YEDİNCİ HUTBE

Somuncu Baba

Okuduğum bu hadîs-i şerîfte¸ Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri imanı bir ağaca benzetiyorlar. Ağacın dalları budakları olduğu gibi îmânın da dalları budakları vardır. Ağacın dallarının bazıları aşağıda¸ bazıları da yukarıda olduğu gibi¸ îmânın da bazı dalları ve sıfatları yukarıdadır. Bazıları da bunlara nispetle aşağıdadır. Ağacın¸ dikiminde bulunan dalları yüksekte bulunan dallara yetişmediği gibi¸ îmânın da aşağı derecede olan dalları ve sıfatları yukarı derecedeki dallarına yetişmez. Bunların aralarında derece farkları vardır. Bununla beraber¸ bir dal n

Muhterem Cemâat!


Okuduğum bu hadîs-i şerîfte¸ Peygamberimiz Efendimiz Hazretleri imanı bir ağaca benzetiyorlar. Ağacın dalları budakları olduğu gibi îmânın da dalları budakları vardır. Ağacın dallarının bazıları aşağıda¸ bazıları da yukarıda olduğu gibi¸ îmânın da bazı dalları ve sıfatları yukarıdadır. Bazıları da bunlara nispetle aşağıdadır. Ağacın¸ dikiminde bulunan dalları yüksekte bulunan dallara yetişmediği gibi¸ îmânın da aşağı derecede olan dalları ve sıfatları yukarı derecedeki dallarına yetişmez. Bunların aralarında derece farkları vardır. Bununla beraber¸ bir dal ne kadar aşağıda olsa da ağaçtan sayıldığı gibi¸ îmânın en aşağı derecede bulunan şubeleri yine îmândan sayılır.


Bu hadîs-i şerîften anlaşıldığı veçhile îmân ağacının¸ yetişmiş bu kadar dalı ve kolu var imiş ki¸ bu dalların ve kolların en yükseği “Lâ ilahe illa'ilâh” kelime-i şerîfesi imiş. O kelime-i şerîfenin ma'nâsı; “Yoktur tapacak Tanrı'dan (başka) ancak”tır.


Îmânın en yüksek noktası ve en esaslı kökü¸ bu mübarek kelimeyi dilimizle söylemek ve içimizin en derin noktasıyla tasdîk eylemektir. Bu mübarek kelime¸ bu hadîs-i şerîfte bildirildiği veçhile¸ gerek Peygamberimiz ve gerek Peygamberimizden önce gelip geçen peygamberlerin mübarek ağızlarından çıkmış olan sözlerin en güzeli ve en efdalidir.


Bu kelime-i mübâreke insanı bir nefeste cehennemden cennete¸ karanlıktan aydınlığa çıkarır. Cennetin anahtarı bu mübarek kelimedir. Bu mübarek kelime mü'mine safa¸ kalbe cila verir.


Bir gün sahâbe-i kiramdan Muâz¸ Peygamberimizin binmiş olduğu hayvana beraber binmiş ve Peygamberimiz kendisini terkisine almış gidiyorlardı. Peygamberimiz “Yâ Muâz bin Cebeli” diye arkalarında bulunan bu zâta nida ettiler. Muâz¸ “Lebbeyk Yâ Rasulallâhr (Buyur¸ Yâ Resûlallâh) dedi. Peygamberimiz yine “Yâ Muâz bin Cebel!” deyip bu zâta nida ettiler. Bu zât yine “Lebbeyk Ya Rasulallâhr dedi. Üçüncü defa yine Peygamberimiz “Yâ Muâz bin Cebel” deyip bu zât da “Lebbeyk Ya Rasu-lallâhF dedikten sonra¸ Peygamberimiz¸ “Allah'tan başka tapacak tanrı olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü bulunduğuna candan ve gönülden tanıklık getiren hiçbir kimseyi cehennem ateşinde yakmayacağını” müjdelemişlerdir. Bu mübarek kelime¸ kelime-i tevhîd ve kelime-i îmân¸ ihlâstır. Bununla dâima îmân tazelenir ve yarın mîzânımızda günahımız ne kadar çok da olsa gönlümüzden koparak “Lâ ilahe illa'llâh!” diye söylediğimiz bu mübarek kelimenin ağırlığı bütün günahlarımızın ağırlığından ziyâde gelecek ve mîzânımızın hayır ve sevâb tarafı¸ şer ve günah tarafına yalnız bu mübarek kelimesiyle râcih ve faik olacaktır.


 Bu hadîs-i şerîfte îmân ağacının dallarının en aşağıda bulunanı dahi¸ yollarda gelen geçenlere zahmet veren ve her ne suretle olursa olsun ezâ veren her şeyi yollardan kaldırmak ve gidermek olduğu bildirilmektedir.


Demek ki îmân¸ yalnız insanın kendi nefsine faydası olan ve faydası başka kimselere tecâvüz etmeyen sıfat ve hikmetlerden ibaret olmayıp¸ böyle fayda ve menfaati başka kimselere de dokunan içtimaî ve ma'serî sıfat ve hasletleri de câmi'dir. Din âlimlerinin bildirdikleri veçhile îmânın yetmiş bu kadar şubelerinden biri de ilm öğretmek ve öğrendikten sonra¸ ilmi neşretmektir ki¸ ilmin içtimaî ve ma'serî bir sıfat ve haslet olduğu meydândadır.


Başka kimselerin mallarına el uzatmamak dahi îmânın şubelerinden bir şubedir ki¸ bunda haksız yere bir kimsenin malını yememek ve alış verişte terazi ile tartarken ve kile ile ölçerken kimsenin velev bir dirhem¸ bir habbe malını yememek dahi dâhildir. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de: “Doğru terazi ile tartın. Ölçü ile ölçerken eksik ölçü ile ölçenlere uey/ olsun.” (Mutaffifin¸ 1¸2¸3.) buyrulmuştur.


Selâm veren mü'minin selâmını güzelce almak ve hastaları yoklamak ve ölmüş olan mü'minlerin namazlarını kılmak¸ herkese karşı cûd u sehâda bulunmak ve küçüklere şefkat¸ büyüklere hürmet etmek ve kendi nefsi için istediğini mü'min kardeşine de istemek¸ herkese kendi gibi bakmak dahi îmânın şubelerinden ve îmân ağacının dallarındandır ki¸ ağaç dalsız olmayacağı gibi¸ îmân dahi bu güzel sıfat ve hasletlersiz olmaz.


Heman Cenâb-ı Hakk cümlemizi kâmil mü'minler zümresine ilhak ile dünyâ ve âhiret saadetine ermişlerden eylesin. Amîn.

Sayfayı Paylaş