PEYGAMBERLERE VERİLEN ORTAK EMİRLER

Somuncu Baba

"Yüce Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği tek ve ortak bir din vardır. Bu dinin adı İslâm'dır. Bütün peygamberler adı İslâm olan bu dini teblîğ edip yaşamış ve anlatmışlardır. Hz. Adem (a.s.)'in anlattığı dinin adı İslâm olduğu gibi¸ Hz. Mûsâ (a.s.) ve Hz. Îsâ (a.s.)'nın anlattığı din de İslâm'dan başka bir din değildir. Nihâyet Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) bu dinin son peygamberi olmuştur. Buna göre ‘semâvî dinler ifadesi' yanlıştır. Çünkü bir tane semâvî din vardır¸ o da İslâm'dır. Hz. Mûsâ (a.s.)'a indirilen Yahudiliğin de&ce

Yüce Allah insanı temel bir gaye için yaratmıştır. Bu gaye Yaratan'ını tanımak ve O'na kayıtsız şartsız itaat etmektir. Allah'ı tanımanın biricik yolu sarsılmaz¸ şeksiz şüphesiz imandır. İtaatin tartışmasız en esaslı yolu ise ibadettir.


Allah (c.c.)¸ gerek iman gerekse itaati öğretmek için insanlara kendi içlerinden seçtiği¸ üstün niteliklere sahip kutlu elçiler göndermiştir. Emir ve yasaklarını peygamber dediğimiz bu elçiler vasıtasıyla insanlara iletmiştir. İnancımıza göre peygamberlerin ilki Hz. Adem (a.s.)¸ sonuncusu ise alemlere rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir.


Gönderilen her peygamber kendi toplumuna hitap edebilecek donanıma sahip olanlardan seçilmiştir. Bu peygamberin üstün niteliklerinde inanan ve inanmayan herkes aslında görüş birliği etmiştir. Ancak inanmayanlar çeşitli sebeplerle peygamberlerinin güzel özelliklerini zikretmekten kaçınmıştır. Şurası bir gerçek ki¸ Yüce Allah gönderdiği her peygamberi ortak ve üstün özelliklerle donatmıştır. Her peygamber dürüst¸ güvenilir¸ görevine sâdık¸ zekî ve günahtan kaçınma özelliklerine sahiptir. Ancak bunları icra biçimleri farklı olabilir.


Yüce Allah'ın peygamberleri vasıtasıyla gönderdiği tek ve ortak bir din vardır. Bu dinin adı İslâm'dır. Bütün peygamberler adı İslâm olan bu dini teblîğ edip yaşamış ve anlatmışlardır. Hz. Adem (a.s.)'in anlattığı dinin adı İslâm olduğu gibi¸ Hz. Mûsâ (a.s.) ve Hz. Îsâ (a.s.)'nın anlattığı din de İslâm'dan başka bir din değildir. Nihâyet Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bu dinin son peygamberi olmuştur. Buna göre "semâvî dinler ifadesi" yanlıştır. Çünkü bir tane semâvî din vardır¸ o da İslâm'dır. Hz. Mûsâ (a.s.)'a indirilen Yahudiliğin de¸ Hz. Îsâ (a.s.)'ya indirilen Hıristiyanlığın da asıl adı İslâm'dır. Ancak tarih içinde değişik sebeplerle adları değiştirilmiştir. Şu âyetler bu hakikati apaçık göstermektedir:


"Allah Nûh'a buyurduğu şeyleri size de din olarak buyurmuştur. Sana vahyettik; İbrahim'e¸ Mûsâ'ya ve Îsâ'ya da buyurduk ki: "Dine bağlı kalın¸ onda ayrılığa düşmeyin". Ortak koşanları çağırdığın şey onların gözünde büyümektedir. Allah dilediğini kendine seçer¸ kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir"[1].


"İbrahim'in dininden kendini bilmezlerden başka kim yüz çevirir? Andolsun ki¸ biz onu dünyada (elçi) seçtik¸ şüphesiz o âhirette de iyilerdendir. Çünkü Rabbi ona: Müslüman ol¸ demiş¸ o da: Âlemlerin Rabbine boyun eğdim¸ demişti. Bunu İbrahim de kendi oğullarına vasiyet etti¸ Yâkûb da: ‘Oğullarım! Allah sizin için bu dini (İslâm'ı) seçti. O halde sadece müslümanlar olarak ölünüz (dedi)"[2].


"Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler¸ kendilerine ilim geldikten sonradır ki¸ aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah'ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur"[3].


"Kim¸ İslâm'dan başka bir din ararsa¸ bilsin ki kendisinden (böyle bir din) asla kabul edilmeyecek ve o¸ âhirette ziyan edenlerden olacaktır"[4].


Allah tarafından gönderilen yegâne din olan İslâm iki kısımdan meydana gelmektedir. Bunlardan biri akîde (inanç/Âmentü)¸ diğeri ise ibâdet/muâmelât (şerîat)tır. Bütün peygamberlerin getirdiği emirler bakımından¸ ortak oldukları hususların başında inanç esasları¸ yani âmentü gelmektedir. Âmentü noktasında hiçbir peygamber arasında farklılık yoktur. Hz. Adem (a.s.) nasıl bir Allah inancı¸ âhiret inancı¸ melek inancı¸ kitap inancı anlatmışsa¸ Hz. Mûsâ (a.s.)¸ Hz. İbrahim (a.s.)¸ Hz. Îsâ (a.s.) ve Hz. Muhammed (s.a.v.) de aynı inancı anlatmıştır. Aksi halde dinin ortak noktasından bahsedilemez. İnanç esasları hakkında çelişkiye düşülür. Bunun içindir ki¸ fıkıh konularında ihtilaf rahmet sayılırken inanç konularında ayrılığa düşmek felaket olarak nitelendirilmiştir. Zira âmentü'de birlik sağlayamayanlar hiçbir işte samimi birlik kuramazlar.


Dinin ikinci kısmı ibâdet/muâmelât (şerîat)tır. Şerîat kısaca insanların uymaları ve iki cihanda mutlu olmaları için Allah tarafından gönderilen kanunlardır. Bu ilâhî kanunlar insanın Allah ile ve diğer insanlar ile ilişkilerini düzenlediği gibi insanın evrendeki bütün varlıklar ile olan münasebetlerini de düzenler. Ancak şerîat toplumdan topluma değişiklik arzeder. Zira her toplumun şartları diğeriyle tamamen aynı olmaz. Bu sebeple peygamberlerin şerîatları temel esaslar noktasında ortak¸ detay hükümler bakımından ise farklılık arzeder. Çünkü şartların değişmesi hükümlerin de değişmesini zorunlu kılar. Bu sebepledir ki¸ "din sâbit şerîat dinamiktir" denilir. Bütün ilahî şerîatlar insan merkezlidir. İnsanın ıslâhı¸ toplumların huzuru ve Allah'ın rızasının kazanılması ve O'nun iradesine uygun bir hayat yaşanması esasına dayanır. Bunun için de her şerîat¸ dini¸ malı¸ canı¸ aklı ve nesli koruma noktasında ortaktır. Hiçbir peygamberin şerîatında ibadetsiz Müslümanlık yoktur¸ haksız yere cana kıymak¸ savurganlık¸ faiz¸ kumar¸ akla zarar veren maddeleri imal edip tüketmek¸ zin⸠fuhuş gibi gayr-i meşrû ilişkileri serbest bırakmak yoktur. Bütün peygamberler iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla görevlendirilmişlerdir.


Bir ve tek olan Allah'a ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak bütün peygamberlere emredilmiştir. Namaz¸ oruç¸ hac ve zekât gibi temel ibadetler her peygamberin şerîatında yer almaktadır. Ancak bunların uygulamalarında¸ vakit ve miktarlarında bir takım farklılıklar vardır.


Yalan söylememek¸ dürüst olmak¸ komşu hakkına riâyet etmek¸ emânete hıyânet etmemek¸ ana-babaya özel saygı göstermek¸ insan haklarına riâyet etmek¸ çevreyi kirletmemek¸ madden ve mânen temiz olmak¸ helal yemek¸ el emeği ile çalışmak¸ muhtaçları gözetmek¸ akrabalık bağlarına önem vermek¸ iyilik ve takvada yardımlaşmak¸ erdemleri yaşatıp kötülükleri bertaraf etmek¸ bütün peygamberlere emredilmiş ortak dinî ve ilahî değerlerdir.


  Hz. Mûsâ (a.s.)'nın şerîatında olduğu bildirilen on emir aslında bütün peygamberlere emredilenlerin bir özetidir. Ancak bu on emrin bazıları Yahudiler tarafından yerelleştirilmiştir. Onlar hâriç tutulursa¸ şu emirlerin ortak ve evrensel emirler olduğunu söyleyebiliriz:


"Karşımda başka ilahların olmayacak. Kendin için oyma put¸ yukarda göklerde olanın yahut aşağıda yerde olanın yahut yerin altında sularda olanın hiç suretini yapmayacaksın¸ onlara eğilmeyeceksin ve onlara ibadet etmeyeceksin. Babana ve anana hürmet edeceksin. Öldürmeyeceksin. Zinâ etmeyeceksin¸ çalmayacaksın. Komşuna karşı yalan şâhitlik yapmayacaksın. Komşunun evine tamah etmeyeceksin¸ komşunun karısına yahut kölesine yahut cariyesine yahut öküzüne yahut eşeğine yahut komşunun hiçbir şeyine tamah etmeyeceksin".


Allah'ın insanlara ilk peygamberden son peygambere kadar teblîğ ettirdiği bu emirler topyekûn insanlığın menfaatine¸ birliğine¸ dirliğine ve huzuruna zemin hazırlayan temel ilkelerdir. Din¸ ilahî bir binâdadır. Âmentü bu yapının temelini ve değişmeyen ana unsurlarını oluşturur. Tezyînâtını ise her peygamber kendi döneminin ve toplumunun ihtiyacına göre yapmıştır. Bu yapının son görevlisi Hz. Muhammed (s.a.v.)'dir. Onun teblîğinin temel kitabı olan Kur'ân geçmiş peygamberlerin din ve şerîat adına öğrettiklerini en güzel şekilde özetlemiş¸ tamamlamış¸ bir daha değişmemek üzere kıyamete kadar baki kalmak üzere ümmet-i Muhammed'e emanet edilmiştir. Kur'ân bu hakikatleri bize şöyle anlatır:


"Muhammed¸ sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o¸ Allah'ın Rasulü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir"[5].


Bugün kâfirler dininiz(i yok etmek)ten ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın¸ benden korkun. Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim. Size nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm'ı seçtim…"[6].


Rasûl-i Ekrem diğer peygamberler arasında dine karşı görevini şu cümlelerle özetlemiştir: "Benimle¸ benden önceki peygamberlerin misâli¸ şu kişinin durumuna benzer: Bu adam bir binâ kurmuş ve bu binâyı güzelce yapıp süslemiş¸ yalnız köşelerinden birinde bir tuğla yeri eksik kalmış. Bu vaziyetteki binâyı gezip dolaşan insanlar onu çok beğenmişler ve şöyle demişler: ‘Keşke şu tek tuğla da konulmuş olsaydı!'. İşte ben o yeri boş bırakılan tuğla gibiyim¸ ben peygamberlerin sonuncusuyum"[7].


 


 






[1] 42/Şûr⸠42/13.



[2] 2/Bakara¸ 130-132.



[3] 3/Âl-i İmrân¸ 19.



[4] 3/Âl-i İmrân¸ 85.



[5] 33/Ahzâb¸ 40.



[6] 5/Mâide¸ 3.



[7] Müslim.

Sayfayı Paylaş