BELDE-İ HAMSE-İ MUTAHHARA'DAN HAREMEYN-İ ŞEREFEYN'E KUTLU YOLCULUK

Somuncu Baba

Medine Münevvere'den ayrılma zamanı gelmişti¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e veda ziyaretleri başlamıştı. Gözler yaşlı¸ gönüller buruktu. İhramlı olarak Mescid-i Nebevi'de öğle namazını kıldıktan sonra araçlarımıza binerek Mikad mahalline¸ Zül-Huleyfe Camii'ne gelindi. Arkadaşlar trafikten dolayı biraz gecikince Vakıf Başkanımız¸ bir müddet oturalım diye buyurdu. Bu arada Pir Efendimiz de Medine-i Münevvere'den buraya geldiğinden bahsedildi¸ hatıra anlatıldı. O zaman da okunan ilahinin aynısı tekrar okundu. O manevî duygular tekrar yaşandı.

Hakikat Şehri Medine-i Münevvere


16 Mart 2013 tarihinde Kutlu Yolculuk başlamıştı. İlk durağımız Medine-i Münevvere olacak buradan Mekke-i Mükerreme'ye geçilecekti. Cumartesi günü saat 15.00'te uçağımız havalandığında tüm gönüllerde ayrı bir mutluluk vardı. Vakıf Başkanımız Hamid Hamidettin Ateş Efendi Zaman çok önemlidir¸ gittiğimiz kutsal yerlerde zamanınızı çok iyi değerlendirin ibadet ve taat'a önem verin¸ şimdi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in yaşadığı¸ bulunduğu mekânlara doğru gidiyoruz.buyurdu. Bu sözler tüm kafileyi ayrı bir heyecana boğmuştu. 410 kişiden oluşan kafilemiz güzel bir yolculuğun başlangıcında sayfalar halinde çoğaltılmış¸ Kur'an-ı Kerim'i okuyarak gökyüzünde 3 hatim inmişti. Medine-i Münevvere'ye geldiğimizde heyecan doruktaydı¸ yatsı namazına müteakip Allah'ın Rasûlü (s.a.v.)'nü topluca ziyaret edecektik. Sıddık kapısından Mescid-i Nebevî'ye girdik.  Yatsı namazlarımızı eda ettikten sonra Vakıf Başkanımızın önderliğinde ziyarete başladık. Salavat-ı şerifeler okunurken duygu yüklü anlarda başlamıştı. Vakıf Başkanımızın yaşadığı duygu yoğunluğu bütün arkadaşlarımızı derinden etkilemişti. Gönüller aynı mekânda¸ aynı huzurda¸ aynı istikamette bulunuyordu. Ziyareti tamamladığımızda ise ayrı bir huşû ve huzur bulunuyordu kafilede… Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.)'ın ziyaretlerini tamamlamıştık.


17 Mart 2013'te sabah namazında kafilemiz Mescid-i Nebevi'de sabah namazını kılmış sonra da Cennetü'l Bâkî mezarlığını ziyarette bulunmuştu. Medine-i Münevvere namaz demekti. Çünkü her şeyimizi¸ zamanımızı¸ çalışmalarımızı¸ hizmetlerimizi namaza göre ayarlıyorduk. Medine-i Münevvere huzur demekti¸ huşu demekti¸ güven demekti¸ teslimiyet demekti¸ selâmet demekti. Sohbetler ise bir farklı oluyor gönüllere işliyordu. Vakıf Başkanımız¸ “Sohbetler niçin bu kadar güzel oluyor biliyor musunuz?” dedikten sonra şöyle buyurdu İhvanlar dünyalık ve dünyaya dair işlerini buraya getirmedikleri için gönülleri olumsuz düşüncelerden uzakta temiz ve saf olduğu¸¸ birbirlerine olan muhabbetleri gönülden olduğu için sohbetler bu kadar güzel oluyor. buyurdu. 18 Mart Pazartesi günü sabah namazından sonra ziyaret programımız başladı. Öncelikle Uhud'a gidildi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Uhud beni sever¸ bende Uhud'u severim.”' buyurarak Uhud Dağı'nın canlı bir özellikte olduğunu vurguluyordu. Ayrıca Okçular Tepesi'ni hep birlikte görüyor ve duygulanıyorduk. Burada Uhud Savaşı anlatılırken söz dinlemenin¸ söz tutmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha hatırladık. Uhud Şehitliği'nin önüne geldiğimizde çok duygulandık. Her şeyini Allah yolunda feda eden şehitlerimizi anarken Hz. Hamza¸ Mus'ab bin Umeyr¸ Osman Bin Şemmaş Abdullah İbni Cahş (r.nhüm)… Ve nicelerini hatırladık¸ dualar ettik. Yolculuğumuz sürüyordu; Kıbleteyn Mescidi'ne¸ Hendek Savaşı'nın olduğu yere Yedi Mescitler'e Kuba Mescidi'ne ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Sabah kahvaltısını hurma bahçesinde yaptıktan sonra çok güzel bir sohbet oldu. Burada hurmanın özellikleri konuşulurken Acve (Peygamber Hurması) hakkında şu hatıra anlatıldı: İmana gelmeyen bir Yahudi bir hurma çekirdeğinin filizlenecek kısmını yakmış Peygamber Efendimize getirerek çekirdeğin hurma vermesini istemişti. Rasûlü Zişan Efendimiz Besmele çekerek toprağa dikmiş¸ filiz biraz gecikince mahzunlaşmış ve ellerini Cenab-ı Allah'a dua için kaldırmıştı. Böylece Filizlenen hurma hemen meyve vermişti. Bunun içinde Acve'nin İslâm dünyasında ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır.


  Vakıf Başkanımızın Medine-i Münevvere'de değişik ülkelerden gelen ziyaretçilerle görüşmesi ve Müslümanlar için dualar etmesi bizleri duygulandırırken Hulûsi Efendi Hazretlerinin şu beyitlerini hatırlatıyordu:


Medine şehrinin hâk ü toprağı


Ravza-i Habîb'in gül ü yaprağı


Hakîkat şehrinde kurmuş otağı


Seyyidim sultânım Karîbu'llâh'ım


Mürşidim mu'înim refî'u'llâhım


20 Mart 2013 günü Mescidi Nebevi'de kıldığımız yatsı namazına müteakip sohbet için yine hurma bahçesine geçildi. Burada hac ve umre hatıraları anlatılırken ayrı bir huzur¸ neşe ve mutluluk vardı. Anlatılan hatıralardan bir örnek şu şekildeydi: “Hulûsi Efendi Hazretleri döneminde Hacı Muhittin Amca (Ya Şeyh) bir rüya görür. Rüyasında bir otağı hümayun kurulmuş içeresinde Rasûlü Zişan Efendimiz ve ehl-i beyti bulunmaktadır¸ kendisi girmek ister ama otağa sokulmaz. Hulûsi Efendi Hazretleri ise otağa girer Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in mübarek ellerinden öper.  Allah'ın Rasûlü ise; “Evladım Hulûsi geç ve ecdadının yanına otur” diyerek Hz. Hüseyin Efendimizi işaret eder. Muhittin Amca heyecanla kalkar abdestini alır¸ doğruca Somuncu Baba Camii'ne gider. Vakit gece yarısını biraz geçmiştir.  Hulûsi Efendi Hazretleri mihrapta oturmaktadır. Muhittin Amca ya hitaben “Gösterilmese de inanacağınız yoktu değil mi?” der ve murakabe haline devam eder. Hurma Bahçesinde çok güzel sohbet oldu. Hazretle görüşme başladığı  sırada:


Ey hûblar şâhı sen eylesen fermân


  Cânımı yoluna eylesem kurbân


  Gönlüm ârzûsu bu dildeki efgân


  Dağları aşasım geldi sevdiğim


  Sana kavuşasım geldi sevdiğim


ilahisi okunurken öyle bir an yaşandı ki gözyaşları sel oldu. Bunların yazıyla¸ sözle anlatılması mümkün değildir. Bunlar ancak yaşanabilir. Anlamak için yaşamak gerekir.


  İhramla Mekke'ye


25 Mart 2013 Pazartesi günü Medine Münevvere'den ayrılma zamanı gelmişti¸ Peygamber Efendimiz (s.a.v)'e veda ziyaretleri başlamıştı. Gözler yaşlı¸ gönüller buruktu. İhramlı olarak Mescid-i Nebevi'de öğle namazını kıldıktan sonra araçlarımıza binerek Mikad mahalline¸ Zül-Huleyfe Camii'ne gelindi. Arkadaşlar trafikten dolayı biraz gecikince Vakıf Başkanımız¸ bir müddet oturalım diye buyurdu. Bu arada Pir Efendimiz de Medine-i Münevvere'den buraya geldiğinden bahsedildi¸ hatıra anlatıldı. O zaman da okunan ilahinin aynısı tekrar okundu. O manevî duygular tekrar yaşandı.


  Karanfiller tütsün dursun


  Çiçeklerin başı güldür


  Bülbülleri ötsün dursun


  Gözlerimin yaşı güldür


ilahisi okunurken Vakıf Başkanımız ve tüm ihvan duygulandı. Niyet yapılarak 2 rekât namaz kılındı ve Mekke-i Mükerreme'ye doğru yolculuğumuz devam etti. Yatsıyı müteakiben Mekke-i Mükerreme'ye varılmıştı. Hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Vakıf Başkanımızla birlikte Kâbe-i Şerif'e geçildi. Burada Rüknü Yemânî cihetinde toplanıldı ve niyet yapıldıktan sonra Umre başladı. Tavaf yapılıyor¸ dualar okunuyor¸ gözyaşları içerisinde tavafımız devam ediyordu. Vakıf Başkanımızla birlikte umrenin güzelliği bir kez daha yaşanıyordu. Vakıf Başkanımız arkadaşlara birkaç kez “Kimseyi incitmeyin¸ yavaş hareket edelim burada insanları incitmek uygun değildir¸ aradan geçenlere de yol verin.” diye bizleri uyarıyordu. Böylece bu güzellikler içerisinde tavaf tamamlanıyordu. İki rekât kılınan tavaf namazının ardından zemzemler içiliyor ve sa'y yapmak için Safa ve Merve arasına geçiliyordu. Burada ise aynı güzellikle ibadetimiz devam ediyordu. Bu ibadetteki hervele anları ise insana çok farklı duygular yüklüyordu. Geride kalan bir arkadaşımızı gören Vakıf Başkanımız¸ “Bu arkadaşımızı da aramıza alın.” diye buyuruyor¸ her an ve her zamanda olduğu gibi sahipleniyor¸ kimsenin geride kalmasına gönlü razı olmuyordu. Umremiz tamamlandığında ise vakit çok ilerlemişti¸ ama herkesin gözünden mutluluğu okunuyordu. Tıraşlarımızı olduktan sonra umre ibadetimiz tamamlanmıştı.


Kutlu Seferde Muhteşem Bir Gezi


  28 Mart 2013'te Vakıf Başkanımızla birlikte bir gezi programı yapıldı. Muhteşem bir geziydi bu. Önce Huneyn Vadisi ziyaret edildi¸ burası Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in Mekke'nin fethinden sonra Müşriklerin pusu kurarak¸  Peygamber Efendimizi ve ashab-ı kiramı yok etmek istedikleri vadiydi.  Ama burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in muhteşem stratejisi ile savaşı Müslümanlar kazanmıştı. Huneyn Zaferi Mekke'nin fethini tamamlar özellikteydi. Bu zaferden sonra civar beldelerin hemen hemen tamamı Müslüman olmuştu. Yolculuğumuz devam ediyordu¸ buradan Taif'e geçildi. Taif¸ 1600 rakımlı çok güzel bir yerdi. Taif'te Vadi-i Neml ziyaret edildi¸ burası Hz. Süleyman (a.s.)'ın karıncalarla karşılaştığı yerdi. Neml Suresinin 18 ve 19. ayetlerinde bu olay şöyle anlatılmaktadır:


“Nihayet Karınca Vadisi'ne geldikleri zaman¸ bir karınca: 'Ey karıncalar! Meskenlerinize (evlerinize) girin;  Süleyman ve orduları bilinçsizce sizi kırıp geçirmesin!' dedi. Sonra da o¸ (Süleyman) dişi karıncanın sözünden (kararından) dolayı¸ gülerek tebessüm etti. Ve 'Rabbim¸ bana¸ anne-babama lütfettiğin nimetine şükretmeme¸ hoşnut olacağın sâlihi işlememi gönlüme getir ve rahmetinle beni sâlih kullarının içine kat.' dedi.


Buradan hareketle Beni Sa'd Yurdun'a gidildi¸ burası Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in sütannesi Halime Validemizin yaşadığı yerdi. Bu mekânlar gezilirken Vakıf Başkanımız çok duygulandı “Bakınız ne kadar huzurlu bir yer¸ çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.) çocukluğunun geçtiği yerler bu yerler¸ hep onun ayak izleri var. O'nun çobanlık yaptığı arkadaşları ile oyunlar oynadığı yerler burası. Meşhur Şakk-ı Sadr olayının geçtiği mekânda burada bulunuyor.” buyurdu. Sonra Şakk-ı Sadr olayının yaşandığı yer ziyaret edildi. Bu sırada o mekânda bulunan ağacın üzerine 8-10 kadar bülbül geldi. Bülbüllerin çok güzel bir şekilde ötmesiyle ayrı bir hal yaşandı¸ çünkü bülbülün metfunu olduğu güldü. Gül ile bülbülün buluşmasını yaşadık…


Şakk-ı Sadr Hadisesi


Kâinatın Efendisi (s.a.v.)¸ sütkardeşleri ve Sa'doğulları'nın çocuklarıyla birlikte oynu­yor; kuzuların yanına gidip onları otlatıyordu. Yine böyle bir gün¸ evin arka taraflarında kuzularla birlikte oynarlarken sütkardeşi Abdullah¸ nefes nefese koşarak annesi Halime'nin yanı­na geldi. Heyecanla: “Şu Kureyşli kardeşim var ya¸ O'nu beyaz elbiseli iki adam aldı ve yere yatırarak karnını yardı; sonra da üst üste koyarak kapattılar.” dedi. Aslında gelenlerden¸ biri Cibril diğerleri iki melekti ve mesajı bütün insanlığı kucaklaya­cak olan Allah Rasûl'ünün kalbini açarak onu zemzemle yıka­yacak ve içinde hikmet çağlayanlarının feyezan edip coşacağı bir ameliye gerçekleştireceklerdi. Anne-babayı ciddi bir endişe kaplamıştı. Koşarak tarif edilen yere geldiler. Gerçekten de Hazreti Muhammed (s.a.v.)¸ yüzü­nün rengi solmuş bir vaziyette ayakta bekliyordu. Yüreği ağzı­na gelmişti Halime ve Haris'in. Önce anne Halime¸ ardından da Haris kucaklayıp sinesine sardı ve: 
– Sana ne oldu ey oğulcuğum¸ dediler. 
– Beyaz elbiseli iki adam geldi. Birisinin elinde altından bir tas vardı. Sonra beni alıp yere yatırdılar. Göğsümü açarak kalbimi çıkarıp ikiye ayırdılar. İçinden siyah bir nesneyi çıkarıp attılar ve kalbim tertemiz oluncaya kadar karnımı yıkadılar. Sonra onlardan birisi diğerine: 
– Bunu¸ ümmetinden on kişiyle tart¸ diyordu. On kişiyle beni tarttılar ve ben ağır geldim. Ardından: 
– Yüz kişiyle tart¸ diye tekrarladı. Yüz kişiyle tartıldım ve yine ağır geldim. Bu sefer de: 
– O'nu ümmetinden bin kişiyle tart¸ dedi. Bin kişiyle de tartıldım ve yine ağır geldim. Bunu da görünce adam; 
– O'nu kendi haline bırak! Allah'a yemin olsun ki¸ şayet O'nu bütün ümmetiyle tartsan¸ yine O hepsine üstün gelir¸ dedi.'


Rasûl-i Zişan Efendimize (peygamberlik görevinin verilmesinin ardından vahiyler geliyordu. Şakk-ı Sadr olayını anlatan İnşirah Suresi Mekke'de nazil olmuştur. “İnşirâh” açılmak¸ genişlemek¸ sevinmek manalarına gelir. Bu sure de Peygamberimizin¸ çocukluğunda Risâlet'e hazırlamak üzere kalbinin açılıp arıtılmasından söz edilmektedir. Sekiz ayetten oluşmaktadır. Ayet mealleri şu şekildedir:


1. Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi? 2. Yükünü senden alıp atmadık mı? 3. O senin belini büken yükü. 4. Senin şanını ve ününü yüceltmedik mi? 5. Elbette zorluğun yanında bir kolaylık vardır. 6. Gerçekten¸ zorlukla beraber bir kolaylık daha vardır. 7. Boş kaldın mı hemen (başka) işe koyul. 8. Yalnız Rabbine yönel.


Çoraklıktan Yeşilliğe


Beni Sa'd Yurdu'ndan hareketle tekrar Taif'e gelindi. Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in taşlandığı yer ziyaret edildi. Vakıf Başkanımız çok hüzünlendi ve duygulandı. Buradan ise sığındığı Addas'ın bahçesine geçildi. Taşlandığı yer kurak ve çorak olmasına rağmen sığındığı yer ise yeşillik¸ meyve bahçeleri ve çiçeklerle dolu bir yerdi¸ hâlâ Allah'ın Rasûlü'nün izleri bulunuyordu.


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Risâlet görevinin ilk zamanlarında hakikati tebliğ etmek üzere Taif'e gitmişti. Taif halkına elinden geldiğince gerçekleri göstermek için gayret sarf etti. Ama onlardan aldığı cevap sadece hakaret oldu. Hatta bu kadarla da kalmayıp çoluk çocuk Efendimize eziyet etmeye kalkıp¸ taş yağmuruna tuttular. Atılan taşlardan mübarek ayakları kanlar içinde kalmıştı. Nihayet yakında bulunan bir bağa ulaşarak¸ bu son derece insafsız saldırıdan kurtulabildiler. Gayri ihtiyari mübarek gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. İşte o zaman Allah'ın emri ile Cebrail (a.s.) Rasûl-i Ekrem'e gelerek Rabbinin kendisini taşlayan Taif'li zalimler güruhuna karşı Allah'ın gazap ve azabını isteyip istememe hususunda muhayyer bıraktığını söyledi. O şanlı Neb“Ben rahmet peygamberiyim.” sözünü söyledikten sonra. “Ben onların helâk olmalarını istemem. Bilakiş Allah'ın onların soylarından yalnız Allah'a ibadet edecek¸ O'na hiçbir şeyi ortak koşmayacak kimseler çıkarmasını dilerim.” diye dua yaptı.


Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) sığındığı o bağda biraz dinlenip sükûn bulduktan sonra¸ yarasını temizleyip abdest almış¸ ardından da iki rekât namaz kılmıştır. Garip bir tevafuk olarak sığındıkları bağ Kureyş'ten iki kardeşe aitti. İki hızlı İslâm düşmanına… Rebi'nın oğulları Utbe ve Şeybe'ye. Onlar da Hazreti Muhammed'e ve Zeyd'e yapılanları bağlarında¸ uzaktan izlerler. Bağlarında çalıştırdıkları köle Addas'ı bir tabak üzümle Hz. Muhammed'e ve Zeyd'e gönderirler. O¸ elini üzüme uzatırken: “Bismillah” der. Addaş şaşırır: “Ben bu sözü buralar da hiç duymadım” der. Hz. Muhammed (s.a.v.)¸ ona nereli olduğunu sorar. Addas: “Ninova” deyince de O: “Demek sen salih insan Meta oğlu Yunus'un halkındansın.” diye cevap verir. Addas bunun üzerine heyecanlanır. Ona Metta oğlu Yunus'u nereden bildiğini sorar. Çünkü o bölgelerde Hazreti Yunus'u bilen yoktur. Hz. Muhammed (s.a.v.) “Çünkü ben Allah'ın elçisiyim ve o da Allah'ın elçisiydi. Bunu bana Allah bildirdi.” Buyurur. Sonra da kendisine Hazreti Yunus ile ilgili vahyedilen ayetleri okur. Dikkat ve saygı ile dinleyen Addaş okuma bitince ellerine kapanır ve Müslüman olur. Böylece daha sonraları Peygamberimizin “Hayatımın en kara günü” diyeceği Taif yolculuğunun hikmeti de kendini göstermiş olur.


Mekke-i Mükerreme'de günlerimiz tavaf¸ ibadet ve zikir ile geçiyordu. Sohbetlerin ise ayrı bir güzelliği vardı. Bu anlar ve zamanların bir daha yakalanması gerçekten zordu. Dönüş yolculuğumuz başlamıştı. Havaalanında Vakıf Başkanımız kendisine hediye olarak verilen Kâbe örtüsünü bazı arkadaşlarımıza göstererek bakın ne güzel kokuyor diyerek onlara uzattı. Arkadaşlarımız kokladılar. Güzel kokuların membaı birdir.  Darende-i Şerif'te Somuncu Baba Hazretlerinin manevî kokusu da  Evlad-ı Rasûlün kokusu da bu kaynaktan neş'et eder..  Bir kez daha duygu yüklü anlar yaşandı ve tüm gözler nemlendi…

Sayfayı Paylaş