OTUZDOKUZUNCU HUTBE

Somuncu Baba

Şeyh Hâmid-i Veli Minberinden
Hutbeler

Ey Cemâat-i Müslimîn Pek iyi bilirsiniz ki Allâh (c.c)'ın kullarına ilk emri ibâdettir. Her peygamber ümmetine Allâhu Teâlâ'ya ibâdeti emretmiştir. Dinimizde namazla¸ oruçla¸ zekâtla vesâir şekillerle yapmakta olduğumuz bu ibâdetlerde aranılacak çok mühim bir cihet vardır ki; o da ihlâs ve ihsândır. Şimdi okuduğumuz âyet-i kerîme gibi Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetlerinde ve bir çok hadîs-i şerîflerde bize ihlâs ve ihsân ile ibâdet etmemiz öğretiliyor. İbâdetlerimizde gafletten¸ riyâdan sakınmaklığımız ta'lîm buyruluyor. Meselâ: Namaz kılarken Tanrı'nın bu ulu divanına durduğumuzda Mevlâmızı gözümüzle görür gibi dindarâne bir huşû ile baştan başa bir safvet ve samîmîyetle edâ-yı ubûdiyyet etmemiz öğretiliyor. Peygamberimiz fahr-i âlem (s.a.v) efendimiz “Allâh'ı görür gibi ibâdet idiniz¸ siz Allâh'ı görmeseniz de¸ O sizi her halde görür.” buyuruyor. Muhterem Cemâat Şâyân-ı hürmet bildiğimiz bir zâtın huzûruna girerken¸ nasıl hâricî kıyafetlerimize çekidüzen verirsek hissimizi şuurumuzu derler toplarsak¸ mü'minlerin mi'râcı olan namaza bu dîvân-ı Sübhânîye durduğumuzda¸ daha şuurlu¸ daha duygulu bulunmamız lâzımdır. Bir pazar yerine dönen gönüllerimizden her türlü ilişkileri çıkarıp atmak¸ huzûr-ı kalp ile selâmet-i fikir ile cem'iyyet-i hatırla namaza durmak¸ ibâdet etmek mecbûriyetindeyiz. Bi'l-hâssa azîz cemâat¸ ibâdetlerimizde riyâdan¸ gösterişten¸ son derece sakınmak gerekir. Riyâya Peygamberimiz efendimiz “şirk-i asgar” (küçük şirk) buyurmuşlardır ki; Cenâb-ı Hak'a gizli ortak kabûl etmek demektir. Bu habîs zihniyet ibâdetlerimizin uğrun sıtması (gizli hastalığı)dır. Gönüllere musallat olan en kötü bir âfettir. Namaz kılar¸ oruç tutarken¸ zekât ve sadaka verirken; nefsin¸ şeytanın¸ bu zâde-i mela'neti ansızın gelir. Bilinmeyen¸ görülmeyen yollardan mü'minin gönlüne gizlice sokulur. İbâdetlerin tekmîl özünü¸ cevherini¸ bütün usâre-i fazîletini emer tüketir¸ ortada çok acıklı bir halde yalnız ibâdetin iskeleti sırıtır kalır. Kalplerimizi Mevlâ bu afetten esirgesin. İhvân-ı Din Oruç¸ namaz gibi ibâdetlerimizin zâhirî birtakım şurûtu (şartları)¸ erkânı vardır ki; her oruçlu¸ her musallî¸ bu şartlara riâyet etti mi¸ şüphesiz farz iskât edilmiş olur. Şeklen oruç tutulmuş¸ namaz kılınmış sayılabilir. Fakat; bu kadarla iktîfâ edersek¸ yetişir dersek¸ namazlarımız¸ oruçlarımız ibâdette aranılan fazîlet cevherinden tamâmen mahrûm kalır. İşte “Allâh'ı görür gibi ibâdet ediniz.” hadîsi¸ bize ibâdetlerimizden hakkıyla feyz almanın yolunu öğretiyor. Bu da ibâdetlerimizin zâhirî değil¸ hakîkî şartı oluyor ki; adı ihsândır. İbâdet de¸ ihsân ve samîmîyet demektir. Ey Mü'minler Okuduğum birinci hadîs-i şerîf “Cevâmi'ülkelim” hadislerdendir. Kısa bir nazım ile gâyet şumüllü âdâb-ı İslâmiyye ta'lîm buyrulmuştur. Şöyle ki; “İbâdetlerinizi Allâh (c.c)'ı görür gibi edâ ediniz.” düstûrunu kalemlerine mevzu edînen; ahlâkçı¸ içtimâiyatçı İslâm mütefekkirleri¸ Asr-ı Saâdet'ten beri sahifelerle yazı yazmışlar¸ bu âlî düstûrun hakîki kıymetini göstermeye çalışmışlardır. Biz de ibâdetlerimizi böyle huzûr-ı kalp ile îfâya çalışalım. Bu hadîs uzunca bir hadîsin¸ yani îmân ve İslâm hadîsinin bir parçası olarak zikr olunmuştur. Hadîsin diğer kısmında İslâmın¸ îmânın şartları öğretiliyor. İhsânın da İslâm ve îmân payesinde yüksek olduğu gösteriliyor. Nasıl kelime-i şahâdet; savm u salât¸ zekât¸ hac¸ İslâm'ın birer esâs şartları ise¸ nasıl Allâh'ın varlığına ve birliğine¸ meleklerine¸ kitaplarına¸ Peygamberlerine¸ âhiret gününe hayır ve şerrin Allâhu Teâlâ'dan geldiğine îmân ve itikat ediyorsak ibâdetlerde¸ ihsân ve ahlâkın lâzım geldiğine de öylece îmân ederiz. Cenâb-ı Hak ibâdetlerimizi gafletten¸ riyâdan uzak bulundurmak¸ huzûr ile îfâ etmek müyesser kılsın.

Sayfayı Paylaş