AHLÂKÎ KAZANIM OLARAK VİCDAN

Somuncu Baba

Peygamberimiz (s.a.v.) de her çocuğun İslâm fıtratı üzerine doğduğunu¸ ama daha sonra verilen eğitime paralel olarak çocuğun dinî altyapısının tamamlandığına vurgu yapmaktadır.

Sözlüklerde vicdan; insanda iyiyi kötüden¸ hayrı şerden ayırt etmeyi sağlayan¸ insanın iyilikten huzur¸ kötülükten azap duymasına yol açan¸ insanı davranışları ve fiilleri hakkında âdil bir yargıya iten ahlâkî duygu¸ insandaki ahlâkî şuur; insanın¸ davranışlarını ahlâkî niteliklerine göre ayırt edip bunlardan dolayı onu takdir eden ya da suçlayan ahlâkî yetenek gibi anlamlara gelir.


 


Yüce Allah insanın fıtratına¸ iyi ile kötüyü¸ güzel ile çirkini¸ yararlı ile zararlıyı birbirinden ayıracak bir yetenek vermiştir.[1] İşte¸ insanın yaratılışında var olan bu iyi ile kötüyü birbirinden ayırt edebilme yeteneği vicdandır. Bir anlamda vicdan¸ insandaki ahlâkî şuurun adıdır.  Vicdan¸ insanın içinde var olan iyilikten zevk alma¸ kötülükten nefret etme duygusudur. Vicdan¸ kişinin hayır ve iyilikten zevk alması¸ huzura ermesi; kötülükten ve şerden rahatsız olmasıdır.


 


Peygamberimiz (s.a.v.) insandaki bu ahlâkî yeteneğin varlığını ve etkinliğini şu şekilde dile getirmiştir: “İyilik ve hayır ahlâkın güzelliğidir. Kötülük ve günah¸ senin vicdanını tırmalayan ve halkın bilmesini istemediğin tutum ve davranışlardır.”[2] Aynı konu bir başka hadiste biraz farklı olarak şöyle ifadelendirilir: “İyilik ve hayır; kalbin tatmin olduğu¸ insanın yaptığında huzur bulduğu/hoşnutluk hissettiği şeydir; kötülük ve günah da vicdanı sızlatan/acı veren¸ insanı rahatsız eden ve yaparken başkalarının görmesini istemediğin şeydir.”[3]


 


Vicdan¸ insanın doğuştan getirdiği temiz fıtrattır. Bu¸ içi boş temiz bir kaba benzetilebilir¸ dolayısıyla bu kap ne ile doldurulursa dışarıya da onu sızdırır. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v.) de her çocuğun İslâm fıtratı üzerine doğduğunu¸ ama daha sonra verilen eğitime paralel olarak çocuğun dinî altyapısının tamamlandığına vurgu yapmaktadır.[4]


 


Vicdanın Olumlu Şekillenmesi


Vicdan¸ insanın kendi fiillerinin ve davranışlarının sonuçlarını denetleyen¸ kontrol eden¸ hayatının akışını tanzim eden güçlü bir ahlâkî denetim mekanizmasıdır. Bununla birlikte vicdan¸ fert ve toplumların kabullerine¸ eğitim ve çevre şartlarına paralel olarak olumlu veya olumsuz bir tarzda şekillenebilir. Bu nedenle İslâm¸ işe her şeyden önce¸  düzgün olduğunda her türlü iyilik ve hayrın¸ bozulduğunda ise her türlü kötülük ve şerrin kaynağı olacak olan kalbi ıslah etme ile başlar. Nitekim Rasûlullah Efendimiz (s.a.v.) kalbin¸ düzgün olması halinde bütün vücudun da düzgün ve sağlıklı olacağına; bozuk olması halinde ise bütün vücudun bozulacağına dikkat çekerek konunun önemine vurgu yapmıştır.


 


İnsanın fiillerinin ve davranışlarının olumlu/iyi ya da olumsuz/kötü bir yönü vardır. Vicdan¸ kişinin fiillerinde ve davranışlarında bir “oto kontrol” görevi yapar. Bununla birlikte vicdan tek başına bir delil olamayacağı gibi¸ hakkı bulmada da yeterli değildir. Çünkü herkesin vicdanı kendi bireysel anlayışına/tercihine ve iradesine bağlı olduğundan¸ çıkacak sonuç ve değerlendirmeler de farklı olacaktır. Ayrıca vicdan¸ yanlış eğitim¸ sosyal çevre vb gibi birçok sebeple kolayca tesir altına alınabilir. Bu nedenle de vicdan¸ kendi gelişim ve olgunluğunu¸ dinî ve ahlâkî değerlerle uyum içerisinde bir yönelişe sahip olmakla sağlayabilir. Bir anlamda vicdan¸ ancak vahyin ve sünnetin yol göstericiliği sayesinde ahlâkî bir erdeme dönüşür ve aktif bir rol kazanır. Böylece vahyin ve sünnetin ışığında aydınlanan aktif vicdan¸ sahibini mutlu edecek¸ onu stres ve buhranlardan koruyacaktır.


 


Vahyin ve sünnetin aydınlattığı aktif vicdan sahibi mü'min¸ iyilik ve güzelliklerin insanı olacak¸ iyilik ve güzellikleri düşünecek ve yapacak¸ başkalarının da öyle olmasını arzu edecektir. Aynı şekilde o¸ kötülükleri istemeyecek¸ kötülük kurguları içerisinde olmayacak¸ onlara yaklaşmayacak ve başkalarının da kötülüklerden uzak kalmasını isteyecektir. Mü'min insan¸ bu aktif vicdanı sayesinde hak ile bâtılı¸ doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilir ve her zaman güzel ahlâkı tercih eder.


 


Vicdanın en büyük terbiyecisi¸ güçlü bir Allah inancı ve korkusu duygusudur. Vicdanın Allah inancı ve korkusu¸ ahirette de hesap verme şuuru ile doldurulması gerekmektedir. Allah Rasûlü (s.a.v.)¸ en erdemli insan olarak¸ kalbi tertemiz ve sözleri de doğru olan kişiyi görmekte¸ o kimsenin kalbinin günah¸ haksızlık¸ kötülük¸ kin ve hasetten uzak¸ Allah korkusu ile dolu bir kalp olduğunu ifade etmektedir.[5] Buna göre vicdanlar; en başta Allah korkusu olmak üzere¸ hak¸ adalet¸ doğruluk¸ dürüstlük¸ cömertlik¸ yardımseverlik¸ sevgi¸ hoşgörü¸ merhamet¸ şefkat¸ dostluk¸ kardeşlik¸ fedakârlık vb gibi ahlâkî erdemlerle yoğrulduğu ölçüde istikamet bulmakta ve ancak böyle vicdanlar baskı ve şiddet karşısında bile hakkı söylemekten geri durmamaktadır. Nitekim Mehmet Akif şu dizeleriyle bu gerçeğe dikkat çeker:


Ne irfandır veren ahlâka yükseklik¸ ne vicdandır


Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.


Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdân'ın


Ne irfanın kalır te'sîri kat'iyyen¸ ne vicdanın


 


 


Vicdanın  Gelişip Olgunlaşması


İnsandaki her tabiî yetenek gibi vicdanın da gelişip olgunlaşması ve varlığını gerçekten ortaya koyabilmesi¸ yetişme şartlarına ve eğitime bağlıdır. Çocuk¸ anne babasından aldığı ahlâkî değerleri büyük ölçüde kendi vicdanına yerleştirir. Vicdanın emirlerine boyun eğen kişi kendisini büyük bir manevî ödül kazanmış hisseder; gönül hoşluğu ve derûnî zevk duyar. Bunlara karşı gelen ise¸ içinde şiddetli bir sıkıntı ve manevî bir azabın acılarını hisseder. İnsan kendisini¸ vicdanın yergisine konu olacak davranışlardan ne kadar uzak tutarsa¸ karakterini o ölçüde sağlamlaştırmış ve ahlâkî olgunluğa yükselmiş olur.


İnsanın kalbi¸ Yüce Yaratıcı'yla ve insanlarla olan ilişkilerimizin şekillenmesinde ve onların Allah katındaki değerinin tespitinde önemli bir konuma sahiptir. Kabın içerisinde olanı sızdırması gibi kalbimiz de bizim aynamız ve davranışlarımıza yön veren mihenk taşıdır. Bu itibarla zihni ve kalbi kirlenen insanın söz ve davranışları da doğal olarak kirlilikten eser taşıyacaktır. Buna karşılık zihnini ve kalbini¸ iyiliklerin ve güzelliklerin süslediği kimsenin sözleri ve davranışları da ahlâkî erdemler doğrultusunda şekillenecektir. Dolayısıyla insanın yaratılış ve varoluş amacı ile örtüşmeyecek türden olumsuz/zararlı davranışlar sergilemesinde¸ kararmış bir vicdanın önemli bir unsur olduğu açıktır.


Sonuç olarak söylemek gerekirse; vicdan insanda iyiyi kötüden¸ hayrı şerden ayırt etmeyi sağlayan¸ insanın iyilikten huzur¸ kötülükten azap duymasına yol açan¸ insanı davranışları ve fiilleri hakkında âdil bir yargıya iten ahlâkî duygu ve şuurdur.


Vahyin ve sünnetin aydınlattığı aktif vicdan sahibi mü'min¸ iyilik ve güzelliklerin insanı olacak¸ iyilik ve güzellikleri düşünecek ve yapacak¸ başkalarının da öyle olmasını arzu edecektir. Aynı şekilde o¸ kötülükleri istemeyecek¸ kötülük kurguları içerisinde olmayacak¸ onlara yaklaşmayacak ve başkalarının da kötülüklerden uzak kalmasını isteyecektir. Mü'min bir insan¸ aktif vicdanı sayesinde hak ile bâtılı¸ doğru ile yanlışı birbirinden ayırabilir ve her zaman güzel ahlâkı tercih eder.


 


 


 







[1] 91/Şemş 8.



[2] Müslim¸ Birr¸ 14-15.



[3] Dârim Büyû'¸  2; Ahmet b. Hanbel¸ Müsned¸ IV/194.



[4] Buhârî¸ Cenâiz¸ 79-80¸ 93.



[5] İbn Mâce¸ Zühd¸ 24

Sayfayı Paylaş