyapı sağladığı ve sonuçlarının ağır olabileceği uyarısında bulunmuştur.

Sayfayı Paylaş