HİLM

Somuncu Baba

Öfke baldan tatlıdır¸ insanlar kızdıkları anlarda¸ öfke duyguları öylesine baskıcı olur ki¸ bu duygusallıkla o anda en doğru düşündüklerine inanırlar. Ama pişman olduğumuz pek çok olay¸ hep öfke anlarında ortaya çıkar.[7] Kur'ân'da Hz. Mûsâ (a.s.)'nın Tûr dağından kavmine geri döndüğünde onların Sâmirî tarafından altından yapılan buzağıya taptıklarını gördüğünde öfkeye kapılır. Bu öfke sonucu Tevrat levhalarını elinden atar ve paylamak gayesiyle kardeşinin perçeminden tutarak kendisine çeker. Öfkesi etkisini kaybederek dindiğinde¸ aslında kardeşinin&ce

Öfke; engellenme¸ incinme¸ tehdit v.b. karşısında ortaya çıkan kızgınlık veya saldırganlık tepkisidir.[1] Öfke¸ insanlarda küçük yaşlardan itibaren görülür. Çocuklar¸ engellendikleri zaman öfkelenirler. Öfke belirtisi olarak çocuk ağlar¸ tepinir ve kendini yerlere atar. Ergenlik döneminde gencin gülünç duruma düşürülmesi¸ başkalarının yanında azarlanması ve kendisine çocuk gibi davranılması öfkeye yol açar. Yetişkinlikte ise¸


1. Arzu ve isteklerin başkaları tarafından kabul edilmemesi¸ karşı konulması¸


2. Kişisel menfaatlerine veya eşyalarına başkalarının zarar vermesi¸


3. Daha önce yaşadığı bir olayı veya düşmanını hatırlaması


gibi birçok nedenle insanlar öfkelenebilmektedir.[2]


Öfke İle Kalkanın Zararla Oturması


Duygu ve hırslarına yenilip öfke seline kendisini kaptırıp giden kimse¸ kendisini kontrol edemez. En ufak bir kızgınlık anında iradesini kaybedip hemen parlar. Kontrolsüz bir ihtirasla öfkesine kapılır¸ düşünmeden ileri atılır ve neticede sorumsuzca yaptığı eylemlerden dolayı sonu pişman olacağı davranışlar ortaya koyar. Öfke¸ insana hakim olduğunda¸ sıhhatli düşünme yetisini yok etmektedir. Kendisinden bazı eylemlerin çıkmasına veya öfkesinin dindiğinde pişman olacağı bazı düşmanca sözlerin söylenmesine yol açmaktadır.[3] Lord Bacon'un ifadesiyle¸ insanların en büyük dostu¸ zorluklardır; çünkü insanları karşılaştıkları zorluklar kuvvetlendirir. İnsanların en amansız düşmanı ise öfkedir. Öfke¸ aptalları akıllı yapar; ama yoksul bırakır. Abdullah b. Münâzil (ö.330/941)¸ Hamdûn-ı Kassâr (ö.271/884)'dan kendisine tavsiyede bulunmasını ister. O da; gücü yettiği müddetçe dünyevî bir şeye kızmamasını hatırlatır.[4] İslâm büyüklerinden bir diğeri de oğluna şu tavsiyede bulunur:


"Oğlum¸ dikkat¸ insan kızgın tandırda nasıl yanmaya dayanamazsa¸ öfke anında da akıl¸ yerinden öyle çıkar. En akıllı insan öfkesi en az olan insandır. Öfkelenmediğinin sebebi¸ dünya malına olan sevgiden ve onu elde etmekten dolayı ise bu yumuşaklık değil¸ hilekarlık ve sahtekarlıktır. Eğer sessizliği ve sakinliği âhirete olan bağlılığından ve Allah korkusundan ise işte iyi muâmele ve ilim sahibi o kimsedir. Öfke insanın en büyük düşmanıdır."[5]


Eşrefoğlu Rûmî (ö. 874/1469)¸ öfkenin ateşten ibaret olduğunu ve düştüğü yeri mutlaka yaktığını söyledikten sonra şu acı sonuçlara yol açacağını söyler:


– Kişiyi imandan çıkarabilir¸


– Adam öldürtebilir¸


– Kan döktürebilir¸


– Gönül kırdırabilir¸


– Mal ve mülke zarar verdirebilir.[6]


Öfke baldan tatlıdır¸ insanlar kızdıkları anlarda¸ öfke duyguları öylesine baskıcı olur ki¸ bu duygusallıkla o anda en doğru düşündüklerine inanırlar. Ama pişman olduğumuz pek çok olay¸ hep öfke anlarında ortaya çıkar.[7] Kur'ân'da Hz. Mûsâ (a.s.)'nın Tûr dağından kavmine geri döndüğünde onların Sâmirî tarafından altından yapılan buzağıya taptıklarını gördüğünde öfkeye kapılır. Bu öfke sonucu Tevrat levhalarını elinden atar ve paylamak gayesiyle kardeşinin perçeminden tutarak kendisine çeker. Öfkesi etkisini kaybederek dindiğinde¸ aslında kardeşinin¸ kavmini bundan menettiğini¸ fakat kavminin kendisini güçsüz görerek neredeyse öldürmeye teşebbüs ettiklerini anlar ve gerçek hadiseyi bilmeden önce kardeşine yaptıklarından dolayı Allah'tan af diler.[8]


Hiddet ve şehvet anında gözü dönenler¸ doğruyu düşünemez¸ hakîkati¸ iyiliği ve doğruyu göremezler. Bir Hak dostunun söylediği gibi¸ kul ile Hak arasındaki perdeler ister yetmiş bin kat olsun¸ ister soğan zarı kalınlığında olsun netice birdir: Kul Hakk'ı göremez.[9] Muhabbet ve rıza ile bakan gözler hiç ayıp görmez. Garaz ve öfke ile bakan gözler ise olanca kötülükleri ortaya çıkarır.[10] Bütün bunları bizim bir atasözümüz çok vecî bir şekilde ifade etmektedir: "Öfkeyle kalkan zararla oturur."


Öfkenin Panzehiri Hilm Duygusu


el-Halîm¸ Allah'ın en güzel isimlerinden birisidir. İmam Gazâlî'nin özgün yorumuyla bu; kendisine isyan edenleri ve emirlerine muhalefet edenleri gördüğü halde öfkesine kapılıp da hemen cezalandırmayan Allah'ın bir ahlâkıdır. Kur'an'ı Kerim'de güç ve kudret sahibi olan Rabbimizin isyan eden kullarını hemen cezalandırmayıp belki dönerler diye mühlet vermesiyle ilgili bir âyet şöyledir:


"Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi¸ yeryüzünde bir canlı bırakmaması gerekirdi. Ama onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince gereğini yapar. Doğrusu Allah kullarını görmektedir."[11]


Bu âyette Allah'ın kullarına karşı hilmi ve rahmeti açıklanmaktadır. Eğer Allah günahlarından dolayı hemen onları yakalayıverseydi yeryüzünde insan da dâhil hiçbir canlı nesli kalmazdı. İlâhî rahmeti ve lütfü bağlamında el-Halîm isminin bir tecellîsi olarak günahkârlara¸ belki dönerler diye¸ süre tanımakta¸ ceza verme konusunda acele etmemektedir. O'nun yasasının gereği¸ vakit geldiği zaman herkesin iyi ya da kötü davranışlarına karşılığı eksiksiz olarak verilir. [12]


Allah'ın el-Halîm isminden insanlar hisse almalıdırlar. Yumuşaklık anlamına gelen hilm¸ insanların iyi hasletlerinin en güzellerinden olmalıdır. Hilm aynı zamanda akıl anlamına da gelir. Gündelik hayatta insan¸ pişman olacağı bir iş yaptığı zaman kendi kendine¸ "Ne akılsız iş yaptık?"¸ "Aklımıza mukayyet olamadık." gibi serzenişlerde bulunur. Kur'an'da ‘hilm/halîm olma'¸ peygamberlerin bir özelliği olarak da anlatılır:


"Doğrusu İbrahim çok içli¸ yumuşak huylu ve kendisini Allah'a vermiş bir kimsedir."[13]


Yine¸ "Biz de O'na hilm sahibi bir oğul müjdeledik."[14] buyrularak İsmail Peygambere dikkatler çekilmektedir. Dolayısıyla bu âyetler¸ mü'minin ahlâkî yapısına işaret etmesi bakımından çok anlamlıdır. [15]


Peygamber Efendimiz kötülük gördüğü pek çok yerde bile öfkelenip kızmak bir yana; af¸ güler yüz ve iyilikle karşılık vermiştir. Onun bu özelliğine en çok şahit olanlardan Enes (r.a.)'ın anlattığına göre¸ bir gün Rasulullah (s.a.v.) ile birlikte yürürlerken¸ arkalarından bir bedevî yaklaşmıştır. O sırada Rasulullah (s.a.v.)'ın sırtında Necran kumaşından yapılmış sert kenarlı bir hırka vardır. Bedevî yani çöl Arabı¸ Rasulullah (s.a.v.)'ın hırkasını hızla çekmiştir. Enes (r.a.) o anı¸ "Rasulullah'ın omzuna baktım çekişin şiddetinden boynunda iz kalmıştı." ifadeleriyle anlatmıştır. Bedevî¸ "Ya Muhammed! Yanındakilere Allah'ın malından bana vermelerini emret!" demiş ve buna karşılık Allah Rasûlü (s.a.v.)¸ kızmak bir yana¸ adamın yüzüne bakıp gülmüş¸ sonra yanındakilere ona bir şeyler vermelerini söylemiştir.[16]


Allah Rasûlü (s.a.v.) da bir insandır ve onda da öfke duygusu vardır. Ama o¸ görüldüğü gibi olur olmaz yerde öfkelenmemektedir. Çünkü olur olmaz yerde ve ânî öfkelenme durumlarında¸ insan sağlıklı düşünme yetisini kaybeder. Bu durumda da daha sonra pişman olacağı davranışlar yapabilir. Bu yüzden insanı olgunlaştırmayı ve güzel davranışlara yönlendirmeyi hedefleyen dinimiz¸ insanın öfke duygusunu sükûnetle atlatabilmesine ve onun akla egemen olmasını engellemeye çalışır.[17]


Hilm¸ Zayıflık ve Âcizliğin Değil Güç ve Kudretin İşaretidir


İslam ahlakı¸ hilm sahibi olmayı; sabır¸ sekînet ve vakar gibi erdemlerle donanmayı; öfke¸ ihtiras ve bencil duygulara hakim olmayı; kendini bilmez insanların kaba davranışları karşısında akıllı¸ soğukkanlı¸ ağırbaşlı hareket etmeyi öngörür. Fakat bu davranışların erdemlilikten kaynaklanmasını ister; cahillik¸ güçsüzlük ve onursuzluktan kaynaklanmasını ise bir zillet ve âcizlik sayar ve reddeder. Bir rivâyette Peygamber Efendimiz; "Eğer hasmından daha güçlü isen onu bağışlayarak güçlü olmanın şükrünü ödemiş ol." (Mâverdî¸ s. 245) demek suretiyle bağışlamanın güçlü olunduğu zaman bir değer ifade ettiğini vurgulamaktadır. Hz. Ömer (r.a.)'a atfedilen bir sözde de¸ Allah (c.c.) nezdinde devlet başkanının hilm¸ rıfk ve yumuşaklığından daha değerli bir hilm bulunmadığı belirtilir. Çünkü o¸ güçlü olduğu halde yumuşaktır. Ahlak ve fazileti ile tanınan Emevî halifesi Ömer b. Abdilaziz'in¸ "Hilmin ilimle¸ affın kudretle birleşmesi sonucunda ulaşılan faziletten daha üstünü asla yoktur." anlamındaki sözü¸ özellikle Câhız'ın "halim"i¸ "sahif (zayıf¸ âciz)" kelimesinin karşıtı olarak kullanması da hilmin cahillik ve güçsüzlükten kaynaklanan bir fazilet olmadığına işaret eder.


Gücün olmadığı yerde hilm de yoktur. Hilm¸ başkalarını idare edenlerin özelliğidir. Başkaları tarafından yönetilenlerin özelliği değildir. Yaratılış bakımından zayıf ve güçsüz olan kişiye¸ kızıldığı zaman ne kadar sakin durursa dursun "halim" denmez; o sadece zayıftır. "Halim" o kimsedir ki istediği zaman her şeyi yapabilecek kuvveti olduğu halde onu dizginler¸ ona hâkim olur. Kendisini zorbalıktan alıkoyacak güce sahiptir. Hilmin vücuttaki görünüm ve belirtisi vakardır.


Kur'ân ahlakını en iyi kavrayan ve yaşayanlardan biri olarak tanınan Hasan-ı Basrî (ö.110/728) şu hususları Müslümanlığın belli başlı ilkeleri olarak kabul eder:


Dinde kuvvetli olmak¸


Huyu yumuşak olmak¸


İmanı sağlam olmak¸


Bilgili ve akıllı olmak¸


Kimsenin hakkını yememek¸


Zengin olsa da israf etmemek¸


Fakirlikte kanaatkâr olmak¸


Gücü yettiğinde iyilik etmek¸


Arkadaşlıkta dayanıklı olmak¸


Öfke anında sabırlı olmak.


Çünkü Müslüman hırsına yenilmez¸ hasetlikte aşırı gitmez. Şehveti daima iradesine amadedir. Açgözlü oluşu onu perişan etmez¸ midesi onu aleme karşı aşağılık mahluk derecesine düşürmez. Düşük iradeli olmaz. Mazluma yardımcı olur¸ âcizlere acır¸ cimrilik etmez¸ müsriflik yapmaz. İntikam hissi taşımaz. Bilgisizce yapılan hataları af eder. Kendinden emin olur¸ kendine güvenir. Onun oluşu halkı huzura kavuşturur.[18]


Öfkenin kurbanı olmamak ve öfke ateşinin hışmına uğramamak için Eski İran hükümdarlarından birinin oğluna yazdığı şu satırlara kulak vermek zorundayız:


"Oğlum¸ senin bir sözün nice kanlar dökmeye¸ başka bir sözün nice canların kurtulmasına sebeptir. İhtiyat üzere ol. Öfkeli zamanında söyleyip hata etmekten¸ renginin değişmesinden ve kendini güçsüz düşürmekten koru. Zira hükümdar kuvveti¸ kuvveti ile kahr¸ yumuşaklığı ile affeder."[19]


 






[1] Hüseyin Peker¸ Din ve Ahlâk Eğitimi¸ s. 201.



[2] Hüseyin Peker¸ a.g.e.¸ s. 201.



[3] M. Osman Necati¸ Kur'an ve Psikoloji¸ s. 64-67.



[4] el-Kuşeyri¸ er-Risale¸ s. 426.



[5] İmâm Gazâlî¸ Kalplerin Keşfi¸ s. 329.



[6] Eşrefoğlu Rûmî¸ Müzekki'n-Nüfûs¸ s. 259.



[7] M. Doğan Karacoşkun¸ "Öfke Duygusu ve İslam"¸ Somuncu Baba¸ Yıl: 14¸ Sayı: 82¸ s. 70-71.



[8] 7/A'râf¸ 150-151; 20/Tâh⸠92-94;



[9] Mevlân⸠Şerhli Mesnevî-i Şerif¸ şrh. Ken'an Rifaî¸ s. 54.



[10] Mevlân⸠Şerh-i Mesnevî¸ ter. ve şrh.: Tâhiru'l-Mevlevî¸ c. I¸ s. 242.



[11] 35/Fâtır¸ 45.



[12] Ramazan Altıntaş¸ "Öfkenin Dayanılmaz Hafifliği Somuncu Baba¸ Yıl: 14¸ Sayı: 82¸ s. 14-16.



[13] 11/Hûd¸ 75.



[14] 37/Saffât¸ 101.



[15] Altıntaş¸ a.g.m.¸ s. 14-16.



[16] Buhârî¸ 1/537.



[17] M. Doğan Karacoşkun¸ "a.g..m.¸ s. 70-71.



[18] İmam-ı Gazâlî¸ Kalplerin Keşfi¸ s. 330.



[19] el-Mâverdî¸ Maddî ve Manevî Yüce Hedefler¸ s. 662.

Sayfayı Paylaş