TAPINAK ŞÖVALYELERİ

Somuncu Baba

"Hıristiyanlık uğruna savaşmaya ant içmiş bir Haçlı tarikatı
olan Tapınak Şövalyeleri'nin esas ismi¸ "İsa'nın ve Süleyman
Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri"dir. Kudüs Kralı II. Baldwin
tarafından Mescid-i Aksa'ya yerleştirildiklerinden dolayı
"Tapınak Şövalyeleri" ismiyle anılmıştır."

22 Temmuz 2011 tarihinde Norveç'in başkenti Oslo yakınındaki bir adada¸ Avrupa'yı ve Hıristiyanlığı¸ Müslümanların hâkimiyetinden kurtarmak ve İslâmiyet'in tehlikeli yayılışına dikkat çekmek maksadıyla 77 kişiyi katleden Anders Behring Breivik'in¸ kendisini bir "Tapınak Şövalyeci" olarak nitelendirmesi¸ dikkatleri 12. yüzyılda oluşturulan Hıristiyanlığın gizemli tarikatı "Tapınak Şövalyeleri"ne çevirmiştir.


Breivik¸ şahsi internet sitesinde "İsa'nın ve Süleyman Mabedi'nin Şövalyeleri" imzasıyla yayımladığı 1.518 sayfalık manifestosunda¸ Tapınak Şövalyelerinin teşkilat yapısına ve yöntemlerine başvurularak silahlı mücadelenin başlatılması¸ her ülkede küçük silahlı birliklerin oluşturulması ve Müslümanların Avrupa'dan tehcir edilmesi gerektiğini teklif etmiştir. "Adalet sever Şövalyelerin Komutanı" olarak yaptığı eylemle¸ bu "kutsal savaşın" önünü açtığını ifade etmiştir. "Tapınak Şövalyeci" bir haçlı sıfatıyla¸ insanlık tarihini bir "Müslüman-Hıristiyan çatışması" olarak yorumlayan Breivik¸ Haçlı Seferleri'ni¸ Hıristiyan âlemini fethetme ihtirasına karşı bir "nefs-i müdafaa" olarak gördüğünü açıklamıştır. 


 


Tapınak Şövalyeleri Kimdir?


Tapınak Şövalyelerinin (Knights Templar)¸ Hugues de Payens isimli soylu bir şövalye ve sekiz arkadaşı tarafından¸ kutsal topraklara giden Hıristiyan hacıları korumak amacıyla¸ Haçlı Seferleri sırasında 12. yüzyılın ilk çeyreğinde (1118-1119)¸ Kudüs Kralı ve Kudüs Patriği'nin onayıyla Kudüs'te kurulduğu rivayet edilmektedir.


Hıristiyanlık uğruna savaşmaya ant içmiş bir Haçlı tarikatı olan Tapınak Şövalyeleri'nin esas ismi¸ "İsa'nın ve Süleyman Tapınağı'nın Yoksul Şövalyeleri"dir. Kudüs Kralı II. Baldwin tarafından Mescid-i Aksa'ya yerleştirildiklerinden dolayı "Tapınak Şövalyeleri" ismiyle anılmıştır.


Selahaddin Eyyubi'nin¸ Hıttin Savaşı ile Kudüs'ü yeniden fethetmesine kadar 70 yıl boyunca "Tapınak Tepesi"¸ Tapınak Şövalyeleri'nin merkezi olmuştur. Devrinin en korkulu ve esrarengiz haçlı grubu olan Tapınak Şövalyeleri¸ Hıristiyanlığın ve Haçlı Seferleri'nin önemli sembollerinden birisi haline gelmiş ve sayısı kısa sürede artmıştır.


Şövalyeler¸ kutsal topraklara giden hacılara ve din adamlarına yol boyunca eşlik ederek¸ saldırılara karşı koruyup güvenliklerini sağlamak için¸ Kudüs ve Anadolu'da¸ Akdeniz kıyılarında kaleler inşa etmişlerdir. Albert Pike (1809-1891)¸ Tapınak Şövalyeleri'nin bu "misyonlarının" kılıftan ibaret olduğunu¸ "samimi dindar şövalyeler olmadıklarını"¸ gerçek amaçlarının zenginlik ve güç elde etmek olduğunu ifade etmektedir.


Bankerlik ve ticaretle de uğraşan Tapınak Şövalyeleri zaman içerisinde daha da zenginleşmişlerdir. Tarikatın gizemli havası ve mistik öğretileri¸ pek çok Avrupalı asilin ilgisini çekip sempatisini kazanmış; kutsal topraklardan Avrupa'ya kadar her yerde şövalyelerin efsaneleşmesine yol açmıştır.


Varlığının 1129'da Katolik Kilisesi (Papalık) tarafından resmen kabul edilmesi; 1139'da başarılarından dolayı Papa II. Innocent'in tam bağımsızlık hakkı tanınması; krallar ve soyluların toprak ve toprak kirası alma ayrıcalığı vermeleri¸ tarikatın haddinden fazla güçlenmesine sebep olmuştur.


En güçlü dönemlerinde askerî varlıkları 20 bini bulan bu savaşçı keşişler¸ sahip oldukları silahlı gücün ötesinde¸ ülkelerin ve imparatorlukların geleceğini belirleyecek ölçüde caydırıcı bir güce erişmişlerdir. Öylesine zenginleşip güçlendiler ki¸ Avrupalı kralları¸ borç para bulmak umuduyla kendilerinin kapısını çalmak¸ yüksek faizlerle büyük borçlar altına girmek zorunda bırakmışlardır. Sonuçta bu da kendilerine¸ krallar üzerinde söz sahibi olma ve onları yönlendirme imkânı sunmuştur.


 


Selahaddin Eyyûbî ve Tapınakçılar


Diğer taraftan Tapınak Şövalyeleri o döneme kadar Müslümanlara ve İslâm topraklarına karşı yürütülen Haçlı saldırılarının ve katliamlarının da baş sorumlularından olmuşlardır. Bu yüzden¸ Selahaddin Eyyûbî 1187'deki Hıttin Zaferi'nden sonra¸ Hıristiyanların büyük bir bölümünü bağışlamasına rağmen¸ Tapınakçıları affetmemiş; işledikleri katliamlardan ötürü onları idamla cezalandırmıştır. Hıttin'den sonra Kudüs'teki merkezlerini kaybetmelerine ve pek çok kayıp vermelerine rağmen Tapınakçılar yine de varlıklarını korumuşlar ve Kıbrıs'a mevzilenmişlerdir.


Filistin'de yaşanan bu olumsuz gelişmelere rağmen Avrupa'daki güçlerini artıran Tapınak Şövalyeleri¸ başta Fransa olmak üzere pek çok ülkede "devlet içinde devlet" konumuna geleceklerdir. 1291'de kutsal topraklardaki Hıristiyan varlığının sona ermesiyle Avrupa'ya dönmek zorunda kalan Tapınakçılar¸ başta Fransa olmak üzere çeşitli ülkelere yerleşeceklerdir.


 


Papalığın Yasaklaması ve Cezalandırması


Haçlı Seferleri'nin hezimetle sonuçlanması üzerine misyonları bitmesi gerekirken¸ onlar siyasi güçlerini¸ servet ve üyelerini artırmaya devam ettirmişlerdir. Bir müddet sonra Papalık ve Fransa Kralı IV. Philippe¸ Tapınakçıların¸ giriştikleri politik oyunlar ve karanlık amaçlarla kontrol edilemez bir kuvvete erişmelerinden tedirginlik duymuş ve güçlerinin azaltılması gerektiğine karar vermiştir.


Bu cümleden olarak 1307'de Papa V. Clement'in emriyle bazı şövalyeler geri çağrılmıştır. Dinden sapma¸ eşcinsellik¸ şeytana tapma ve büyücülükle suçlanarak işkence edilmek ve yakılmak suretiyle öldürülmüşlerdir. 1314'de Tapınak Şövalyeleri'nin büyük üstadı Jacques de Molay ve 34 üyesi¸ Paris'te kazığa çakılarak yakılmıştır.


Sonuçta¸ 1312'de toplanan Viyana Konsülü'nün kararıyla Tapınakçılık tüm Avrupa'da yasaklanmış ve yakalanan üyeler cezalandırılmıştır. Papa V. Clement'in 22 Mart 1312'de yayınladığı fermanla tarikat dağıtılmıştır. En azından kâğıt üzerinde resmi olarak sona erdiği onaylanmıştır.


 


Yeraltına Çekilen Tapınakçılar


Daha sonraki yüzyıllarda farklı örgütler adı altında¸ yeraltına inerek Avrupa'da  (Sadece Fransa'da 9 bin temsilcilikleri vardı ve çeşitli ülkelere yayılmış binlerce şato ve merkezleri bulunuyordu.) varlıklarını devam ettirmişlerdir. Bunların en önemlisi "Rose Croix" (Gül Haç) örgütüdür.


Tapınakçılığın¸ İlüminati ve masonluk gibi örgütler aracılığıyla sürdürüldüğü ve hatta masonluğun etkisiyle gelişen Fransız Devrimi ve Amerika'nın bağımsızlığı gibi topyekûn Batı'nın siyasi geleceğini belirleyen pek çok mühim hadisenin bunun bir sonucu olduğu kimi tarihçiler ve yazarlar tarafından savunulmaktadır.


 


Şövalyelik Devam Ediyor mu?


Tapınak Şövalyeleri'nin günümüzdeki tek amacının dünyayı yönetmek olduğunu ifade eden yazarlar hiç de az değildir. Harun Yahya'nın yer verdiği şu bilgi ve değerlendirmeler bu noktada hayret vericidir:


"Yaygın kabule göre¸ tarikat varlığını yer altında sürdürmüş¸ Kilise'ye ve genel olarak ilahî dinlere karşı şiddetli bir aleyhtarlık geliştirerek yaşamış ve uzun vade içinde masonluk olarak bildiğimiz örgüte dönüşmüştür. Tapınak Şövalyeleri bugün de yaşamaktadırlar. Ancak "masonluk" ismi altında. Bugün masonluğun en üst derecelerine varanlar "Tapınağın Koruyucusu" gibi şövalye unvanları alırlar. Amerika'da halen Tapınak Şövalyeleri (Knight Templar) adıyla toplanan localar¸ masonlukla iç içedir. Masonluk ise¸ hem Tapınakçı geleneğin başlıca özelliği olan din aleyhtarlığını sürdürmekte¸ hem de kimi zaman illegal mafya yöntemlerini de kullanarak uluslararası bir çıkar örgütü olarak faaliyet göstermektedir. Bu illegal yöntemlerin P2 mason locası ve Karındeşen Jack cinayetleri gibi ilginç örnekleri bulunmaktadır."

Sayfayı Paylaş