BİR ŞİİR KİTABI: GÜL SEFERİ

Somuncu Baba

Muhsin İlyas Subaşı¸ şiirleri kadar şiir kitaplarının adıyla da özgün bir şairdir. Hemen bütün kitaplarının sadece başlıkları sizi içinizde bulunduğunuz duygu âleminden alıyor ve ruh coğrafyasında olgun arayışların seferine çıkarıyor.

Bakınız mesela¸ 1968'de çıkardığı ilk kitabının adı “Vuslat Türküsü”dür. “Vuslat”¸ Yüce Yaratıcı'ya ulaşma¸ O'nunla bütünleşme arzusunu ifade eder. Tasavvuf bunu Vahdet-i Vücud olarak tanımlar. Mevlâna¸ Mesnevi'sinde bunu sıkça kullanmıştır. Subaşı da bu çizgiye tutunmuştur. Dikkatle okunursa kitabındaki şiirlerin hemen tamamına yakının da bu a


Muhsin İlyas Subaşı¸ şiirleri kadar şiir kitaplarının adıyla da özgün bir şairdir. Hemen bütün kitaplarının sadece başlıkları sizi içinizde bulunduğunuz duygu âleminden alıyor ve ruh coğrafyasında olgun arayışların seferine çıkarıyor.


Bakınız mesela¸ 1968'de çıkardığı ilk kitabının adı “Vuslat Türküsü”dür. “Vuslat“¸ Yüce Yaratıcı'ya ulaşma¸ O'nunla bütünleşme arzusunu ifade eder. Tasavvuf bunu Vahdet-i Vücud olarak tanımlar. Mevlâna¸ Mesnevi'sinde bunu sıkça kullanmıştır. Subaşı da bu çizgiye tutunmuştur. Dikkatle okunursa kitabındaki şiirlerin hemen tamamına yakının da bu atmosfere uygun olduğu görülür. 1979'da yayımlanan ikinci eserinin adı ise “Aydınlığın Gözleri”dir. Biz bir hakikate ulaşma arzusuyla yola çıkarken aydınlığın gözünden faydalanmayı düşündük mü acaba? Şair¸ böyle bir ince uyarıda bulunuyor. Ayrıca aydınlığa koşarken¸ okuyucusunu kucaklayarak bakışının kuşatıcılığında bir diriliş hamlesine davet ediyor. Muhsin İlyas Subaşı¸ 1981'de 3. kitabı “Bu Yüreğin Ülkesinde”yi neşreder. Yüreğimizin fethine yönelebilmenin gerekliliğini sanırım bu ifadeden daha güzel anlatanı olmamıştır. Şair¸ bir yıl sonra yüreğimizin fethi için¸ “Sevgi Donanması”na katılmaya çağırır bizi. Arkasından 1985'te “Deryadil”le kapımızı çalar. Yani deryalar gibi geniş bir gönül¸ daha doğrusu gönül dili! Hemen arkasından 1988'de “Sevdakâr” gelir elimize. Bu kitabı Milli Eğitim Bakanlığı bastı ve bakanlığın şiir kitapları arasında iki baskıda 8 bin satışla bir rekoru kırdı. Tabii adıyla da sevda adamı olmanın imtiyazına ulaştı. Şairimizin 7. kitabı “Bir Sır Gibi” 1991'de yayına girdi. Hayatın sırrıyla uhreviyetin sırrını birleştiren şiirler burada her şeyin bir ‘sır' kozası içinde olduğu aşk ülkesini anlatır bize. Şair¸ bunun için de bu eserinin arkasından gelen yeni kitabına “Aşkistan” adını verir. Aşkistan¸ Divan edebiyatının önemli şiir türlerinden olan “Rubai“lerden oluşur. Burada 101 rubaisini okuruz şairin. Ve arkasından son kitabı “Gül Seferi”!


Muhsin İlyas Subaşı¸ şiirlerinde bizi hayata bağlayan metafizik duyarlılığı ön plana alan bir şairdir. Şiir kitaplarına verdiği isimlerin tamamında mistik heyecan ve kucaklayıcılık ön plandadır. ‘Gül Seferi' de öyle değil midir? “Gül“¸ Hz. Rasûl (s.a.v.)'ün sembolüdür. Gül'ün kokusuyla rengiyle¸ yapraklarının iç içe birbirini kucaklayış haliyle bir üstün terkibin ifadesidir. İslâm tarihinde¸ şiirin kuşatıcılığıyla gülünkini birleştiren birçok şair¸ güzel örnekler sunmuşlardır. Subaşı da¸ insanları Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yoluna bu isimle; “Gül Seferi“yle davet etmektedir. İnsanlık hayata hep bir rehberin diriltici ışığında tutunmaya çalışmıştır. Dinden uzaklaşanların insana¸ eşyaya ve maddî unsurlara yönelmesi bir bunalım sonucudur.  Yüce Yaratıcımız¸ bu duruma sürüklenme tehlikesinde olan bütün kulları için bir olağanüstü kapı açmış ve ‘ışık insan' olarak peygamberleri göndermiştir. İnsanlar¸ bunun farkına varabildikleri oranda huzurlu olabilmişler ve sapkınlıklardan dolayısıyla felaketlerden uzak kalabilmişlerdir. Nuh Tufanı ile Lut Kavmi'nin başına gelenler bu uzaklaşma talihsizliğinin trajik acılarıyla doludur.


Muhsin İlyas Subaşı yukarıdaki şiirinde açıktan olmasa da buna işaret etmektedir. Onun ‘model insan' konusunda daha net bir şekilde ifadelendirdiği ise¸ doğrudan Hz. Rasûl (s.a.v.) için yazdığı şiirleridir. Günümüz edebiyatında öyle sanıyoruz ki¸ en fazla Naat yazan şair Muhsin İlyas Subaşı'dır. Onun; “Bir gönül mevsimi kapına geldim¸ / Sevgilim¸ Sultanım¸ Efendim benim. / Seninle üzüldüm¸ seninle güldüm¸ / Sevgilim¸ Sultanım¸ Efendim benim“¸ mısralarıyla başlayan Natı¸ Zekai Tunca¸ Mustafa Demirci ve İsmail Ötenkaya tarafından bestelenmiş ve TRT repertuarına girmiştir.


Tarihin ve geleceğin arasında var olduğu günden buyana arayış içerisinde olan insanlara peygamberlerin yol göstericiliği¸ ilahi bir lütuf olarak Yaratıcımız tarafından bize bahşedilmiş bir şanstır. Şair¸ bunun farkındadır ve insanları bu idrakle çağırır. ‘Gül Seferi'ne. Muhsin İlyas Subaşı'nın şiirlerine¸ bunalımdaki insana bir işaret kapısı olarak kendine dönüş yolunu gösterdiği uyarıcı yol haritası şeklinde bakmak gerektiğini düşünüyoruz. Son söz yine onun küçük bir şiirinin olsun:


 


KÂİNAT BİR ŞİİRDİR


 


Her yağmur damlasıyla bulutlar başlar söze¸


Ay'ı gecelerden sor¸ güneş ne der gündüze?


Kâinat bir şiirdir¸ okumayı bilirsen¸


Çok şey söyler bu dağlar¸ bu gök¸ bu deniz bize!..


 


 


Gül Seferi¸ Muhsin İlyas Subaşı¸ Şiir Vakti Yayınları¸ Kayseri 2013¸

Sayfayı Paylaş