İSLÂM'DA KADIN HAKLARI

Somuncu Baba

"Allah kadını erkeğe erkeği de kadına muhtaç
yaratmıştır. Bu ihtiyaç dengede tutulabilirse bunun
sonunda¸ muhabbet¸ meveddet¸ merhamet ve
mutluluk meydana gelecektir."

İnsanlar uzunca bir zamandır haklardan bahsediyorlar. İnsan haklarından bahsedilmeyen hemen hiçbir gün yok gibidir sanki. Haklar söz konusu olunca en çok gündeme gelen ise kadın hakları olmaktadır. Ancak ne hikmetse haklardan bahsedildikçe hak ihlalleri artmaktadır. Kadın hakları gündeme getirildikçe tacize uğrayan¸ baskı ve şiddet gören kadın sayısında da artışlar gözleniyor. Yani hakkı gündemde tutmak¸ her zaman hak sahibinin onu almasını sağlamıyor. Aksine ters teptiği zamanlar da oluyor. Hükümetler mağdur edilen ve şiddete uğrayan kadınlara sahip çıkmak istiyor. Onlara yardımcı olmak için kocalara elektronik kelepçe¸ koruma tayin etme dâhil her yolu düşünüyor. Hâlbuki kalplere gerekli sevgi aşılanmadan bu problemin çözülemeyeceği malumdur. Eşler arasında karşılıklı sevgi ve saygıyı aşılama¸ oluşturma ve geliştirme yolları bulunmadan istenen neticeye ulaşılamaz.


İslâm'da kadının hakkı var mı yok mu meselesine girmeden önce temel bir noktanın altını çizmekte yarar görüyorum. O da hak ve vazife arasındaki dengedir. Hakkı gündeme getirdiğimiz kadar vazifeye vurgu yapsak belki de daha isabetli bir yaklaşım sergilemiş olacağız. İnsanlara hep haklarını öğretiyoruz. Böylece emeksiz yemek gibi bir şeye alışmış oluyorlar. Hâlbuki hak ve vazife arasında ayrılmaz ve dengeli bir ilişki vardır. Vazifesini hakkıyla yapmayanın hakkını istemeye yüzü olmaz. İstese de alamaz.


Bu noktada insan hakları savunuculuğu yönüyle tarihe geçmiş olan Mahatma Gandi'den bir örnek vermek istiyorum. İngiltere'de bir cemiyet tarafından hazırlanan İnsan Hakları Beyannamesi¸ Hindistan'ın bağımsızlık önderlerinden Mahatma Gandi'ye gönderilerek yorumu istenmiş. O da¸ bu beyannameye hak ve vazife dengesizliği açısından itiraz etmiş ve şu ifadelere yer vermiştir: "Bu hakların ilanından pratik ne faydalar vardır? Bunları kim görüp gözetecek ve tatbik edecektir? Bundan maksadınız ister sırf bir propaganda olsun¸ ister bütün âlemin fikrini aydınlatma olsun herhalde hatalı tarafından başlamışsınız… Bana kalırsa işin doğrusu¸ insan vazifesinin neden ibaret olduğunu ilan etmekle işe başlamalı idiniz. Şüphesiz bu takdirde bütün haklar¸ ilkbaharın kışı takip ettiği gibi¸ vazifenin peşinden koşardı. Ben¸ size tecrübe ve vukuf neticesi olarak yazıyorum. Hukukuma ehemmiyet vermekle hayata başladım. Bütün gayretim onları tespit etmeğe yönelikti. Fakat hanımıma karşı bile hakkımın olmadığını pek çabuk öğrendim. Bunun üzerine vazifelerimi¸ zevceme¸ çocuklarıma¸ kardeşlerime¸ cemiyete karşı üzerime düşen şeyleri araştırdım ve bunları yerine getirdim. Ben bugün dünyada tanıdığım hiçbir kimsenin sahip olmadığı haklara sahip olduğumu hissediyorum"[1]. 


Evet¸ birilerinin etkisiyle biz de hakkı vazifeye öncelemeye başladık. Bunun bize getirisi¸ boşanmaların artması¸ sudan bahanelerle yuvaların dağılması¸ eşler arasındaki ülfet ve muhabbetin maddî çıkara dönüşmesi¸ vefa¸ hatır sayma ve hatıraya saygı duyma gibi manevî erdemlerin ortadan kalkması veya ciddi anlamda yara alması oldu.


İslâm hak ve vazife üzerinde önemle durur. Bazı örnekler hakkın vazifeden önce geldiğini gösterebilir. Mesela¸ anne karnındaki çocuğun vazifesi yoktur¸ fakat hakları vardır. Dünyaya gelmeden ölen babasının mirasından hak alabilir. Ancak genelde İslâm vazifeyi haktan önce tutar. İlk dinî bilgilerimiz arasında "mükellefin fiilleri"nin anlatılmasının hikmeti bu olmalıdır.


Hak¸ insanın ihtiyacı olan bir şeye sahip olma yetkisidir. İslâm'a göre insan hürriyetlerinin de içinde bulunduğu temel hakların kaynağı Allah'tır. İnsan sırf insan olması hasebiyle bu hakları elde eder. "Mâsûmiyet (dokunulmazlık) âdemiyetledir." prensibiyle bu noktaya işaret edilmiştir. Yani insan¸ insan olduğu için dokunulmazlığı hak eder. Dolayısıyla insanın¸ dokunulmazlığı¸ yaşama¸ seyahat¸ çalışma¸ eğitim¸ inanma gibi hürriyetleri doğuşundan itibaren Allah'ın ona bağışıdır. Bu hakları krallar değil de Allah bahşettiği için hiçbir güç insanın elinden alma hakkını kendinde göremez. İnsanca bir hayat sürdürmek için bu haklara ihtiyaç vardır.


İslâm'da kadına tanınmış haklar var mıdır veya nelerdir¸ denilince de daha çok temel haklar kastedilir. Elbette İslâm'ın kadına verdiği haklar vardır. Bir âyetten[2] hareketle İslâm âlimlerinden biri şu tespiti yapmıştır: "Bir ümmet erkeği ile terakkî eder. Fakat bu terakkîyi kadın tamamlar. İlerlemenin güçlü unsuru erkek¸ tamamlayıcı unsuru kadındır. Erkeksiz terakkî yoktur¸ kadınsız terakkî eksiktir. Kadının olgunlaşmasıyla ümmet olgunlaşır; çöküşüyle de ümmet çöküşe dûçâr olur. Kadın erkek ile erkek de kadın ile kemal bulur. İslâm dini kadını fazîletli kılmış¸ haklarını emniyet altına almış¸ vazifelerini belirlemiştir. Hak ve vazifelerini de fıtratlarına¸ yaratılış özelliklerine¸ fizikî ve rûhî kabiliyetlerine göre düzenlemiştir"[3].


Bu konuda esas problem¸ feminizmin yaptığı gibi erkekle kadını eşitlemek¸ hatta kadını daha üstün tutma anlayışıdır. Hâlbuki İslâm böyle anlamsız bir üstünlük yerine üstünlüğü takvaya bağlamış¸ bu yarışta da erkekle kadın arasında fark gözetmemiştir. Kadınla erkeğin ancak birbirini tamamlayıcı özellik taşıdığını ifade etmiştir. En doğru¸ en makul ve gerçeği yansıtan da budur. Çünkü bunu bizi yaratan Yüce Allah ifade etmektedir. Kadının sahip olduğu öyle özellikler vardır ki¸ erkek asla onlara sahip olamaz. Annelik gibi. Erkeğin de sahip olduğu kimi özelliklere genelde kadın sahip olamaz. Fizikî bakımdan güçlülük¸ dayanıklılık¸ tedbir vs. bunlar arasındadır. O zaman Allah kadını erkeğe erkeği de kadına muhtaç yaratmıştır. Bu ihtiyaç dengede tutulabilirse bunun sonunda¸ muhabbet¸ meveddet¸ merhamet ve mutluluk meydana gelecektir. 


Bazı kadın yazarların da tespit ettiği üzere¸ günümüzde bu denge kadın lehine bozulmaya çalışılmaktadır. Kadın gittikçe erkeğin hâkimiyet ve kabiliyet alanlarını işgal etmekte ve erkekleşme eğilimine girmektedir. Kadın erkeksi hareket ettikçe de¸ erkekten hakaret¸ taciz ve şiddet görmektedir. Hâlbuki erkek erkekliğini kadın da kadınlığını bilse fazla bir problem çıkmaz.   


Batının henüz haberi bile yokken İslâm'ın kadına tanıdığı hakların belli başlılarını şöyle ifade edebiliriz:


1. Fikrini ifade etme hakkı: Kadın evlilik birliği içinde hem evin yönetimi¸ çocukların yetiştirilmesi ve hem de diğer konularda her zaman fikrini beyan edebilir. Hatta o¸ kocasının en yakın müşaviridir. Yeter ki¸ görüş beyan edeceği konuda bilgili olsun. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Hudeybiye Anlaşmasından sonra anlaşma maddelerinden memnun olmamışlar¸ Hz. Peygamber (s.a.v.) kurbanlarını kesmelerini ve traş olup ihramdan çıkmalarını emretmişti. Ashâb ağırdan alınca hanımlarından Ümmü Seleme¸ "Ey Allah'ın Rasûlü¸ dediğini yapmalarını istiyorsan kalk dışarı çık¸ onların hiçbirisiyle bir tek kelime dahi konuşmadan kurbanını kes ve traş ol¸ onlar da mutlaka sana uyacaklardır." dedi. Rasûlullah da böyle yaptı. Onu gören ashâb da aynısını yaptı.[4] Rasûlullah'ın başka konularda hanımlarıyla¸ Hz. Ömer (r.a.)'in kızı Hafsa vâlidemiz ile istişârelerini biliyoruz.


2. İlim tahsil etme hakkı: Hz. Peygamber (s.a.v.)¸ ilim tahsilinin kadın-erkek bütün Müslümanlara farz olduğunu ifade etmiştir. Müslümanlara düşen kadının eğitim hakkının önündeki engelleri kaldıracak çareler aramaktır. Böylece o¸ şahsiyetine uygun eğitim ortamında tahsil alacaktır. İslâm tarihinde erkeklere hadis ve ilim öğreten çok sayıda kadın vardır.


3. İnanç ve ibadet hakkı: Erkek de kadın gibi Allah'ın kulu ve hükümlerinin muhatabıdır. Takva yarışının eşit tarafıdır.


4. Velâyet ve yöneticilik hakkı: İslâm hukukçuları kadının şahsiyet¸ bilgi ve kapasitesine uygun yöneticilik alanında çalışabileceğini kabul etmişlerdir. Gerek Hz. Peygamber (s.a.v.)'in gerekse Hz. Ömer (r.a.)'in çarşı pazarı denetleyen hanımlar görevlendirdikleri bilinmektedir.


5. İyiliği emredip kötülükten sakındırma hakkı: Kadın da emr-i bi'l-ma'rûf ve nehy-i ani'l-münker göreviyle yükümlüdür.


6. Fetvâ ve dinî rehberlik hakkı: Kadınların fıkıh öğrenip özellikle kadınlara ve onlarla ilgili meselelere fetvâ vermesi çok önemli bir ihtiyaçtır. Hz. Âişe fıkıhçı kadınların öncüsüdür.


7. Akit yapabilme hakkı: Müslüman kadın da erkek gibi¸ her türlü meşru akdin tarafı olabilir. Bu hakka evlenme ve boşanma da dâhildir. Tarihte sermaye sahibi Müslüman kadınların kayyum vasıtasıyla ticarî hayata iştirak ettikleri bilinen bir husustur. Aynı zamanda kadın nikâh akdinin tarafı olabilir. Bazı durumlarda boşanmayı talep etme hakkı da vardır.


8. Seçme ve seçilme hakkı: Kadının seçmen olmasında bir ihtilaf yoktur. Ancak devlet başkanı olamayacağına dair genel bir kanaat vardır. Konuyla alakalı kadın lehine değerlendirmeler de mevcuttur. Müslüman bir kadının devlet başkanlığı gibi ağır sorumluluk isteyen bir görevi talep edip etmeyeceği de ayrıca düşünülebilir.


9. Seyahat hakkı: İslâm'a göre kadının seyahat hakkı vardır. Fakihler genel olarak kadının emniyet gerekçesiyle mahremiyle seyahat etmesinin dinen daha doğru olacağına hükmetmişlerdir. Zira Hz. Peygamber (s.a.v.)'in emir ve tavsiyeleri de bu yöndedir. İmam Şâfiî gibi¸ mahremi olmasa da kadınlar topluluğu içinde seyahatine fetvâ verenler de vardır. Mahrem şartı kısıtlama değil¸ koruma amaçlıdır. Kadına olan merhamet¸ saygı ve önemi gösterir.







[1] Abdurrahman Azzam¸ Ebedi Risâlet¸ 218.



[2] 2/Bakara¸ 187



[3] İzmirli İsmail Hakkı¸ Anglikan Kiln Ashab da Aynısını Yaptı Sesine Cevap¸ 133-134.



[4] Buhârî¸ Şurut¸ 15.

Sayfayı Paylaş