EHLİ BEYT SEVGİSİ

Somuncu Baba

Ehl-i beyt tabiri¸ İslâmî dönemden itibaren günümüze kadar sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ailesi ve soyu manasına gelen bir terim olmuştur. İslâm tarihinde Hz. Hasan (r.a.) neslinden gelenlere “Şerif”¸ Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan gelenlere de “Seyyid” adı verilmiş; kendilerine hürmet ve muhabbet göstermek¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'i sevmenin bir tezahürü kabul edilmiştir. Ehl-i beytin Osmanlı döneminde halk arasında tanınmaları için farklı kıyafetlerle dolaşmaları sağlanmıştır. İsimleri¸ şecereleri ve ahlâkî durumlarını tespit eden teşkilatlar kurulmuştur.


Ehl-i beyt tabiri¸ İslâmî dönemden itibaren günümüze kadar sadece Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ailesi ve soyu manasına gelen bir terim olmuştur. İslâm tarihinde Hz. Hasan (r.a.) neslinden gelenlere “Şerif”¸ Hz. Hüseyin (r.a.) soyundan gelenlere de “Seyyid” adı verilmiş; kendilerine hürmet ve muhabbet göstermek¸ Hz. Peygamber (s.a.v.)'i sevmenin bir tezahürü kabul edilmiştir. Ehl-i beytin Osmanlı döneminde halk arasında tanınmaları için farklı kıyafetlerle dolaşmaları sağlanmıştır. İsimleri¸ şecereleri ve ahlâkî durumlarını tespit eden teşkilatlar kurulmuştur.


Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.)¸ ehl-i beyti güle benzetmiş ve kendisinin de oraya¸ Altın Silsile olarak adlandırdığı neseb-i âliye¸ bir evlat olarak bağlı olduğunu şu şiiriyle beyan etmiştir ve:


Hulûsî sulbümüz el-hak / Resûl'ün âline mülhak


Altun silsilenin mutlak /Hep kavmi kardaşı güldür


diyerek¸ Rasûl'ün âline nesep yoluyla bağlı olmasını¸ o altın silsilenin bir halkası olmasını iftiharla dile getirmiştir. Seyyidlerin tümünün (akraba) o gül neslin bir parçası olduğunu ifade etmiştir.


Bir evlad-ı Rasûl olan Osman Hulûsi Efendi de¸ birçok sıkıntılara katlandı¸ zorluklarla karşı karşıya kaldı. Gül için¸ gül yüzlü için dertlere göğüs gerdi. Sabır ve metanetle hepsinin üstesinden geldi.


Bir arkadaş anlatıyor: “Osman Hulûsi Efendi Medine'de Seyyid Ömer'le bir sohbetlerinde¸ Seyyidliğin öneminden bahsederek buyurdular ki: “Seyyid Ömer¸ Ebu Zeri Gıfarî (r.a.) Hazretlerinin bir kelamı var ‘İbadet ü taatde belin yay gibi olsa (şahadet parmağını bükerek işaret etti) ehl-i beyti sevip¸ hizmet etmedikçe amelin makbul olmaz.' diye buyuruyor.” Seyyid Ömer de: “Saddak¸ Saddak ya Seyyid.” diyerek Osman Hulûsi Efendi'nin alnının sağ tarafından öptü. Sohbet bittikten sonra tekrar Osman Hulûsi Efendi'nin elini öpüp sarıldılar¸ müsaade isteyip ayrıldılar.”


Dergimiz bu ay da zengin içeriği ile sizlerin karşısına çıkıyor. Özellikle 14 Ekim'de başlayacak olan Muharrem ayı nedeniyle kaleme alınan Doç. Dr. Fatih Erkoçoğlu'nun ‘Kerbelâ' yazısı ile Mustafa Özçelik'in ‘Kerbelâ Mersiyeleri' bu konuda dikkat çeken yazılar. Yine günümüzün önemli problemlerinden olan Selefîlik ile ilgili Prof. Dr. Metin Özdemir'in kaleme aldığı ‘Müslümanların Birliği ve Dirliğini Tehlikeye Atan Bugünkü Selefilik' başlıklı yazı da bir diğer önemli makale olarak sizlerin istifadesine sunulmuştur. Ülkemize ve İslâm dünyasına birlik ve kardeşlik temennilerimle¸ bütün okurlarımızı kalben selamlıyorum.



THE LOVE OF AHL AL-BAYT


Since the Islamic era¸ the definition of Ahl al-Bayt has only been used for the relatives and descendents of the Prophet Muhammad (sav). The ones from the descendent of Hasan (pbuh) are known as “Sharif” and the ones from Hussein's (pbuh) are called as “Sayyid”. Also¸ showing respect to them is generally considered to prove the love of Prophet Muhammad (sav). In the Ottoman Period¸ those people were provided to wear different clothes to be known among the other people and there established organizations to determine their nameş families and moral conditions.


There is a saying of Abu Zar Ghaffari (pbuh)¸ ” Even if you worship and pray a lot¸ unless you love and serve Ahl al- Bayt¸ none of your actions are accepted”.

Sayfayı Paylaş