ÖRNEKLERLE OSMAN HULÛSÎ EFENDİ (K.S.)'NİN TASAVVUFÎ GÖRÜŞLERİ

Somuncu Baba

“Sûfîlerin benimsedikleri yol olan tarikat¸ tevhîdi hâl
edinmek için bir mânevî usûlden ibarettir. Bu metodun
hareket noktası ve temeli dinî kurallar bütünü olan
şeriattır. Yani “geniş yol” anlamında değerlendirilebilecek
şeriattan “dar yol” olarak kabul edilen tarikat vasıtasıyla
hakikat ve marifete doğru gidilmektedir.”


Tasavvuf¸ Müslüman Anadolu insanının dinî ve sosyal hayatını şekillendiren bir anlayıştır. Tasavvufun bu coğrafyada yaygınlaşmasını ve geniş halk kitleleri tarafından kabul edilmesini sağlayan sûfî erenler vardır. Bunlar hayatlarını insanlığa ve ideallerinin gerçekleşmesine adamışlardır. İşte hem Nakşbendiyye mensubu bir mutasavvıf hem de Dîvân sahibi bir şair olan es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi (k.s.) (1914-1990) de sözü edilen Anadolu erenlerinden biridir. O tasavvufî görüşlerini bazen mektup ve hutbelerinde¸ çoğu zaman da şiirlerinde yansıtmıştır. Sayfalarca yazıyla açıklanabilecek tasavvufî meseleleri birkaç mısra veya bir şiirle ifade edebilmiştir. 


Osman Hulusi Efendi tasavvufî görüşlerini ve tasavvuf anlayışının temellerini nesir şeklinde kaleme aldığı ve imam olduğu camide irad ettiği hutbelerinde cemaatin anlayacağı tarzda ortaya koymuş; bunları anlatırken de insanların rahatça anlayacağı ifadelere yer vermiştir.  


Osman Hulusi Efandi'nin benimsediği tasavvufî yolunun temelini Allah (c.c.)'a ve Resûlullah (s.a.v.)'a itaat oluşturmaktadır. Bir hutbesinde o şöyle der: “Her mü'min¸ muvahhid insan¸ Allahu Teâlâ'ya ve O'nun Resûl-i Ekremine zâhiren ve bâtınen itaat etmekle mükelleftir. Bir insanın diyâneti¸ dinine muhabbeti¸ mânevî terakkîsi ancak itaatle mütenâsibdir.”[1]


Hz. Peygamber (s.a.v.)'e itâatın ancak onun sünnetine ittibâ ile gerçekleşeceğini ifade eden Osman Hulûsî Efendi'ye göre Müslümanların yaptıkları ibadetlerin kemâle ermesi ve kabul edilmesi ancak Hz. Peygamber (s.a.v.)'in miras bıraktığı sünnetlerine riayetle mümkündür. Çünkü Allah (c.c.)'ın vahiyle tanzim ettiği bu ibadetlerin ilk ve hakîkî uygulayıcısı Hz. Peygamber (s.a.v.)'dir.[2] Meselâ o¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'in sünnetine itâatin önemini bir şiirinde şöyle ifade eder:


Ahmed'in şer'ini başa tâc edip


Varını râhında hep târâc edip


Hâne-i tenden çıkıp mi'râc edip


Âşinâ ol anla yârı âşinâ.


Yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'in uygulamalarını veya diğer bir değişle sünnetini baş tacı ederek varlığımızı onun yoluna saçmalı ve bedenden kurtularak mânen mirac etmeliyiz ki gerçek sevgiliyi anlayalım.[3] Dolayısıyla Osman Hulûsî Efendi¸ Allah (c.c.)'a ulaşmayı arzu eden kişinin mutlaka Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yolundan gitmesi gerektiğini belirtmektedir.


İslâm'ın Özü Tevhîddir


İslâm'ın özü tevhîddir. Tasavvufî terbiyenin varmak istediği hedef de tevhîdin hakîkatidir. Bütün sûfîler yapıp-etmelerini veya diğer bir deyişle mânevî amellerini bu amaca göre tanzim etmişlerdir.[4] Tevhîd¸ Osman Hulûsî Efendi'nin fikir dünyası ve tasavvuf anlayışının özünü oluşturmaktadır. Ona göre şerîat¸ tarîkat¸ hakîkat ve mârifet şeklinde tarif edilen Hakka vuslatın dört temeline dayanan bütün yollar neticede tevhîde uzanmaktadır. O bir dörtlüğünde bu gerçeği şöyle açıklamaktadır:


Şerîat¸ tarîkat resm-i râhımız


Hakîkat mârifet izz ü câhımız


Tevhîddir hısnımız Hak penâhımız


Sanma bizi yoldan sapanlardanız


Sûfîlerin benimsedikleri yol olan tarîkat¸ tevhîdi hâl edinmek için bir mânevî usûlden ibarettir. Bu metodun hareket noktası ve temeli dinî kurallar bütünü olan şerîattır. Yani “geniş yol” anlamında değerlendirilebilecek şerîattan¸ “dar yol” olarak kabul edilen tarîkat vasıtasıyla hakîkat ve mârifete doğru gidilmektedir. Dolayısıyla Osman Hulûsî Efandi'nin de yukarıdaki mısralarında ifade ettiği gibi şerîat ve tarîkat yolun resmi¸ hakîkat ve mârifet ise elde edilecek kıymet ve mevki olarak tarif edilmektedir. Yolun yukarıda sıralanan bu aşamalarının bir bütünlük içinde değerlendirilmesi gerekmektedir.[5]


İnsanı tevhîde ulaştırmayı veya onu elde etmesini amaç edinen tasavvufî terbiye mutlaka ehil bir zâttan alınmalıdır. Böyle yapılmadığı takdirde zelil bir duruma düşülür. Ehliyetsiz kişilere teslim olanlar hem bu dünyasını hem de âhiret hayatını mahvederler. Hulûsî Efendi bu duruma işaretle bir beyitinde şöyle demektedir:


Ehiller ile konuş ta ki ehil olasın


Seni yoldan çıkarır derilme yobaz ile


 


Yokluğu Öğrenmek


Aşk yolunun öncüleri olan ârifler muhataplarına yokluğu öğretirler. Onlar mal ve mülk olarak bilinen her şeyin sahibinin Allah (c.c.) olduğunu vicdanlara yerleştirerek “mal ve mülk sahibi” olduğunu öne sürenlerin “benlik” duygusuna kapıldığını belirtirler.[6] “Benlik” duygusundan fenâ anlayışıyla arınmadan kişinin kendini bilmesi mümkün olmaz. Bu sebeple kendini bilmeyen Rabbini tanıyamaz. Bu mânevî yolun rehberleri nefsin esiri olmanın göstergesi saydıkları “benlik” duygusundan arınmayı öğütlemektedirler. Hulûsî Efendi sûfîlerin bu yaklaşımını şöyle açıklar:


Var mâlını koy¸ kâlini koy¸ hâlini koy kim


Yokluk okutur hocaları mekteb-i aşkın[7]


 


Soyun varından dervîş ol dervîş


Sıyrıl ârından dervîş ol dervîş[8]


Osman Hulûsî Efendi¸ ilâhî muhabbet ve aşkın Allah (c.c.)'ın rızasını elde etmenin temeli olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla aşk yaratılışın özünde var olup her hayrın harcı ve amacıdır.[9] O¸ aşkın âşığın bedenini nasıl kapladığını şöyle anlatmaktadır:


Elim aşkdır dilim aşk her şeyim aşkla doldu


Bülbülüm aşk gülüm aşk yâre giden yolum aşk


 


Nem var ise aşk aldı oldu sağ u solum aşk


Yandım aşkın oduyla hâsılım aşk külüm aşk [10]


Osman Hulûsî Efandi¸ başka bir şiirinde aşkın her şeyin özünde var olduğunu ve âlemde meydana gelen bağlılıkların onunla cereyan ettiğini belirtmektedir.


Aşkdır cemâlde kemâl gösteren


Aşkdır her kemâl ile kâr u zâr eder


 


Aşkdır Hulûsî her ne ki var âlemde


Aşkdır bîgâne gönlünü mahrem-i visâl-i yâr eder.[11]


 


Muhabbet Huzur Kaynağıdır


Osman Hulûsî Efendi'ye göre ilâhî aşk insana mânevî seyrinde pek çok şey kazandırmaktadır. İnsandaki Allah (c.c.) sevgisi her iyilik ve huzurun kaynağıdır.[12] Sûfînin gönlünün sadece Hakk'a yönelmesini ve sadece O'na ulaşma arzusunun ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Osman Hulûsî Efendi bu gerçeklere şu mısralarıyla işaret etmektedir:


Bu aşk kim âşıkın varın yok eyler


Döner var ile her azın çok eyler


 


Bir olup birliğin Hakk'a verenler


Yok olup varlığın cümle Hakk eyler.[13]


Allah (c.c.)'ı zikir her tasavvufî ekolün esaslarından biridir. Zikrin dıştan içe doğru tekâmülü söz konusudur. Allah (c.c.)'ı zikretmek ve onu hayatın her anına yaymak tasavvufî seyirde elde edilmesi gereken en önemli amaçtır. Yapılan zikirle sürekli kalbin Hak'la beraber olması ve yapılan her işte O'nun zikriyle muâmele edilmesi sağlanır. Osman Hulûsî Efandi'nin şu veciz mısraları bu durumu açıklamaktadır:


Derviş olan âgâh olur


Her kârı zikru'llâh olur


Hep cümle varından geçer


Vâsıl-ı ila'llâh olur.[14] 


 








[1]   es-Seyyid Osman Hulûsî-i Darendevî¸ Şeyh Hamid-i Velî Camii Minberinden Hutbeler¸ haz.: Mehmet Akkuş¸ Ali Yılmaz¸ Nasihat Yay.¸ İstanbul 2006¸ s. 13.



[2]   Aynı eser¸ s. 13-14.



[3]   Zülfikar Güngör¸ “Hulûsî-i Darendevî Dîvân'ında Hz. Muhammed (sav)”¸ Hulûsî Efendi Güldestesi¸ es-Seyyid Osman Hulûsî Efendi Vakfı Visan İktisadi İşletmesi¸ Ankara 2003¸ s. 28.



[4]   Osman Hulûsî Darendevî¸ Şeyh Hamid-i Velî Camii Minberinden Hutbeler¸ s. 11.



[5]   Mustafa Tahralı¸ “es-Seyyid Osman Hulûsî Efendinin Dîvân'ında Bir Gezinti”¸ Somuncu Baba¸ Haziran 1996¸ sayı: 6¸ ss. 8-9.



[6]   Aynı eser¸ s. 11.



[7]   Osman Hulûsî Darendevî¸ Dîvân¸ s. 149.



[8]   Osman Hulûsî Darendevî¸ Dîvân¸ s. 123.



[9]   Osman Hulûsî Darendevî¸ Şeyh Hamid-i Velî Camii Minberinden Hutbeler¸ s. 7.



[10] Osman Hulûsî Darendevî¸ Mektûbât¸ s. 297.



[11] Osman Hulûsî Darendevî¸ Dîvân¸ s. 70. Osman Hulusî Efendinin şiirlerinde aşk hakkında bk. Hikmet Atik¸ “Hulûsî-i Darendevî Divân'ında Gönül ve Aşk Kavramları”¸ Hulûsî Efendi Güldestesi¸ ss. 75-85.



[12] Osman Hulûsî Darendevî¸ Şeyh Hamid-i Velî Camii Minberinden Hutbeler¸ s. 20



[13] Aynı eser¸ s. 77.



[14] Osman Hulûsî Darendevî¸ Dîvân¸ s. 344.

Sayfayı Paylaş