İSLÂM'IN ÖNGÖRDÜĞÜ ADÂLET ÇİZGİSİ

Somuncu Baba

“İslam'a göre¸ kâinatın düzeni adâletle ayakta durur¸ adâlet mülkün temelidir¸ adâletin olmadığı yerde zulüm hâkimdir¸ Allah ve O'nun koyduğu bütün hükümler zulmün her çeşidinden uzaktır.”

Adâlet; “düzenli ve dengeli davranma¸ her şeyin ve herkesin hakkını verme¸ haksızlıklardan uzaklaşarak orta yolu tutma¸ bir şeyi yerli yerine koyma¸ insaf ve eşitlik” anlamında bir terimdir. Adâletin zıttı zulüm¸ gadr ve insafsızlıktır. İslâm'da adâlet; hukuk önünde herkese eşit davranmak¸ kültür¸ bilgi ve mevkî farklılıklarından dolayı insanlara farklı farklı davranmamak demektir.


İslâm; adâleti fert ve her toplumun işlerinde değişmez ölçü olarak almış¸ adâlette istek ve heveslere yer vermemiş¸ adâlet ölçülerinde sevgi ve nefretlere uymamış¸ adâleti akrabalık ve yakınlık bağlarına göre ayarlamamış¸ adâlette zengin-fakir ayırımı gözetmemiş¸ kuvvetli ve zayıf farkını göz önüne almamıştır.


İslâm¸ kendisine inananları; sadece Allah için hareket etmelerini¸ aralarındaki münâsebetlerini Allah'ın rızâsına uygun bir şekilde ayarlamalarını¸ Allah için doğru şâhitler olmalarını¸ tüm toplum kesimlerinin birliğini sağlayıp ümmetin güvenliğini garanti altına almalarını emretmektedir.


Bu esaslar da bu dinin; bütün insanlık için son din ve mükemmel bir nizam olduğunu¸ adâletinden inanan ve inanmayan bütün insanların yararlanmasını tekeffül ettiğini üstün bir hukuk ve yönetim biçimi olduğunu¸ bu adâleti gerçekleştirme görevini Müslümanlara yüklediğini göstermektedir.


İslam'a göre¸ kâinatın düzeni adâletle ayakta durur¸ adâlet mülkün temelidir¸ adâletin olmadığı yerde zulüm hâkimdir¸ Allah ve O'nun koyduğu bütün hükümler zulmün her çeşidinden uzaktır. Allah'ın emirlerinin uygulandığı bir ortamda hiçbir kimseye zerre kadar zulüm yapılmaz.


İslam'ın evrensel adâlet çizgisi¸ Kur'ân-ı Kerim'de şu şekilde beyan edilmektedir:


“Allah¸ adâleti ve ihsanı emreder.”[1]


“Hükmettiğin zaman onlar arasında adâletle hükmet. Şüphesiz Allah adil davrananları sever.[2]


“Muhakkak ki Allah¸ adâleti¸ iyiliği¸ akrabaya yardım etmeyi emreder; çirkin isleri¸ fenâlık ve azgınlığı da yasaklar. O¸ düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.[3]


 “Ey iman edenler adâleti ayakta tutarak Allah için şâhitlik edenler olun. Kendinizin¸ ana ve babanızın aleyhinde bile olsa¸ (şâhitlik ettiğiniz kimseler) zengin veya fakir de olsalar (adâletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. Adâleti yerine getirebilmek için hevâ ve hevesinize uymayın. Eğer eğri davranır veya yüz çevirirseniz¸ Allah yaptıklarınızdan haberdardır.[4]


“De ki¸ ‘Rabbim adâleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (ona) doğrultun. Dini Allah'a has kılarak ona ibadet edin. Sizi başlangıçta yarattığı gibi (yine ona) döneceksiniz.[5]


Şürâ Sûresi'nin on beşinci âyetinde¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in adâlet sıfatını kaza­nabilmesi; daveti¸ yani risâlet görevini yerine getirmesi¸ bu konuda insanların keyfî istek ve arzularını hesaba kat­maksızın ilâhî emirlerin gösterdiği şe­kilde doğru olması ve Allah'ın daha önceki kitaplarda bildirdiği ebedî ger­çeklere inanması şartına bağlanmış­tır. Buna göre adâlet¸ başkalarının geli­şigüzel istek ve telkinlerinden etkilen­meyen istikrarlı bir doğruluk ve ahlâk kanununa itâatla gerçekleşen rûhî den­ge ve ahlâkî kemâldir.


Kur'ân-ı Kerim'de İslâm toplumunun bir niteliği olarak geçen “vasat ümmet[6] tabirindeki vasat kelimesi de müfessirlerce “adâlet” mânâ­sında anlaşılmıştır. Buna göre İslâm ah­lâklı olmayı¸ içtimaî bünyede de aşırılıklardan uzaklığı¸ dengeli ve uyumlu bir hayat tarzını öngörmüştür.


Kur'ân-ı Kerim'de adâlet sıfatından yoksun olan kişi dil­siz¸ âciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzetilerek böyle birinin¸ adâlet faziletini kazanmış¸ dolayısıyla doğru yolu bulmuş olanla bir tutulamayacağı bildirilmiş¸[7] böylece adâletin bir kemâl sıfatı olduğuna işa­ret edilmiştir. İnsanın Allah nezdinde en üstün değer ölçüsü olan takvâ[8] erdemine nâil olabil­mesi için âdil olması[9] ve adâletli söz söylemesi[10] gerekir. Esasen doğrulukla (sıdk) birlikte adâlet (adl) de ilâhî kelâmın bi­rer niteliğidir.[11]


Bahsedilen âyet-i kerîmelerden de anlaşılacağı üzere¸ Kur'ân-ı Kerim'e göre adâletin ölçüsü yahut dayanağı hakkâniyettir. Hidâyete hak sâyesinde ulaşılabileceği gibi adâlet de hakka uymakla sağlanır


Hak¸ objektif bir kav­ram ve sâbit bir kanun ilkesidir. Bir hak konusunda hüküm verilirken¸ hak­kın kendi lehine hükmedilmesi halinde bundan memnun olan¸ fakat aleyhine hükmedilmesi durumunda bu hükmü tanımayan insanlar için¸ “İşte bunlar zaâlimlerdir.[12] denilmiştir.


Kur'ân-ı Kerim'de hak ve adâletin mutlaklığı¸ öylesine vurgulan­mıştır ki¸ bizzat Allah'ın âhirette hiçbir haksızlığa mahal verilmeyecek şekilde adâletle hükmedeceği ve onun bu va'dinin kesin (hak) olduğu belirtilmiştir.[13]


Adâlet¸ insan ilişkilerindeki en temel ahlakî değerdir. Adâlet¸ her şeyde hakkı gözetmek ve hak edene hakkını vermektir. İslâm'da kâinattaki âhenk de¸ adâlet üzerine dayanmaktadır. Zulüm ise her şeyi¸ bütün âhengi¸ mihengi bozan¸ yerle bir eden dengesiz davranıştır. Adâlet¸ fıtratla uyumun adıyken¸ zulüm fıtratla uyumsuzluğun adıdır. Bu gerçeği¸ Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî; Adâlet nedir? Ağaçlara su vermek. Zulüm nedir? Dikene su vermek. Adâlet¸ nimeti yerine koymaktır; su çeken her köke değil. Zulüm nedir? Yersiz yere koymaktır. Bu sadece belaya kaynak olur.” şeklinde ifade ederken¸ Şeyh Sâdi-î Şirâzî; “Bir toplumun yönetimini üstlenmiş kişiye bir şey hep yasaktır: Uyumak. Gafletle uyumak devlet adamı için ne kadar tehlikelidir.”[14]¸ “Zulme uğrayanın kurumuş dudaklarına söyleyin gülsün¸ bir gün mutlaka zalimin dişleri sökülecektir.”[15]


Özetle¸  “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan¸ adâletle şâhitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin¸ sizi âdil davranmamaya itmesin. Adâletli olun; bu¸ Allah korkusuna daha çok yakışan (bir davranış)'tır. Allah'a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir.[16] buyuran Allahu Teâl⸠Müslümanlara her zaman adâletle davranmalarını emretmiştir.


Allah ve Rasûlü bizlerden¸ haksız yere cana kıymamayı¸ yetim malına el uzatmamayı¸ yakınlarımızın aleyhine de olsa adâletli olmayı¸ zulümden kaçınmayı ve adâleti tesis etmeyi¸ suçun şahsîliğini ilke edinmeyi¸ hiç kimsenin işlediği suçtan bir başkasının sorumlu tutulmamasını¸ hainlerden yana taraf olunmamasını ve onları savunmamayı¸ bütün münâsebetlerini menfaat ve faydacılık temeline oturtan ve yalana kulak veren¸ durmadan haram yiyen Yahudilerin durumuna düşmemeyi istemektedir.


Hz. Peygamber (s.a.v.) bizlere zâlimlerin ve zâlim toplumların asla rahat ve huzur yüzü görmeyeceğini¸ zalim toplumların mutlaka yıkılıp yok olacağını¸ Allah'ın zâlimleri gözetleyip bildiğini¸ zâlimler cezalarını bulurken korkudan tir tir titreyeceklerini¸ zâlimleri çepeçevre kuşatan cehennemin çok korkunç bir yer olduğunu hatırlatmaktadır.[17]


 


 






[1] 16/Nahl¸ 16/90.



[2] 5/Mâide¸ 5/42.



[3] 16/Nahl¸ 16/90.



[4] 4/Nis⸠4/135.



[5] 7/A'râf¸ 7/29.



[6] 2/Bakara¸ 2/143.



[7] 16Nahl 16/76.



[8] 49/Hucurât 49/13.



[9] 5/Mâide 5/8.



[10] 6/En'âm 6/152.



[11] 6/En'âm 6/115.



[12] 24/Nûr 24/48-51.



[13] 10/Yûnuş 54-55; 21/Enbiy⸠47; 39/Zümer¸ 69.



[14] Şeyh Sadî Şirazî¸ Bostan¸ haz. Sadık Yalsızuçanlar¸ Timaş yayınları¸ İstanbul 1998¸ s.75.



[15] Şirazî¸ Bostan¸ s.62.



[16] Mâide¸ 4/8.



[17] Ali Akyüz¸ Yaşayan Kur'ân Hazreti Peygamber¸ Ensar Neşriyat¸ 17. Baskı¸ İstanbul 2006¸ s. 157-158.

Sayfayı Paylaş